İşçi sınıfına Varlık Fonu saldırısı

OHAL döneminde yine bir kanun hükmünde kararname saldırısı gerçekleşti. Bu KHK'ya dayanarak verilen Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye'nin en önemli kuruluşları Türkiye Varlık Fonu'na devredildi. Söz konusu devirler, işçi sınıfına büyük bir saldırı dalgasının da startını verecek. AKP, referandumu sınıfa saldırarak kazanmaya çalışacak.
Kerem Aydın
Çarşamba, 08 Şubat 2017 12:07

5 Şubat günü Resmi Gazete'de yayımlanan 2017/9756 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Hazine Müsteşarlığı'na bağlı bazı kamu kuruluşlarının Türkiye Varlık Fonu'na (TVF) devredilmesi kararlaştırıldı. 24 Ocak 2017 tarihli bu Bakanlar Kurulu kararının yaklaşık iki hafta sonra Resmi Gazete'de yayınlandığı anlaşılıyor.

Bakanlar Kurulu bu devirleri ise TVF ile ilgili kanuna 2 Ocak'ta bir KHK ile yapılan ek maddeye istinaden gerçekleştirdi. 2 Ocak tarihli 684/9 Sayılı KHK ile TVF'yle ilgili kanuna “İktisadi devlet teşekküllerinden, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıkları ve iştiraklerindeki kamu paylarından, sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası Devlete ve/veya diğer kamu tüzel kişilerine ait olan ticari amaçlı kuruluşlardaki kamu paylarından, sermayesinin tamamı kamuya ait olan ticari amaçlı kuruluşların sahip olduğu hisse ve varlıklardan, Devletin diğer iştiraklerindeki kamu paylarından ve Hazineye ait paylardan Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Varlık Fonuna aktarılmasına veya Şirket tarafından yönetilmesine karar verilenlerden” ibaresi eklenmişti.

Yapılan bu ekle KİT'lerin her türlü varlık ve hisselerinin Bakanlar Kurulu kararlarıyla TVF'ye devredilmesinin önü açılmıştı.

Bakanlar Kurulu kendisine verdiği bu yetkinin gereğini bir ay sonra yerine getirdi. Türkiye'nin en değerli ve stratejik kamu kuruluşlarını, bir gecede TVF'ye devretti!

Ülkenin en büyük bankası Ziraat Bankası, doğal gazda musluğun başındaki Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi (BOTAŞ), yine ülkede üretilen petrolünün yüzde 75'ini tek başına üreten Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), stratejik maden borlarda dünyada en büyük rezerve sahip şirket durumundaki Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü, PTT A.Ş. ve Borsa İstanbul A.Ş. TVF'ye devredildi.

Ayrıca Türk Telekom, THY ve Halkbank'taki Hazine'ye ait hisseler de yine TVF'ye devredildi.

Hükümet yetkilileri, söz konusu devir kararından sonra kamu kuruluşlarının iş planlarında bir değişiklik olmaksızın faaliyetlerine devam edeceklerini açıkladılar. Hatta içlerinde bu kuruluşlarda hisse satışının yani özelleştirmenin yapılmayacağını söyleyenler dahi oldu. Yine aynı açıklamalarda, kamu kuruluşlarının kredi sağlamak için teminat olarak gösterilmeyeceği yani ipotek edilmeyeceği belirtildi.

Ancak hükümetten yapılan bu açıklamalar, TVF'nin amacı ve işleyişi ile bütünüyle çelişiyor. Çünkü söz konusu kuruluşların daha önce Hazine'ye yıllık olarak aktardıkları temettülerin büyüklüğü, hükümetin sıvandığı çılgın projelere ve ekonomideki açtıkları delikleri tıkamaya yetmez.

Yapmak istedikleri, Hazine'ye bağlı kamu kuruluşları içerisinde altın yumurtlayan tavuk niteliğinde olanları bu fona devrederek sadece altın yumurtaları kullanmak değil tavuğun kendisini de “ekonomik değere” dönüştürüp fonu büyütmek.

ESNEK VE GÜVENCESİZ ÇALIŞMA SALDIRISI GELİYOR

TVF'nin kaynaklarını büyütmek için öncelikle kamu kuruluşlarının daha fazla gelir getirmeye başlaması gerekiyor. Tabiri caizse, TVF yönetimi taşı sıkıp suyunu çıkartacak yani kamu yararı doğrultusunda faaliyet göstermesi gereken bu işletmeleri özel sektör mantığıyla yönetip maliyetleri kısmaya çalışacaklar.

Bunun için halihazırda TPAO ve BOTAŞ'ta başlamış olan yeniden yapılandırma çalışmalarını devredilen tüm diğer kuruluşlara da yayarak hızlandıracaklar. Bu yeniden yapılandırma çalışmalarının merkezinde elbette işçilik maliyetlerini kısmak ve işletmeleri hisse satışına yani halka arza hazırlamak duruyor.

İşçilik maliyetleri, kamu istihdamının bazı güvencelerini ortadan kaldırmak, çalışma biçimini esnekleştirmek, taşeronlaştırmayı arttırmak ve istihdamı daraltmak suretiyle aşağıya çekilmek istenecek.

