'Başkurt Fabrikası’nda 95 işçi, Türkiye’de milyonlarcayız, kazanacağız'

Sakarya'daki Başkurt Motor ve Kablo Fabrikası işçilerinin direnişi sürerken, direnişi, açlık grevini ve gelinen noktayı soL'a anlatan Başkurt işçisi İsmail Varlıca “Başkurt Fabrikası’nda 95 işçi, Türkiye’de milyonlarcayız, kazanacağız” dedi.
Söyleşi: Tuncay Köklü
Salı, 07 Haziran 2016 12:57

Sakarya 1. Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Başkurt Motor ve Kablo Fabrikası işçileri, bir süre önce toplu sözleşme görüşmelerinin başlamaması ve zamların zamanında yapılmaması nedeniyle greve başladı. İşçilerin grevini kırmak için patronun harekete geçmesi ve fabrikaya usulsuzce işçi sokması üzerine, işçiler grevlerini açlık grevine dönüştürdü.

soL’un sorularını yanıtlayan Başkurt işçisi İsmail Varlıca, grevin öncesini, direnişi ve şu anda içinde bulundukları durumu anlattı.

“Başkurt Fabrikası’nda 95 işçi, Türkiye’de milyonlarcayız, kazanacağız” diyen İsmail Varlıca'ya sorularımız ve yanıtları şöyle: 

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Üç çocuklu bir işçi ailesinin en küçük çocuğuyum. Ben de babam gibi işçi olmayı tercih ettim. 36 yaşındayım. 9 yıldır Başkurt Fabrikası’nda çalışıyorum. Çalıştığım fabrikada 3 yıldır Çelik-İş e bağlı sendikanın temsilcisiyim.

Sizi greve götüren süreçten ve taleplerinizden söz eder misiniz?

TİS süreci başladığında ortalama ücretlerin bin 500 TL civarında olan fabrikamızda yüzde 10-15’i zorlayan bir artış talebimiz oldu. Sosyal ve diğer hak taleplerimize (Yıllık izin, yakacak yardımı, ikramiye, çalışma koşullarının iyileştirilmesi) sıra dahi gelmeden. İnsani yaşam koşulu talebimiz işveren tarafından geri çevrildi. Yapılan görüşmelerde karşılıklı sonuç alınamayınca. 29 Mart’ta greve başladık. Objektif olmak gerekirse zorunda kaldık. Bunu söylemeye bugün utanıyorum. Bizim karşımızdaki patronda olsa insandır, bizde oldukça insani bir şey istiyoruz. Oysa bize teklif edilen neredeyse Asgari ücretin dahi altında olan komik bir teklifle çıktılar. Karşımızda insana değer veren bir işveren yok. İş barışını biz bozmadık, onlar insanlık onurumuzla dalga geçmeye kalktılar. İnsanlığımızı ayaklarının altına pas pas edemezdik. Boyun eğemezdik.

80’li yıllardan sonra Sakarya gibi büyük bir işçi havzasında ilk kez açlık grevi başlattınız. Sizi bu kararı almaya götüren süreci anlatır mısınız?

Grevin 50. gününe geldiğimizde 95 işçi arkadaşımızla birlikte başlattığımız grevi yeteri kadar gerekli çevrelere duyuramadığımızı düşündük. Çelik-İş Sakarya Şube Başkanı Rıfat Kurt ile bir araya geldik. Açlık grevi alma kararımızı ona ilettik. Bize açlık grevine başlayın veya başlamayın demedi. Neticede zor bir karar ve insan hayatı söz konusu. Elimizden başka bir şey gelmeyeceğini düşünerek, işçi arkadaşlarımla birlikte son çare olarak açlık grevini başlattığımızı kamuoyuna ilan ettik. Rıfat Kurt bize büyük bir insanlık dersi verircesine açlık grevimize katıldı. Sesimizi daha fazla duyurabilmek için açlık grevine başladık ama açlık grevinin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorduk. İlk gün hiçbir şey yiyip içmedik. Aslında sıvı tüketmemiz gerekiyormuş bunu öğrendik. Fakat daha önemli bir şey öğrendik. Açlık grevi son çaremiz değilmiş. Daha zorlayacağımız çok kapı varmış. Açlık grevi sürecinde gelen desteklerle yeniden uyandık. Sesimiz duyulmuştu artık tek başımıza değildik. Destek çığ gibi büyüdü demiyorum ama bize enerji veren hareketi hepimiz hissettik. Başlattığımız açlık grevi bir şekilde amacına ulaşmıştı.

