Ergenekon'da 'devletin çözülmesi delilleri'

Ergenekon davasının ikinci iddianamesine dayanak oluşturduğu iddia edilen "deliller"i içeren ek klasörlere ilişkin haberler arasında dün de devletin "güvenlik zirvesi" kayıtları öne çıktı. Zirvenin gündeminin, Başbakan Erdoğan ve Kuvvet Komutanları'nın "irtica" tartışmasından, dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün "DTP'ye nifak tohumları ekilmesi" fikrine dek uzandığı görüldü.
Perşembe, 30 Nisan 2009 10:40

soL (HABER MERKEZİ) Ergenekon davasının üçüncü iddianamesi "delilleri"yle birlikte yoldayken, ikinci iddianamenin geçtiğimiz günlerde basına verilen "delilleri"ne ilişkin haberler kamuoyunun gündemini belirlemeye devam ediyor. Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay'ın ikinci iddianamede önemli bir yer kaplayan kişisel bilgisayar kayıtları arasında bulunmasının mı, yoksa devletin "sırları"nın davayı yürütenler tarafından basın yoluyla kamuoyuna ifşa edilmesinin mi tartışılması gerektiği sorusunu sorduran bir "delil" daha, dün Taraf gazetesinde öne çıkarıldı.

Haberde, ikinci iddianamenin 248 klasörlük eklerinden 204'üncüsünde yer alan ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında Genelkurmay Başkanları ile Kuvvet Komutanları'nın yanı sıra kabineden kimi bakanların da katılımıyla toplanan Ocak 2006 tarihli "Güvenlik Zirvesi"nin kayıtları yer aldı.

Taraf "başarılı haberciliğiyle" ne için çıkarıldığını bir kez daha kanıtladı

Yandaş basın-yayın organlarının da Taraf gazetesinin "Dinle beni Paşa" başlıklı söz konusu haberini, internetteki haber sitelerine, "Erdoğan'dan Paşa'ya fırça: Dinle!" benzeri başlık, altbaşlık ve yorumlarla taşıdığı görüldü. Star gazetesinin haber sitesinde ise Taraf'tan feyz alındığı belli olan haberde, klasörde yer alan içeriğin neredeyse tamamı kullanıldı.

Fakat, konuya ilişkin çıkan haberlerde gözden kaçırılmaya çalışılan, benzeri toplantıların sonuçlarına ilişkin ayrıntıların öğrenilebilmesi için verilen tüm uğraşlara rağmen "devlet sırrı" olduğu için hiçbir zaman yeterince bilgiye ulaşılamayan "güvenlik zirveleri"nden birinin kayıtlarının Ergenekon davası vesilesiyle ifşa edilmesi oldu.

Taraf'ın "bulup" haberleştirdiği 204. ek klasörün içeriği, en son "Deniz Feneri" örneğinde olduğu gibi pek çok olayda basına yayın yasağı getiren devlet kuruluşlarının temel yönelimlerinden birinin daha, Ergenekon davası aracılığıyla yokedildiği gözlendi.

Haberden başlıklar
Mustafa Balbay'ın bilgisayarından çıktığı ileri sürülen 2006 tarihli "güvenlik zirvesi" kayıtlarına göre, Başbakan Erdoğan başkanlığındaki toplantıya dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt, Hava Kuvvetleri Komutanı Faruk Cömert ve Jandarma Genel Komutanı Fevzi Türkeri katılmış.

Haberde, askerlerin "irticai tehdit" ve "bölücü faaliyetler" maddeleriyle yaptığı sunumla başlayan toplantıda sadece TSK ile ilgili konuların görüşülmesi gerektiği uyarısı yapmak "zorundan kalan" bir Erdoğan portresi öne çıkarılıyor.

Özkök "uyarıyor", Erdoğan "savunuyor"
"Askerin İmam Hatip Şikayeti" altbaşlığında, dönemin Genekurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün, tartışmalı "Kutlu Doğum Haftası" etkinliklerinde Milli Eğitim Bakanlığı'nın okullara gönderdiği bir genelgeyle öğrencilerin de katılmasına ve toplantının başlangısındaki "İrticai Tehdit" sunumunda İmam Hatip okullarına ilişkin dile getirilen konulara ilişkin şu ifadeleri yer alıyor:

" 'Kutlu Doğum'un mülkî amirlerle ilgisi yok. Milli Eğitim Bakanlığı yönetmeliğinde böyle bir konu yok. Kendi yönetmeliğinde yer almamasına rağmen internet sitesine bu konuyu koymuştur. Sunumda İmam Hatip okullarına karşı bir tavır yok. İmam Hatip okullarını farklı açılara çekmek isteyenler var. İmam Hatip okullarında yapılan anketlere göre, öğrencilerin yüzde 85'i laikliğe inanmıyor. Dolayısıyla, maalesef İmam Hatip Okulları aydın din adamı yeliştirmiyor. Bazılarının istismar ettiği okullar haline geldi bu okullar. (Atatürk'e hakaret ile ilgili) toplumda şöyle bir eğilim var: Atatürk'e kim hakaret ederse toplumda Atatürk'e teveccüh artıyor" ifadeleri yer alıyor.