İşçiler daha yoğun ve esnek çalıştırılacaklar ve sömürü oranları arttırılarak TVF'ye daha fazla gelir aktarılması hedeflenecek.

Ayrıca bu kuruluşlarda 657 sayılı Kanun'a tabi kamu emekçilerine daha büyük bir tehdit oluşacak. TVF A.Ş. ve kurduğu şirketlerde çalışanlar için kamu kuruluşlarının tabi olduğu çalışma mevzuatı geçerli olmayacak, yani kamu istihdamı güvenceleri olmayacak. Devredilen kuruluşlarda da emekçileri bu güvencelerden mahrum etmeye niyetlenecekler.

TVF'NİN BAŞINA ÖZELLEŞTİRMENİN PATRONU GETİRİLDİ

Fona devir ile amaçlananlar arasında, kârlı ve gelir getirici kamu kuruluşlarının bir kısım hisselerini satarak doğrudan satış geliri elde etmek de var.

TPAO'nun halka arz edilmesi planları bu nedenle hızlandırılacak. BOTAŞ'ın üçe bölünmesi düşünülüyor. Ziraat ve Halkbank'ın hisseleri satışa çıkarılabilir.

Ayrıca mevcut yasalarla özelleştirilmesinin hatta özel şirketlerle işbirliği yapmasının önünde engeller bulunan Eti Maden'de, fona devir yoluyla bu mevzuatın kenarından dolanılarak çeşitli özelleştirme biçimleri gündeme gelebilir. Dünyanın toplam bor rezervinin yüzde 72'si Eti Maden'in elinde ve bu rezervi kullanmak isteyen tekeller yıllardır hükümetlere baskı uyguluyorlar. Şimdi bor rezervlerini kullanmak için Eti Maden'e ortak çıkabilirler. Çünkü TVF müthiş yetkilere sahip, denetim ve yaptırımdan uzak fiili durum yaratabilir. Borlarda mevcut mevzuatı delebilir.

Hükümet yetkilileri aksini iddia etse de, TVF'nin ana kaynağının özelleştirmeler olacağı gün gibi aşikar. Öyle olmasa, TVF'nin başına Özelleştirme İdaresi Başkanı Mehmet Bostan'ı genel müdür yapmazlardı!

Özelleştirme operasyonunun başındaki Mehmet Bostan'ın, -“engin bilgi ve tecrübesiyle”- TVF'ye aktarılan kamu kuruluşlarının ve Hazine'ye ait gayrimenkullerin satışını en iyi yapacak kişi olduğunu düşünmeleri doğal.

İŞÇİ SINIFININ BİRİKİMLERİ DE FONA BAĞLANACAK​

Kamu kuruluşlarının TVF'ye devredilmesi de hükümete yetmeyecek. Çünkü ekonomideki sıkıntıları gidermeye çalışmak ve çılgın projelere fon sağlamak için daha fazlası gerekiyor. Bu nedenle halihazırdaki tüm fonları TVF'ye bağlamak isteyecekler.

İşçinin birikimleriyle oluşan 103 milyar TL'lik büyüklüğüyle İşsizlik Sigortası Fonu'nun, bir gece KHK'yla TVF'ye bağlandığını öğrenebiliriz.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı'nın “2017'de kıdem tazminatı fonuna geçeceğiz” yönlü açıklamasının zamanlaması da manidar. Eğer işçi sınıfının tepkisi ve direncine rağmen bunu başarabilirlerse Kıdem tazminatı fonunun, kısa zamanda İşsizlik Sigortası Fonu'ndan daha büyük bir hacme ulaşması kesin. O takdirde kıdem tazminatı fonunu da TVF'ye bağlamayı düşüneceklerdir.

Bunlar yetmez ise işçi sınıfının cebindekini alıp türlü türlü yeni fonlar oluşturabilirler. TVF'nin yönetim kurulunda cin fikirli danışmanlara koltuk açılması başka ne için olabilir?

REFERANDUMU İŞÇİ SINIFINA SALDIRARAK KAZANMAK İSTİYORLAR

Referandum öncesi alelacele bu adımları atan hükümetin niyeti belli. Referandumu kazanmak ve başkanlığın temelini sağlamlaştırmak için TVF yardımıyla, ekonomiyi makyajlamaya çalışacaklar, ekonomideki sıkıntıların ve dış finansman zorluklarının “çılgın projeleri” sekteye uğratmasına engel olmak isteyecekler.

Bu niyet ve hedefin doğrudan sonucu ise özelleştirmeler, kamu işçileri ve çalışanlarının güvencelerinin ortadan kaldırılması, kamuda esnek çalışma uygulamalarının hızlandırılması, ülkenin stratejik kaynaklarının sermayeye açılması, emekçilerin alınteri ve birikimleriyle oluşmuş fonların TVF havuzuna bağlanması olacak.

Kısacası, işçi sınıfına dört koldan saldıracaklar. İşçi sınıfının tüm bunlara sessiz ve seyirci kalacağının düşünülmesi ise bu “çılgın” niyetlerin zayıf karnıdır. Bu niyetlerin ve hedeflerin sınırı, tam da buradadır. O kadar uzun boylu değil!