‘Şebbiha’ etiketi muhaliflerin savaş suçlarını örter mi?

Suriye’de muhalif grupların Halep’i ele geçirmeye yönelik saldırılarının başlaması ve Kofi Annan’ın görevi bırakmasının ardından, ÖSO başta olmak üzere, muhalifler tarafından gerçekleştirilen katliamlarda muazzam bir artış görülüyor. Katliamların gerekçesi hep aynı: “Onlar şebbihaydı!”
Pazartesi, 13 Ağustos 2012 13:49

Suriye’de muhalif diye adlandırılan silahlı çetelerin önce Şam’da sansasyonel eylemler gerçekleştirip, ardından da Halep’e yönelik yoğun bir saldırı başlatmaları çatışma sürecinde yeni bir evreyi ifade etmekteydi. Bu süreç içerisinde Batı ittifakının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden yine istediği kararları çıkartamaması ve ardından BM ve Arap Birliği misyonunun başında bulunan Kofi Annan’ın görevi bırakması, muhaliflerin provokatif eylemlerinin daha da tırmanacağına işaret ediyordu. Nitekim “Esad yönetimi düştü düşecek” mesajı üzerine kurulan yeni taktikle birlikte, internetteki video paylaşım siteleri muhalif çeteler tarafından yüklenen katliamların görüntüleriyle dolup taşmaya başladı.

Muhaliflerin “savaşı kazanmakta olduğu” izlenimi yaratmak üzere yayınlamaya başladıkları bu tür görüntülerde kafa kesmekten kurşuna dizmeye, cesetleri binaların çatıların atmaktan kitlesel linç görüntülerine uzanan bir vahşet sergileniyor. YouTube, Facebook gibi sosyal medya ortamlarında yayınlanan bu videoların altına konulan birkaç satır yazıda ise genellikle aynı iddia yer alıyor: Katledilenlerin “şebbiha” ya da Esad yönetiminin polisi/askeri olduğu…

Göz göre göre savaş suçu işliyorlar
Katledilenlerin Esad yönetimine bağlı paramiliter bir güç olduğu öne sürülen “şebbiha”lar olduğu söylemi, bir açıdan da Batı medyasının muhaliflere verdiği bir katliam yapma izni...

Geçtiğimiz günlerde Reuters tarafından yayınlanan bir habere “İsyancılar Halep’te iktidar boşluğunu dolduruyor, bazıları itiraz ediyor” başlığı atılıyordu. Bağımsız gazeteci Tony Cartalucci, haberin başlığına bakanların “muhaliflerin Halep’i özgürleştirdiklerini” ve sanki tartışmanın kentteki belediye hizmetlerinin kalitesiyle ilgili olduğunu düşünebileceklerini yazıyor haklı olarak.

Oysa Reuters’in haberinde aynen şunlar söyleniyor:

“Suriye’nin en büyük kentinin büyük bölümünü kontrol altında tutan isyancıların esir aldıkları bir grup adamdan bir tanesi merdivenlerden aşağıya götürülüyor ve ardından dayak sesleri ve bağırışlar yükseliyor.”

“Bu 20 yaşındaki adam, ufak tefek suçlardan tutuklananlar ve Başkan Beşar el Esad’ı destekleyen şebbiha üyesi olduğundan kuşkulanılanlarla birlikte, haneye tecavüzden tutuklandı diyor isyancılar.”

“Savaşçılar, kontrolleri altındaki bölgelerde yerel yönetimin çökmesiyle doğan boşluğu doldurarak hukuk düzenini tesis etmeye ve amme hizmetlerinin devamını sağlamaya çalıştıklarını söylüyorlar.”

Yani Reuters muhabiri, 20 yaşındaki bir gencin merdiven altına götürülerek işkenceye alındığına tanık oluyor. Bunu yazıyor. Ve ardından “muhalifler Halep’te hukuk düzenini tesis etmeye çalışıyorlar” diye devam edebiliyor. Tutuklananların büyük kısmının da “şebbiha” olduğunu ekleyerek…

Hangi “hukuk”?
İnternete düşen videolardan muhalif çetelerin tek cezalandırma yönteminin dayak atmak ve işkence yapmak olmadığını biliyoruz. Yayınlamaktan utandığımız için kafa kesme görüntülerine burada yer vermeyeceğiz. Ama kullandıkları bir başka “hukuk düzeni” uygulamasını buradan paylaşalım: Kurşuna dizmek suretiyle toplu infaz.

Görüntüler Russia Today muhabirleri tarafından ele geçirilmiş. “Allahu ekber” nidaları arasında delik deşik edilen kişiler için söylenen ise yine aynı: Şebbiha!

Katliamı yapanlar ise Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)… Sadece katledilen bu insanları değil, bağlı oldukları el Berri aşiretinin tamamını suçluyor ÖSO militanları. Asia Times muhabiri Pepe Escobar’ın aktarımına göre bu aşiretin 20 bin üyesi bulunuyor! Yani ana akım medyada bir süre sonra "Halep'te Esad güçleri şu kadar sivili öldürdü" diye haberler görürseniz, ilk önce hangi aşiretten olduklarına bakın ve sonra katliamı kimin yaptığına karar verin.

