Yazık bu çocuklara...

Türkiye’de ÖSS kabusu bitmiyor. Yap boz tahtasına dönüşen sistem, eşitsizlikleri derinleştiriyor. Gençlerin kabus görmeden üniversiteye başladığı tek ülke ise Küba.
Cumartesi, 13 Haziran 2009 10:30

soL (HABER MERKEZİ) Bir milyon 451 bin 6 adayın katılacağı son Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) bu Pazar günü yapılıyor. YÖK'ün aldığı karara bağlı olarak gelecek yıldan itibaren iki aşamalı yeni bir sınav sistemine geçilecek.

Adayların geleceklerinin sadece bir sınavla, 3 saat 15 dakika ile sınırlı kalmayacağı için yeni sınav sistemini olumlayan çokça yoruma rastlamak mümkün. Ancak yeni sistem de yap boz tahtasına dönen yüksek öğrenim kurumlarına giriş sınavı sonucunda binlerce öğrencinin başarısız ilan edilmesini değiştirmeyecek.

Yap boz tahtası
Lise türlerine göre orta öğrenim puanlarının değişmesi, yüksek öğretim kontejanlarının sayısının her yıl değiştirilmesi, meslek yüksek okullarına yönelik uygulamaların belirsizliği sistemin eşitsizliklerini artırırken, adayların sadece 3'te biri bir yüksek öğretim kurumuna girmeyi hak kazanıyor. Bununla birlikte her yıl dershaneler için harcanan milyonlarca lira yüksek öğretim hakkının maliyetinin yüksekliğini gösteriyor.

Bu engelleri aşarak yüksek öğretim kurumlarından mezun olmaya hak kazananları ise yeni belirsizlikler bekliyor. İşsizlik ile yüzleşen üniversite mezunlarının sayısı her geçen yıl artıyor. OECD verilerine göre, Türkiye'de üniversite mezunu işsiz oranını yaklaşık yüzde 8'ler düzeyinde olurken, bu durum üniversite okuyan her 12 gençten birinin işsiz olduğu anlamına geliyor.

Yeteneklere göre meslek seçimi gibi bir tercihi geri plana iten bu sistem aynı zamanda eğitimde uygulanan özelleştirme politikaları sonucu piyasa koşullarının ihtiyaçlarının temel alınmasını beraberinde getiriyor, iş garantisi yine piyasadaki rekabet koşullarına göre şekilleniyor.

Sınavsız sistem yok gibi... Ancak...
Diğer ülkelerde nasıl bir uygulama söz konusu? ÖSS sınavı sadece Türkiye'de mi uygulanıyor? Başka kaç ülkede binlerce kişinin geleceği sadece bir günde yapılan merkezi bir sınavla belirleniyor?

Hemen hemen tüm ülkelerde adayın seçeceği meslek gurubuna uygunluğunu belirleyen belirli kriterler mevcut. Tam anlamıyla sınavsız bir sistemden bahsetmek mümkün değil. Ancak sınavın içeriği ve yapılış tarzı ile sonuçlarının değerlendirilmesi farklılıklar gösterebiliyor.

Güney Kore ve Japonya'da aşamalı bir sınav sisteminin olduğu hatta bizde 2010'da uygulanacak sistemin buna benzediği belirtiliyor. Güney Kore'de yüksek öğretime giriş dört aşamalı bir sınav sistemine göre belirleniyor. Japonya'da yaşam boyu istihdam hedefini veri alan bir sistemde eğitim koşulları da buna göre ayarlanıyor. Dolayısı ile yaşam boyu istihdamı hedefleyen bir eğitim için oldukça seçiçi bir sınav sistemi uygulanıyor. Japonya'nın dünya piyasaları ile rekabetini sürdürülebilmesi için eğitimde belli bir "kalite" arayışı aşamalı sınav ile elenenlerin ayrıştırılması rekabeti artırmanın koşulu olarak yaşama geçiriliyor. Japonya'da yüksek öğretimin amacı, görevini güvenilir şekilde yerine getirecek, toplumsallaştırılmış, teknik başarısı olan disiplinli işçi yetiştirmeye yönelik olarak ifade ediliyor.

AB'de rekabet esas...
Avrupa ülkelerinde yüksek öğretime başlama koşulları "sınavsız" olarak adlandırılsa da, orta öğretim düzeyinde girilen sınavların sonucuna bağlı olarak yüksek öğretim kurumlarına giriş koşullarının belirlendiği görülüyor. Yüksek öğretime başlayanların eğitiminin finansmanı başlığı ise yüksek öğretime başlamada temel kriterlerden biri olarak ele alınıyor. Bir öğrencinin burs bulamadığı durumda üniversite eğitimini finanse etme koşulları bireylerin gelir düzeyine bağlı olarak değişiyor.