AKP tarafından düzenlenen bir panelde, Liberal Düşünce Topluluğu Başkanı Prof. Dr. Atilla Yayla'nın Atatürk'ten "bu adam" demesi üzerine kamuoyunda başlayan tartışmanın da "İrticai Tehdit" sunumuna girdiğini anladığımız güvenlik zirvesi kayıtlarında, Başbakan Erdoğan ise askerlerin eleştirileri karşısında şöyle bir savunmaya geçiyor: "Yayla, orada sorular üzerinde cevap veriyor. Soruyu soran gazeteci. Başka Prof.lar da başka şeyleri eleştiriyor. Bunlar da yaşanan şeyler. Tabii, "bu adam" ifadesinin kullanılmaması lazım idi."

Yaşar Büyükanıt: Başbakan morarır!
Hilmi Özkök'ün, zaman kalmadığı gerekçesiyle tartışmayı bu noktada kesip ara verilmesini teklif etmesi üzerine, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt ile toplantıya katılan komutanlardan dönemin 3. Ordu Komutanı Orgeneral Orhan Yöney arasında şu konuşma geçiyor:

"Orhan Yöney: Her sene bu konuyu açıyoruz. Hep top bizde kalıyor.
Yaşar Büyükanıt: (Genelkurmay Başkanı'nın sözüne atfen) zaman kalmadı olur mu?
Orhan Yöney: Akşam Cumhurbaşkanı'na gidilecek.
Yaşar Büyükanıt: Ya, bana ne. Giderlerse gitsinler. (Kendi aralarında İmam Hatip okullarının mevcut oranlarını görüştüler. TESEV'in raporu üzerinde söz ettiler.)
Yaşar Büyükanıt: Bunu söylersek (Başbakan) morarır. Bak şimdi buna ne diyecek bakalım."

Aradan sonra söz alan Yaşar Büyükanıt'ın, "Anayasa'nın 2. maddesinde 'Atatürk milliyetçiliğine bağlılık' niteliği var. Bizim en büyük kabahatimiz bu konuyu anlatamamızdır. Ülkü, dil, kültür birliği ulusun oluşmasında temel unsurlardır. Din konusu ulusun oluşumunda söz konusu değildir" sözleri üzerine Başbakan, "burada size katılmıyorum" diyor.

"TESEV bilimsel değil, RTÜK 'sıkıntılı' "!
Büyükanıt, "belki de farklılığımız buradan kaynaklanıyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin iki temel tehdidi mevcuttur. Bölücü terör ki bunun altında etnik milliyetçilik vardir. İkinci tehdit olan irticada ise devletin esasını din temelleri üzerine oturtmak vardir. Din konusuna saygılıyız. Tartışılacak bir noktası yok. Ulus devletin üç temel niteliğinden başka bir niteliğin ön plana çıkmasına 'irtica' diyebiliriz. Elimde bir araştırma var. (TESEV'in raporu) Soru şu: Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Yüzde 44.6'sı öncelikle Müslüman olarak tanımlıyor. Atatürk'ten sonraki bütün nesillerin suçudur bu. Bu bizi rahatsız ediyor" dedikten ve TESEV raporundan çeşitli veriler sunduktan sonra, rapor TESEV tarafından hazırlandığı için "bilimsel" olmadığı gerekçesiyle Hilmi Özkök'ten, raporun hazırlanmasında RTÜK'ten elde edilen kimi sayısal verilerin yanlış olduğu gerekçesiyle de Erdoğan'dan "sıkıntı zaten orada" demesiyle gelen itirazlarla karşılaşıyor.

