"Türkiye Avrupa-Atlantik ittifakının tamamlayıcı parçası"

ABD Başkanı Barack Obama, Hürriyet gazetesinden Tolga Tanış'ın sorularına yazılı olarak yanıt verdi. Obama, wikileaks belgeleri, Avrupa Birliği üyeliği, Kürt sorunu ve NATO füze kalkanı projesi gibi birçok konuda ABD-Türkiye ilişkilerine dair yazılı olarak görüşlerini iletti.
Pazar, 19 Aralık 2010 23:52

"Ortaklığımız elastiktir, wikileaks ile sarsılmaz" diyen Obama, eksen kayması tartışmaları ile ilgili soruya, NATO füze kalkanı projesinin AKP tarafından onaylanmasını hatırlatarak "Türkiye Avrupa-Atlantik ittifakının tamamlayıcı parçasıdır" yanıtını verdi.

"ABD-Türkiye ilişkileri şimdi daha önemli" diyen Obama, Lizbon'daki NATO Zirvesi'ndeki 'olumlu' tavrından dolayı AKP'ye teşekkür etti.

Obama'nın Hürriyet gazetesinde yayınlanan röportajı şöyle:

"Türkiye’nin Avrupa’yla bağı Boğaziçi Köprüsü’nün ötesinde. Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki desteğinizi daha önce birçok kez tekrarladınız. Ve ABD’nin üyelik koşullarını karşılayan bir Türkiye’nin Avrupa’nın yararına olacağına ikna olduğunu söylediniz. Yakın gelecekte bu üyeliği mümkün görüyor musunuz?
Bu kararın bize ait olmadığının farkında olmakla birlikte, ABD, Türkiye’nin AB’ye katılımını güçlü bir şekilde desteklemeye devam ediyor. Ve Türkiye’yi üyelik sürecini tamamlamak için gerekli reformları sürdürmesi için teşvik ediyor. AB üyeliği kriterlerini karşılayan bir Türkiye’nin AB’nin yararına, bu kriterleri yerine getirmek için Türkiye’nin harcadığı çabaların da Türkiye’nin yararına olduğuna halen ikna olmuş vaziyetteyim. 2009 Nisanı’nda Ankara’daki ziyaretim sırasında da dediğim gibi... Türkiye Avrupa’ya Boğaziçi’nin üzerindeki köprülerden daha fazlasıyla bağlı. Yüzyıllar boyu paylaşılan tarih, kültür ve ticaret, Türkiye ve Avrupa’yı bir araya getiriyor. Avrupa etnisite, gelenek ve inanç çeşitliliği ile kazanır. Bunlar yüzünden eksilmez.

İran yaptırımları oylaması ve İsrail ile yaşanan Mavi Marmara krizinden sonra, Washington’da bazı çevreler Türkiye’nin dış politika ekseninin Batı dünyasından Ortadoğu’ya kaydığını savunuyor. Bu tartışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye yakın bir müttefik ve stratejik bir ortaktır. Dinamik bir dış politikası var ve bölgede daha aktif bir rol oynuyor. Türkiye için ortaya çıkan bu önemli rolün farkındayım. Bu durum, benim Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan ile izlediğim, ilişkimizin güçlendirilmesiyle de tutarlı. Çünkü beraber, yüz yüze olduğumuz ortak zorlukları ele almak için daha çok şey yapabiliriz. Bizim Türkiye ile ikili ve çoklu gündemimiz, Irak, Afganistan gibi yerlerde istikrar ve güvenlik, ticaret ve yatırım, kontrterörizm dahil birçok konuyu içerir. Diğer yakın müttefik ve dostlarımızla olduğu gibi, bazen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki İran yaptırımları oylaması benzeri anlaşmazlıklar yaşayacağız. Benim hükümetim, bu farklılıkları kabullenmede samimi. Taktikler konusundaki farklılıklarımıza rağmen, Türkiye’nin nükleer silahla donanmış İran’ın engellenmesi ve uluslararası nükleer silahların önlenmesi rejiminin güçlendirilmesi amacını paylaştığına güçlü bir şekilde inanıyorum. Verdiği oya rağmen, Türkiye’nin tüm BM ülkeleri gibi BM Güvenlik Konseyi’nin 1929 sayılı kararını (İran’a yaptırım) harfiyen uygulamayı ve nükleer silahsız bir dünya için çalışmayı hedeflediğini biliyorum.

