Nabucco Türkiye'nin başına bela açacak

Türkiye AB'nin doğal gazda Rusya'ya bağımlılığını azaltacak Nabucco projesinde yer almak için öne sürdüğü koşulları geri çekti. Topraklarını boru hattına açan Türkiye ile AB üye ülkeleri arasında 25 Haziran'da hükümetler arası anlaşmanın imzalanması bekleniyor.
Çarşamba, 13 Mayıs 2009 12:13

soL (HABER MERKEZİ) Geçen hafta gerçekleştirilen AB Güney Koridoru Enerji Zirvesi ile 15 yılı aşkın bir süredir AB'nin gündeminde olan Nabucco Doğal Gaz Boru Hattı Projesinin hayata geçebilmesi açısından önemli bir viraj dönüldü. Projede bazı belirsizlikler devam etse de Türkiye, hiçbir ön koşul koymaksızın boru hattı için transit ülke olma rolünü kabul etti ve birçok taahhüdün altına imza atmış oldu.

Türkmenler Özbekler reddetti, Türkiye kabul etti
Çek Cumhuriyeti'nde düzenlenen AB Güney Koridoru Enerji Zirvesi 8 Mayıs'ta imzalanan ortak bir deklarasyon ile sona erdi. Deklarasyona AB yetkilileri dışında Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve Mısır imza attı. Zirvede temsil edilen Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan ise deklarasyona imza atmayı reddettiler.

ABD, Rusya ve Ukrayna ise zirveye birer gözlemci ile katıldılar.

Deklarasyonda Türkiye ile AB üye ülkeleri arasında Nabucco projesi için hükümetler arası görüşmelerin Haziran ayı içerisinde nihayetlendirilmesi kararı da alındı. Söz konusu anlaşmanın 25 Haziran'da imzalanacağı bildiriliyor. Ancak, bu anlaşmanın tarihinden yeni Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın haberi yok.

Deklarasyon neyi içeriyor?
Deklarasyon, Hazar Denizi enerji kaynaklarının Kafkaslar ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştırılması için enerji ve ulaştırma alanında bölge ülkeleri ile AB arasında bir işbirliği protokolü olarak değerlendiriliyor.

Deklarasyonda Hazar havzası doğal gazını Avrupa'ya taşıyacak olan Nabucco boru hattı projesine ilişkin kısımlar en göze çarpan bölümleri oluşturuyor. AB, 3.300 km uzunluğa sahip olacak ve yılda 31 milyar metreküp doğal gazı Avusturya'ya taşıması öngörülen boru hattı projesindeki belirsizlikleri aşmak için çabalarını yoğunlaştırdı.

AB'nin Rus doğal gazına bağımlılığının azalmasını sağlayacak olan projenin iki önemli sorunu bulunuyor. Birincisi, boru hattına verilecek doğal gazın nereden sağlanacağı ikincisi ise boru hattının başlangıç güzergahının neresi olacağı.

Azerbaycan dışında Hazar havzasında boru hattına gaz vermeyi taahhüt eden ülke bulunmuyor. Boru hattının ekonomik olabilmesi için birkaç Orta Asya ülkesinin daha projeye gaz temini için ikna edilmesi gerekiyor. Ancak Rusya'nın bu bölgedeki etkisi, ikna sürecini baltalıyor.

Boru hattının Gürcistan-Türkiye sınırından mı ve/veya İran-Türkiye sınırından mı başlayacağı ise henüz netlik kazanmış değil.

Deklarasyonun, Ermenistan-Azerbaycan arasındaki sorunların çözülmesi için ABD ve AB'nin devreye girdiği ve bağlantılı olarak Kafkasya'da bir dizi gelişmenin yaşandığı bir döneme denk düşmesi dikkat çekti.

Türkiye'nin enerjide başı belaya girecek
AB yetkilileri, Türkiye'nin tüm şartları kabul ederek deklarasyonu imzaladığını belirttiler. Böylece Türkiye'nin Nabucco projesi için daha önce öne sürmüş olduğu bazı ön koşulları geri çektiği teyit edilmiş oldu. Türkiye daha önce, Nabucco'nun taşıyacağı gazı yüzde 15 indirimli kullanma talebinde bulunmuştu.