İşte Halep’te muhaliflerin kurduğu “hukuk düzeni” bu!

Reuters’e konuşan Ebu Zahir adlı bir ÖSO militanı, “Biz sadece orduyla savaşmıyoruz. Biz, reformcu bir vizyona sahip bir grubuz. Ülkemize ahlaki ve medeniyeti geri getirmek istiyoruz” diyor. İnsanların boğazını kesenlerin, katletmekle tatmin olmayıp, üstüne bir de cesetleri çatıdan atanların ahlakı ve medeniyeti!

Halep’in Azaz kasabasındaki bir diğer militan, kendisini Emir bin el-Aas Tugayı’nın komutanı diye tanıtıyor. “Mahkumları yargılamak için şeriatı kullanıyoruz” diyor, “İslam hukukunu bilen birkaç yargıcımız var, birkaç da şahit buluyoruz…” Devam ediyor: “Cinayet işleyen birisine ilişkin şeriat hükmü katilin öldürülmesidir. Yani biz yalnızca bu savaşta insanları öldürdüklerini bildiklerimizi oracıkta öldürüyoruz.”

İşte getirmek istedikleri ahlak ve medeniyet bu! Ve Batı ittifakı bunlar için "koruma sorumluluğu"ndan söz ediyor!

Halep’te “infaz edilen şebbihalar”
Halep’ten sürekli katliam görüntüleri geliyor. Arka planda “Allahu ekber” diye bağıran bir çapulcu sürüsü, ellerinde Batı’dan, Türkiye’den ve Arap şeyhliklerinden temin ettikleri otomatik silahlar…

Yukarıda görüntüsünü paylaştığımız katliam bunlardan yalnızca bir tanesi. Ve bu görüntüler hakkında İngiliz The Guardian gazetesi şu başlığı attı: “Suriye krizi: İsyancılar Halep’te ‘şebbihayı infaz ediyor’”.

Neredeyse “oh olsun, adalet yerini buluyor” dedirtecek cinsten! Hani bizdeki Akit’ten bekleyeceğiniz bir başlık bu… Ama artık Akit’ler Londra’da da yayınlanıyor, hiç merak etmeyin. Hep birlikte Suriye’ye “ahlakı” ve “medeniyeti” getiriyorlar.

The Guardian’ın ÖSO içindeki kaynağı bu katliamla ilgili şunları söylüyor:

“ÖSO tarafından öldürülen şebbihalar, bildiğim kadarıyla, Halep’teki ‘Berri’ aşiretinden. Bu aşiretin rejim yanlısı bir şebbiha olduğu uzun süredir biliniyor Halep’te çok sayıda cinayete karıştılar.”

“Rejim onlara hafif silahlar ve bıçaklar verdi ve sivillere saldırmaları için onları okullarda topladı. İşte bu okullardan birinde ÖSO tarafından yakalanıp öldürüldüler.”

“Ahlaksız bir rejime karşı tek başımıza bırakıldığımız bu savaşta her şey mümkün ve meşru. Uluslararası toplum Suriye’ye böyle bir kayıtsızlıkla bakmaya devam ettiği müddetçe bu tür görüntüleri, hatta daha kötülerini çok görürsünüz.”

Aynen böyle…

Sanki bu korkunç katliam görüntüleri üzerine konuşmuyormuş gibi, yaptıkları her şeyin "meşru” olduğunu savunuyor. Üstelik bu durumda bile “bize destek verin, yoksa daha da kötülerini yaparız” diyebiliyor. Bu denli arsız, bu denli insanlıktan çıkmış bir topluluk herhalde ancak islamcılarla emperyalizmin kol kola girmesiyle yaratılabilirdi. Yarattılar.

Libya’daki ırkçı katliamı aratacaklar
Bu yaratıklar, Libya’da gerçekleştirilen ırkçı katliamları aratacak. Hatırlayın Libya’daki NATO beslemeleri de siyah Afrikalıları sıraya dizip kesti. Gerekçeleri aynıydı: “Onlar Kaddafi’nin paralı askerleri”. Bu Afrika ülkesinde hiç siyah Afrikalı yaşamıyormuş gibi, dünyanın gözü önünde katlettiler onca insanı. Şimdi bunu yapanlara Libya’nın “meşru iktidarı” deniyor.

Libya’da “Kaddafi’nin paralı askerleri”ydi, Suriye’de “şebbiha”...

Ama meselenin özünü, The Guardian’ın kaynağı olan ÖSO’cu yeterince iyi özetlemiş: Onlara her yol mubah…

Hesabı önce her yolu mubah kılanlardan sormak gerek. Geride kalan katil sürüsü nasılsa çil yavrusu gibi dağılır.

Alper Birdal (soL)