NATO şemsiyesine alınan füze kalkanının Türkiye’deki rolü ne olacak?
Lizbon’daki zirvede, liderler, Pakt’ın topraklarını ve nüfusunu balistik füze tehdidinden koruması gerektiğine karar verdi. Tarihi karar, Türkiye dahil tüm müttefiklerle geniş müzakerelerin ardından alındı. Sistem, bazı ülkelerde balistik füzelerin yaygınlaşması ya da devlet dışı aktörlerin şimdi ya da gelecekte müttefikleri tehdit edebilmesine bir cevap, bir savunma kapasitesi. Özellikle bir ülkeye yönelik değil. Pakt, bu kararın nasıl uygulanacağı ve Pakt üyelerinin katkılarının bizi en iyi şekilde koruması için nasıl entegre edileceği konusunda halen karar vermeye çalışıyor.

Türk Hükümeti, PKK’ya karşı mücadelede ABD Yönetimi ile işbirliğinden memnun. Ancak bazı konularda Amerikan tarafından daha fazla destek bekliyorlar. Bu konuda ne yapabilirsiniz? Türk Hükümeti’nin Kürt açılımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
PKK, bizim Yabancı Terörist Organizasyon olarak kabul ettiğimiz bir örgüt. Bölgenin istikrarına bir tehdit. ABD, bu soruna göğüs germede bizim Türk ve Iraklı müttefiklerimizin çabalarına destek veriyor. Türkiye’nin, teröristlere karşı kendini savunma hakkı var. Bizim üstümüze düşen kısımda, ABD, PKK’yı Yabancı Terörist Organizasyon ve önemli bir uyuşturucu satıcısı kabul ederek, PKK’nın maddi destek kaynaklarını suç kapsamına almak için çalıştı. Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı Türk askeri operasyonlarına destek sağlıyoruz.
PKK’nın Avrupa’daki bağış toplama, kara para aklama ve benzeri faaliyetlerine karşı savaşmak için Avrupalı müttefiklerimizle çalışıyoruz. Avrupa hükümetlerinin bu tür faaliyetlere karşı davalar açtıklarını görmekten mutlu oluyoruz. Aynı zamanda PKK’nın çözümünün sadece askeri olmadığını vurguluyoruz. Bu, insan hakları ve bütün Türkiye vatandaşlarının yaşam standartlarını geliştirme çabaları ile art arda yürümeli. Türkiye’deki Kürtler ve diğer gruplar için insan hakları ve ekonomik durumun iyileştirilmesi inisiyatifi “Milli Birlik Projesi” türü adımları memnuniyetle karşılıyoruz. ABD, geçen yıl Kürtçe ve diğer dillerde devlet ve özel TV yayıncılığının başlamasını, Kürtçe ve diğer diller dahil üniversitelerde dil bölümlerinin açılmasını ve Antiterör Yasası’nda yapılan son değişiklikleri de memnuniyetle karşıladı. Bunlar, devam ettirilir ve zaman içinde genişletilirse, PKK’nın cazibesini ve gücünü zayıflatacak türden adımlardır.

ABD Dışişleri Bakanlığı, yayınladığı yıllık Uluslararası Din Özgürlüğü Raporu’na göre Türkiye’de Anayasa din özgürlüğünü sağlıyor ama bütünlük maddesi ve laik devletin varlığı, bu hakları sınırlıyor. Sizin yorumunuz nedir?
Devam eden reformlarla, ben Türkiye’nin dini ve etnik azınlıklar ve diğer etnik ile diğer grup mensupları dahil, başarılı, seküler, Müslüman çoğunluklu bir demokrasinin, bütün vatandaşlarının haklarını eşit olarak nasıl koruyabildiğinin etkili bir örneği olabileceğini düşünüyorum. Türk Hükümeti ile Sünni çoğunluk dahil resmi azınlıkların ve diğer grupların din özgürlüğü endişeleri hakkında birçok konuyu görüşüyoruz. Ve tüm Türkiye vatandaşlarına temel hakların sağlanması için ilave reformları teşvik ediyoruz. Tıpkı Türkiye’deki birçok Müslümanın derin inancı ve dinamizmine gösterdiğimiz saygı gibi, 2009 Nisanı’nda Türk Parlamentosu’nda yaptığım konuşma dahil, din özgürlüğüne olan bağlılığın bir sembolü olarak Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması için Türk Hükümeti’ne açık çağrıda bulundum.

Göreve başladığımdan beri, ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti ile yeni bir müzakere faslı başlatmaya hazırlandığını dile getirdim. İran Hükümeti’ne net bir seçim önerdik. Uluslararası yükümlülüklerini yerine getirir ve daha güvenli, dünyayla daha derin bir ekonomik ve politik entegrasyon ve tüm İranlılar için daha iyi bir gelecek gerçekleştirebilirdi. Bu konuda diplomatik bir çözüme bağlı kalmayı sürdürüyorum. İran’ın barışçı nükleer enerjiye hakkı olduğuna inanıyoruz ama bu hak derin sorumluluklar da getirir.