Grevin 50’nci gününde başlattığınız açlık grevi sonrasında çeşitli çevreler destek ziyaretlerinde bulundu. Kimi milletvekillerinin de bulunduğu heyetler geldi yanınıza. Bu destek ziyaretlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben fabrikanın 9 yıllık çalışanı olarak en ski işçilerden biriyim. Aralık ayında aldığım ücret bin 350 TL. Biz sadece kanunların işlemesini istedik. Greve çıktıktan sonra patron kanunsuz yollarla içeriye işçi soktu. Temizlik kadrosu, beyaz yaka kadrosuyla kanunsuz olarak işe aldığı işçilerle üretime devam etti, hala da devam ediyor. Biz yasal hakkımızı kullanırken kanunlar neden bizden yana değil demiyoruz. Neden adil şekilde işletilmediğini soruyoruz. Yetkililerse bizi duymamak yönünde bir irade ile hareket ediyor. Kanunsuz şekilde çalıştırılan fabrikamızda işveren açlık grevine başladığımız için bizi suçlamaya kalktı. Biz hayatımızı sağlığımız ortaya koyduk daha ötesi var mı? Sesimiz duyulsun diye böyle bir yolu seçtik. Türkiye de maalesef patronlar işçilerden daha örgütlüler. Biz derdimizi anlatma, sesimizi duyurma çabasındayken işveren bizi; fabrikayı zarara uğratmakla suçladı. Grev de kaldığımız sürede 4-5 milyonluk zararı olduğunu söyledi. Bunu duyduktan sonra açlık grevine başlamayıp, ne yapsaydık?  Biz bu fabrikaya yıllarımızı verdik. Çalışan işçi arkadaşlarımızın fabrika içinde yere düşen somunu ziyan olmasın diye yerden aldığına şahit olmuş bir işçi olarak söylüyorum. Biz nasıl ekmeğimize ihanet etmiş oluyoruz. Bizim zenginleştirdiklerimiz asıl bize ihanet edenler. Biz olmasaydık, biz çalışmasaydık nasıl bu fabrika ayakta durabilirdi? Sendikayı da, işçileri de sindirmek istiyorlar ama başaramayacaklar. Biz kazanacağız, buna inanıyoruz. Çeşitli çevrelerden gelen desteklere milletvekilleri de dahil olmak üzere iyi niyetli olduklarını temenni ediyoruz. Sesimizin çeşitli çevrelerde yankı bulması tabi ki hepimizi motive ediyor. Destek veren herkese teşekkür ediyoruz. Ancak bizim en büyük dayanağımız birlikte bu yola baş koyduğumuz işçi arkadaşlarımız. “Ben de bu ücretlerle geçinilmeyeceğini biliyorum ama sizin talep ettiğimiz ücretleri verebilecek gücümüz yok” diyen işverene karşı, işçi arkadaşlarımla tek yürek olduk. Açlık grevini sonlandırmamıza asla sevinmesinler. Açlık grevimiz amacına ulaştığı için sonlandırdık. Şimdi mücadelemizi büyütmek için daha iyi bir hamle için hazırlanıyoruz. Çocukluğumda okul sonrası aileme katkı olsun diye süpürge yapan atölyelerde çalışırdım. Bu düzenin pisliklerini, adaletsizliğini süpürmek için mücadele edeceğim hiç aklıma gelmemişti.

15-16 Haziran büyük işçi direnişinin yıl dönümü yaklaşırken iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Biz işçi arkadaşlarımızla grev sürecinde korkunun ecele faydası olmadığını gördük. Şimdi diğer fabrikalarda ki işçi kardeşlerimizin neden korktuğunu anlayamıyoruz. Biz ülkemizi seviyoruz. Çeşitli oyunlarla bizi bölüp korkuyu büyütmek istiyorlar. İşçiyi, işçiye kırdırmaya çalışıyorlar. Aynı makinanın başında birlikte ter döktüğümüz arkadaşlarımızla bizi nasıl düşman edebileceklerine aklımız ermiyor. Biz bu oyuna gelmeyeceğiz.  Bizim başımız dara düşmeden önce işçinin işçiden başka dostu olmadığını bizde bilmiyorduk. Grevimizin 55. Gününde karşımızdaki TATA Fabrikası işçisi grev kararı aldı. Patronları bizim başlattığımız grevle, Tata grevinin birleşmesinden korkarak. TATA işçilerinin taleplerinin tamamını kabul etti. Orada çalışan işçi arkadaşlar bizlere teşekkür ziyaretinde bulundular. Biz bu yaşımıza kadar grevi sadece dinlerdik, nasıl bir şey olduğunu bilmiyorduk.  Şimdi ise işçi sınıfının birlikte hareket etmelerinden ne kadar korktuklarını öğrendik. 15-16 Hazirana yaş itibarı ile yetişme, tecrübe etme şansımız olmadı. Bu süreçte bir damla alın terinin patronları nasıl korkuttuğunu gördük. Bizi bölmeye çalışanlara karşı birlikte mücadele etmenin neler kazandırdığını yaşayarak öğrendik. Herhalde 15-16 Haziranda böyle bir sürecin ürünüydü diye düşünüyoruz. Bu sefer tarihi görev bize düştü. 15-16 Haziran neden unutulmamalı öğrendik. Bu saatten sonra bu bayrak düşmeyecek. Biz kazanacağız.

Son sözünüzü henüz söylemediğinizi biliyoruz ama en azından bu söyleşi için söylemek istediğiniz bir son söz var mı?

Bizler emeğimizin karşılığını alabilmek, her şeyden önce daha güzel bir ülke için ayağa kalkan, sınıf dayanışmasının ne kadar önemli olduğunu öğrenen, tarafımızı seçmiş işçileriz. Bizim gibi direnişte olan, boyuneğmeyen Manisa Tordemir İşçilerinin, Avcılar Belediye Taşeron İşçilerinin, Kilimli Maden İşçilerinin, Avon İşçilerini, Sivas Demir Çelik İşçilerinin direnişlerini selamlıyoruz. Ayrı yerlerde olsak da birlikte direndiğimizi, bize güç verdiklerini bilmelerini istiyoruz. soL Haber Portalı çalışanlarına ve Metal İşçisi Direnişte sayfasına bizi hiç yalnız bırakmadıkları için teşekkür ediyoruz. Tekrar söylüyorum biz kazanacağız. Hevesleri kursaklarında kalacak. İşçilerin soluğunu boğmak mümkün değil. Başkurt’ta 95 işçi, Türkiye de milyonlarcayız. Biz kazanacağız.