AB ülkeleri için yüksek öğretim koşullarındaki önemli değişiklik ise neoliberal politikalar ile birlikte gerçekleşiyor. Devletin eğitimden elini çekmesi şeklinde tanımlanan bu süreçte, yüksek öğretim kurumlarına girmeye hak kazanan kişilerin eğitiminin finansmanı başlığı herkese eğitim hakkı ilkesini geçersiz kılıyor.

2000 yılının Mart ayında Lizbon'da yapılan Avrupa Konseyi toplantısında Avrupa Birliği 2010 yılı için stratejik hedefini şu şekilde tanımlamıştı: Dünyanın en rekabetçi ve dinamik bilgi-temelli toplumu olmak. Bu hedefe ulaşılmasında eğitim alanındaki dönüşümlerin özel ve önemli bir rol oynayacağı da vurgulanmıştı. Böylece 1998 Sorbon ve 1999 Bolonya deklarasyonlarından sonra AB'nin stratejik hedeflerinde eğitimin rolü ilk kez bu kadar ön plana çıkarılmıştı.

Sonuçta, mali özerklik, kendi kaynağını yaratan üniversite söylemleri ile yükseköğretimin sermayenin ihtiyaçlarıyla daha uyumlu hale getirilmesi hedeflendi. ABD ile kendilerini karşılaştıran Avrupa ülkeleri çok karlı bir "pazar" olan yükseköğretimden çok az pay aldıklarını da dikkate alarak eğitim alanını karlı bir sektöre dönüştürme gayreti içerisinde.

Rekabet edebilen bir AB için işgücü piyasasına yönelik eğitim temel alınırken, Bolonya süreci, Erasmus, Sokrates gibi programlar ile birlikte AB değerlerini taşıyan eğitim politikalarının ortaklaştırılması ve de eğitimde kalitenin artırılması amacı ile esas olarak rekabet koşullarının yeniden tanımlanması söz konusu.

ABD'de skorlar yarışıyor
ABD'de ise lise başarısı, referans mektupları, başka başarılar ile SAT başarısı üniversiteye girişi belirliyor. SAT, merkezî bir sınav olmakla birlikte, öğrenciler belli bir ücret ödeyerek bu sınava bir yılda birden fazla girebiliyor ve elde ettiği en yüksek skoru kullanıyor. Bazı bölümlere girişte sadece SAT-1 sınavını isterken, bazı bölümler SAT-2 testinin puanlarını isteyebiliyor. SAT-1'de öğrencilere matematik ve dil sorulurken, SAT-2 fen ve sosyal bilimlerden sorular içeriyor. En yüksek skoru elde edenin daha avantajlı olduğu ve skora bağlı olarak üniversite seçebildiği bu sistemde, düşük skorlar elde eden bir öğrencinin öğrenimini burslu olarak sürdürmesi imkansız.

Küba farklılığı
Üniversiteye girişin endişe yaratmadığı ya da kabusa dönüşmediği tek ülke Küba. Küba'nın en temel farkı eğitime getirdiği tanımdan geliyor. Sosyalist Küba'da yeni insanın yaratılması ve toplumun dönüştürülmesinin bir parçası olarak ele alınan eğitim politikalarına göre eğitim ile üretimin birleştirilmesi, bireyin yeteneklerine göre üretim sürecine dahil edilmesi hedefleniyor. Her öğrencinin yeteneklerini dikkate alan aynı zamanda parasız eğitim ilkesinin benimsendiği Küba'da lise ve yüksek öğretimini tamamlayanlara devlet iş garantisi veriyor.

Küba'da her bireye üniversiteye kadar eğitim olanağı sunulurken, üniversiteye devam 12 yıllık orta öğretimi bitirme diplomasına bağlı. Üniversiteye girişte, her yüksek öğretim kurumu, kendi sınavını yapıyor. Bunun yanında, yapılan merkezi sınav ve öğrencinin orta öğretim notları da üniversiteye girişte etkili oluyor. Küba'da üniversiteler, Eğitim Bakanlığı'ndan ayrı bir kurum olan Yüksek Öğretim Bakanlığı'na bağlıdır. Yüksek Öğretim Bakanlığı ihtiyaç duyulan meslek alanlarını ve de bu alanlara yönelik üniversite kontejanlarını gelecek yıllardaki istihdam koşullarını da öngörerek planlıyorlar.

Küba'da bu planlamaya bağlı olarak, Türkiye'deki lise düzeyine denk düşen üniversite öncesi eğitim ve mesleki teknik eğitimden mezun olanlar için devlet iş garantisi veriyor. Herhangi bir nedenden dolayı eğitim dışı kalan ve eğitimlerine devam etmek isteyen 17-29 yaş arası gençler, haftada 4 gün, günde 3 saat ya üniversiteye hazırlık ya da meslek edindirme programına devam edebiliyor ve bu öğrenciler, katıldıkları bu programlar için mali yardım alıyorlar. Maaş olarak ödenen bu yardımın amacı, bu gençlerin eğitim almalarının ülkenin ilerlemesi için gerekli olması ve kendilerini üretim sürecinin dışında ve pasif bireyler olarak hissetmelerini engellemek.