Buna karşın İran, yasadışı nükleer faaliyetlerine devam etti ve UAEA’yı (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), programının tam anlamıyla barışçı amaçlar için olduğu konusunda ikna edemedi. Ciddi bir şekilde müzakere edip nükleer programının yalnızca barışçı amaçlar için olduğunu ispatlamak İran’ın elinde. İran’ın bunu Ocak ayında Türkiye’deki P5+1 görüşmelerinde yapma fırsatı var. İlerleyebileceğimiz alanlar var ama tarafların yapıcı yaklaşımlar benimsemek için hazırlanması gerek.

2008’de Başkanlığı devraldıktan sonra deniz aşırı ilk resmi ikili ziyaretinizi Türkiye’ye yaptınız. Bu ziyaretin ardından ABD ve Türkiye arasındaki ilişkiler ise farklılıklara rağmen gelişmeye devam etti. Bugün iki ülke arasındaki durumu nasıl görüyorsunuz?
2009 Nisanı’nda Türkiye’ye gittiğimde, ABD-Türkiye ilişkilerinin önemini vurguladım ve yaşadığımız çağın zorluklarını aşmak için ABD ve Türkiye’nin yan yana durup beraber çalışması gerektiğini söyledim. Aynısı bugün de geçerli. Geçen hafta Başbakan Erdoğan ile olumlu geçen bir görüşmem oldu. Ve beraber, Amerikan-Türk ilişkilerinin güçlü yapısını teyit ettik. Bizim ortaklığımız elastikidir. Ve Wikileaks’in sorumsuz davranışlarının bunu tehdit edemeyeceği konusunda anlaştık. Paylaştığımız çıkarlar, paylaştığımız değerler ve ortaklığımızın uzun vadeli değerlerine bağlılığımız, anlaşamadığımız zamanlarda bile ilişkimizi kuvvetlendiriyor. Dünyanın yüz yüze olduğu, her geçen gün çetrefilleşen zorluklar açısından, Amerikan-Türk işbirliğinin hiç olmadığı kadar önemli olduğuna inanıyorum.

Son 10 yıl, Türkiye’nin, onu en büyük 20 küresel ekonomiden biri yapan, dünyadaki en yüksek ekonomik büyüme oranlarından birini başarmasına tanık oldu. Türkiye gibi ülkelerin, paylaştığımız refahın gelişiminde daha büyük roller oynaması gerektiğine inandığım için, G20’yi, dünyayla olan ekonomik etkileşimimizin en önemli unsuru yaptım ve ortaya çıkışını destekledim.

Türkiye ve İsrail arasındaki kriz halen devam ediyor. İki ülke bunu aşmak için ne yapmalı? ABD bu sorunun çözümünde nasıl bir rol üstlenebilir?
Türkiye ve İsrail’in ikisi de, ABD’nin önemli müttefikleridir. Bizim de teşvik ettiğimiz ikisi arasındaki ilişki, bölgesel istikrar için esastır. Türkiye ve İsrail’in makul bir yol bulma konusundaki çabalarını destekliyorum ve her iki ulusu da ilişkileri tamir etmek için yapabilecekleri her şeyi yapmak için teşvik ediyorum. Bu arada Başbakan Erdoğan’ın İsrail Hükümeti’nin ülkedeki korkunç yangına karşı yürüttüğü savaşa yardım etmek için Türk uçağı yollama konusundaki cömert kararını alkışlıyorum. ABD, Gazze’de acı çeken siviller için halen derin bir endişe beslemektedir. Ve İsrail Hükümeti’nin meşru güvenlik endişelerini aklın bir kenarında tutarken, Gazze’ye girişine izin verilen malların kapsamı ve türünü genişletip, nüfusun insani ve toparlanma ihtiyaçlarını geniş çapta ele almak için İsrail, Filistin Hükümeti, BM insani yardım kuruluşları ve STK’larla irtibata geçmeye devam etmektedir.

ABD ve Türkiye, sadece ortak menfaatler için değil, demokrasi ve ortaklığa olan güçlü iradeyle de ikili olarak birbirine bağlıdır. Türkiye, komşuları ve onun ötesindeki ülkelerle, daha önce hiç olmadığı kadar yoğun bir etkileşim içeren aktif bir dış politika izliyor. Türkiye, Lizbon’daki NATO Zirvesi’nde de bir kez daha teyit ettiği gibi, Avrupa-Atlantik ittifakının tamamlayıcı bir parçasıdır. Zirvede, Cumhurbaşkanı Gül’e yeni NATO Stratejik Konsepti’ne destekteki liderliği için teşekkür ettim ve 21’inci yüzyılın zorluklarına cevap vermek için NATO’nun yeni kapasiteler geliştirmesinin öneminde mutabık olduk."