Zahit Akman RTÜK'ü henüz "adam edemediği" dönemden
TESEV raporunda yer verilen ve göreve getirilmesinin üzerinden "yeterli" zaman geçmediği görülen Zahit Akman'ın başkanlığındaki henüz RTÜK'ten alındığı söylenen veriler ise şöyle: "Kendini öncelikle Türk olarak tanımlayanların oranı 1999'da yüzde 20.8 iken 2006'da yüzde 19.4'e inmiştir. Öncelikle Türk vatandaşı olarak tanımlayanların oranı 1999'da yüzde 34 iken 2006 yılında bu oran yüzde 29'a inmiştir. Sizce Türkiye parti sistemi içinde temelinde din olan parti yer almalı mı sorusuna 1999'da yüzde 25 evet derken 2006'da bu oran yüzde 41'e çıkmıştır. 2003 yılında YÖK ve Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan alınan rakamlara göre Diyanet'in kadro ihtiyacı 5500'dür. İmam Hatip Lisesi mezunlarının sayısı ise 25.000'dir."

Başbakan: Dinle!
Hava Kuvvetleri Komutanı Faruk Cömert'in toplantının bir yerinde "bizim her söylediğimize siz karşı çıkıyorsunuz" demesiyle "patlayan" Başbakan'ın, "dinle! Ben bu kurulun başkanıyım. Siz üye olarak benim sizinle aynı şeyi düşünmediğimi söylüyorsunuz. Ben de başkan olarak kendi düşüncemi söylüyorum" diyor. Cömert'in, "açık olarak söylüyorum. lktidarınızda öyle şeyler yaşanıyor ki, büyük değişimler var ülkemizde. Okullar, TV'ler din ağırlıklı. TRT dini yayınlar yapıyor" demesiyle de Erdoğan'ın, "siz başka bir dünyada yaşıyorsunuz. Size birileri birşeyler getiriyor, onlarla konuşuyorsunuz. Biz okullara bilişim teknolojilerini getiriyoruz (örnekler veriyor). Doğuda Güneydoğu'da (şunları şunları) yapıyoruz. Tabi siz oralarda fazla dolaşmıyorsunuz. Eğer takip ettiyseniz görürsünüz. Laiklik konusunda tavrımız bellidir. Yüksek Askeri Şura'da bu konuların yeri olmamalı. Milli Güvenlik Kurulu'nda bu konuları görüşebiliriz" sözleriyle karşı karşıya kalıyor.

Hükümet-TSK elele: "DTP'ye nifak sokmalı"
Kayıtların en ilginç kısımlarından biri, Kuvvet Komutanları'nın Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in görevinden alınmasını istemeleri... "Diyarbakır Belediye Başkanı suç işlemektedir. İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılma şartlan oluşmuştur. Talep hukuk dış bir uygulama değildir. Hoşgörü devam edecek olursa, terör örgütü faaliyetlerini şehre taşıyacaktır" dedikleri belirtilen komutanlara
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'n yanıtı, "Diyarbakır Belediye Başkanı'nın görevden alınması konusunu İçişleri Bakanlığı düşündü. Fakat, yargıyla ilgili problem sahaları tespit edildiği için (kararın geri dönmesi gibi) bundan vazgeçildi" oluyor.

Başbakan Erdoğan da, "Diyarbakır Belediye Başkanı konusunu malumunuz MGK'da da görüşmüştük. Bu konuda yargı ile ilgili problemler var. İki kez cenazenin belediye araçları ile taşınması mahkemeye intikal etti. Ancak, mahkeme onların lehinde karar verdi. Mahkemenin görevden alması farklı şey, bizim görevden almamız farklı şey. Bizim görevden almamız yanlış anlaşılır. Bu belediye başkanları bir tane değil ki, 56 tane (DTP'li belediye başkanları kastediliyor). Son afet olaylarında birşeyler yapmak istediler. Ama devlet olarak onlann önünü kestik" ifadeleriyle hükümetin planları konusunda açıklık getiriyor.

Kayıtlarda geçen diğer çarpıcı notlar ise şu şekilde:

"Jandarma Genel Komutanı Fevzi Türkeri: Belediye Başkanı dışarı çıkarken validen izin almadı. Diyarbakır Valisi Baydemir'in gidişine müsaade etmesin.

Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök: Belediye başkanlarının (özellikle Baydemir'in) DTP'ye sormadan dışan gitmesinden parti aslında rahatsız. Bunları birbirine düşürecek nifak tohumlan bulunabilirse, zayıflatmak daha kolay olur.

Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt:Hükümetin samimiyetine inanmıyorum. Bu konuda Jandarma Genel Komutanı'na katılıyorum. Başbakanın danışmanlarının çoğu bölge kökenli. Bu durum terörle mücadeleyi olumsuz etkileyen hususlar arasında"...