Odatv Avukatı Ersöz: 'Tutuklu gazeteciler serbest bırakılmalı'

Odatv davasında aylardır beklenen TÜBİTAK raporu dün mahkemeye ulaştı. Raporu inceleyen Odatv avukatı Hüseyin Ersöz, yapılması gerekenin gazetecilerin serbest bırakılması olduğunu belirtirken, "belgelerin sahte olduğu iddiası çürütüldü" şeklinde bir haber geçen Zaman gazetesine de yanıt verdi.
Salı, 28 Ağustos 2012 12:51

Odatv davasındaki "dijital belgeler" için TÜBİTAK'ın hazırladığı rapor tam 7 ay sonra mahkemeye ulaştı. Mahkemeye ulaşan raporu değerlendiren Odatv avukatı Hüseyin Ersöz, "Normalde olması gereken yargılamanın derhal sonlandırılıp, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması. Bu Hukuk Devleti'nde beklenen bir sonuç. Bu tarz tahminler yaptığımda çevremden çoğu zaman uyarı alıyorum. Tıpkı bir İngiliz Hukukçusu gibi konuşuyorsun deniyor" diye konuştu.

Hüseyin Ersöz'ün, TÜBİTAK raporu sonrası kaleme aldığı yazıyı soL okurlarıyla paylaşıyoruz:

"Odatv Davası'nda beklenen TÜBİTAK Raporu yedi aylık bir sürecin sonunda Mahkemeye ulaştı. Bu raporun belki de en önemli özelliği ilk kez manipülasyon iddiaları karşısında bir Mahkemenin bunları araştırma yoluna gitmesiydi.

Bilindiği üzere Balyoz Davası'nda bir kısmı yurt dışından bir kısmı ise ülkenin seçkin üniversitelerinden alınmış olan raporlarla, suçlamalara konu delillerin manipülatif olduğu tespitleri yapılmış ancak Balyoz Davasına bakan Mahkeme tarafından ortada böylesine ciddi iddialar bulunmakta iken bu hususları araştırma gereği dahi hissedilmemişti. Aynı durum Ergenekon Davasına bakan Mahkeme için de geçerli. Bu incelemeyi yaptıran tek Mahkeme ise Odatv Davası'na bakan 16. Ağır Ceza Mahkemesi oldu.

Peki bu incelemelerden neden kaçınılmakta?

Bu sorunun cevabı gayet basit aslında. Savcılar tarafından adı Ergenekon olarak konulan yapılanmada sanıklar arasındaki örgütsel ilişkinin sadece tek bir sac ayağı var. O da dijital dokümanlar. Levent Göktaş'ın ofisinde el konulan sonrasında ise Adli Emanet'te gizemli bir şekilde kırılan 51 No'lu DVD'nin hikayesini hepiniz hatırlayacaksınız. Bir de Kafes Davası'nda sahte imzalı dokümanların kayıtlı olduğu 3 No'lu DVD vardı bildiğiniz üzere. Ama bunların hiçbirisi dosyaya avukatlar tarafından sunulan bilimsel mütalaalar ekseninde bir incelemeye asla tabi tutulmadı. İşte Odatv Dava Dosyası'na giren TÜBİTAK Raporu bu yönüyle bir ilkti.

Söz konusu raporun eleştirilmeyecek yanları yok değil. Ancak Yıldız Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve DataDevastation Adli Bilişim Şirketi tarafından yapılan incelemeleri, tam anlamıyla yadsıması mümkün olmadığından, bilimsel bir takım gerçeklerin de altı çizilmiş Raporda.

Raporun en önemli özelliği, suçlamalara delil olarak gösterilen dijital kayıtların yazar ve tarih bilgilerinde bir takım tutarsızlıkların bulunduğu. Bu durum "normal olmayan bir kullanıcı davranışı" şeklinde ifade edilmiş raporda. Bir başka ifadeyle bu tutarsızlıklar, bilgisayarları kullanan kişilerce yapılmış olamaz deniyor.