Zirvenin deklarasyon metni yakından incelendiğinde Türkiye'nin Nabucco projesinde talep ettiği özel statü şartlarının hiçbirinin yer almadığı görülüyor. Türkiye, doğal gazda fiyat ve miktar açısından diğer Nabucco ortaklarını bağlayan koşullara tabi olacak.

Böylece üçte ikisi ülkemiz topraklarından geçen boru hattından iletilen doğal gazdan "avantajlı" biçimde yararlanma şansı kalmadı. Türkiye tıpkı Gümrük Birliği anlaşmasında olduğu gibi AB ülkelerinin menfaatleri için bu kez enerji alanında bir dizi taahhüdün altına girmiş oldu.

Cumhurbaşkanı Gül'ün deklarasyonu imzalamasıyla, Türkiye'nin bağımsız bir enerji politikası oluşturması koşulları biraz daha sınırlandı.

Rus doğal gazına AB'den daha bağımlı durumda olan Türkiye'nin, Rusya'nın bölgedeki siyasi ve ekonomik nüfuzunu azaltacak projelerde başrolde bulunması büyük bir risk olarak değerlendiriliyor. Türkiye'nin, önümüzdeki dönemde doğal gazda vanaları elinde tutan Rusya'nın, doğal gaz fiyatlarının yükseltilmesi gibi, bazı misillemelerine maruz kalabileceği belirtiliyor.

Masada AB'ye üyelik süreci mi vardı?
Türkiye'nin Prag'da yapılan enerji zirvesinde Nabucco ile beraber AB ile üyelik müzakerelerinin de masada olduğu iddia edilmişti. Zirve sonrasında gelen açıklamalar ve gelişmeler, bu iddiayı doğrular şekildeydi.

Cumhurbaşkanı Gül, geçen hafta zirve sırasında yaptığı Prag'daki açıklamasında, "Daha başarılı olmak için işbirliği ve dayanışmanın her iki tarafta olması büyük önem taşıyor. Bu kapsamda enerji faslının açılmasının büyük faydası olacaktır" demişti.

Türkiye'nin zirvede AB'nin enerji vizyonunu içeren deklarasyonun altına imza atmasından birkaç gün sonra, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn'in asistanından gelen "Türkiye ile enerji faslının müzakerelere açılmasında AB Komisyonu açısından bir engel bulunmadığı" değerlendirmesi dikkat çekti.

AB ile uyum müzakerelerinde Enerji Faslı bir yılı aşkın süredir, Kıbrıs Rum Kesimi'nin vetosu nedeniyle açılamıyordu. Rumlar, Türkiye'nin Nabucco projesini koz olarak kullanarak üyelik sürecini hızlandırmaya çalıştığını savunmaktaydı.

Yeni bakan konuyu geçiştiriyor: "Ben bilmem Gül bilir"
Yeni Enerji Bakanı Taner Yıldız, Türkiye'nin Nabucco projesinde yüzde 15 indirimli doğal gaz talebinden vazgeçip vazgeçilmediğine ilişkin sorulara "bunu evet ya da hayır, beyaz ya da siyah şeklinde yorumlamayalım. Bu görüşmeler devam ediyor" diyerek karşılık verdi.

25 Haziran'da projeye dönük anlaşmanın imzalanacağının belirtildiğinin hatırlatılması üzerine de Yıldız, bunun hükümetler arası anlaşma ile ilgili olduğunu, bu konuda Cumhurbaşkanının konuyu görüştüğünü, kendisinin tarih hakkında bir bilgisinin olmadığını söyledi.

Öte yandan, eski bakan Hilmi Güler'in Nabucco'daki "pazarlıkçı tutumu"nun kabine dışı kalmasının en önemli gerekçesi olduğu iddia ediliyor. Güler'in koltuğunu kaybetmesinde, sadece Nabucco projesindeki tutumu etkili olmadı. Bürokrasi geçmişi olan ve Çalık'a yakınlığıyla bilinen Hilmi Güler'in, ulusal bor enstitüsü kurma hedefi ve enerjide iki dev kamu şirketi TPAO ve BOTAŞ'ın birleştirilmesi fikrine sıcak bakması, sermayenin hedef tahtasına yerleştirilmesine yetmişti. Enerji projelerinin bölgenin siyasi ve ekonomik haritasını değiştirmeye aday olduğu bir konjonktürde, bakanlık koltuğunda pazarlık etmeyen bir unsurun yer almasının tercih edileceği konuşuluyor.