İkinci konu ise, suçlamalara dayanak dijital dokümanların Odatv bilgisayarlarında oluşturulmamış olması. Tespitler bir adım öteye daha taşınmış: "Bu dokümanlara hiçbir şekilde erişim sağlanmamış"

Önemli üçüncü tespit ise, el konulan bilgisayarlarda "uzaktan erişimi de sağlayan bir takım zararlı yazılımların yüklü olması". Raporda suçlamalara dayanak dijitallerin bu zararlı yazılımlarla yüklenmiş olup olmadıkları konusunda bir tespit yapmak mümkün değil dense de, konu "normal olmayan bir kullanıcı davranışı" ve "hiç erişim sağlanmaması" durumlarıyla birlikte değerlendirildiğinde manipülasyonu daha iyi anlamak mümkün olabiliyor.

Müyesser Yıldız'ın bilgisayarında yapılan incelemelerde ise, dijital saldırı ile dokümanların oluşturulma tarihleri arasında tutarlılık olduğundan bu dokümanların bilgisayar korsanlığı yoluyla yüklendiği yönünde kuvvetli bir kanının oluştuğu tespiti var. Bu durum şüphesiz diğer dijital dokümanların da inandırıcılığını kaybetmesine neden oluyor. Bir başka ifadeyle örgütsel ilişkiye dayanak olarak gösterilen dijitaller bilimsel olarak geçerliliğini yitirmiş durumda.

Peki bundan sonra ne olacak?

Ne olacağını söylemek tabii ki mümkün değil. Bu davalar her türlü sürprize açık ne yazık ki. Ancak olması gerekeni söylememize de engel değil bu durum.

Manipülatif niteliği tespit edilmiş dijitallerle bir yargılamanın yürütülmesi söz konusu olamaz artık. Odatv Yazarlarının tutukluluğu yirmi aya yaklaşmış durumda. Bunun tek sebebi ise sahte dijitaller.

Normalde olması gereken yargılamanın derhal sonlandırılıp, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması. Bu Hukuk Devleti'nde beklenen bir sonuç. Bu tarz tahminler yaptığımda çevremden çoğu zaman uyarı alıyorum. Tıpkı bir İngiliz Hukukçusu gibi konuşuyorsun deniyor.

Haklılar, bazen demokrasi görünümü altında özgürlüklerin askıya alındığı bir ülkede yaşadığımı unutuyorum.

BİR ÇİFT LAF DA ZAMAN'A...
Sabah sakin bir gün olur, masamın üzerinde biriken işleri yaparım diye ofise gitmiştim. Gelen bir telefonla apar topar soluğu Çağlayan Adliyesi'nde aldım. Odatv Davası'nda TÜBİTAK Raporu gelmişti. O dakikadan itibaren telefonlarım hiç susmadı.

Mahkeme Kalemine ulaştığımda ise, üç yüz küsur sayfa raporu tarayıcı bozuk olduğundan fotokopiyle alabileceğimiz söylendi. Hemen Baro Odasında fotokopiler çekildi. Gazeteciler de ne yapacaklarını bilmiyordu. DHA, Vatan, Akşam ve birkaç gazetenin muhabiri daha gelmişti raporun kopyasını almaya. Ama raporun sayfa sayısı herkesi korkutmuştu. Sadece bir kopya çıkartmak dahi yarım saat sürmüştü. En akılcı çözüm raporun sonuç bölümünü twitter'da yayınlamak gibi geldi ve öyle yaptım.

Ama Zaman Gazetesi bu durumdan hoşlanmamış olacak ki, aslında gazetecilere yardımcı olmaya çalışan beni, "kara propaganda yapmakla" suçlamış. Hem de eski defterleri açıp, hepsi yalanlanan haberleri alt alta sıralayarak.

Şimdi ne diyeceksin ki bu duruma... Gülüp geçtim doğrusu."

(soL - Haber Merkezi)