4+4+4'ün diğer hatırlattıkları: Gericiliğin kutsal ittifakı

Eğitim sisteminde 4+4+4 kesintili eğitime geçilmesi sürecinde ortaya çıkan gelişmeler, Türkiye'deki gerici-sağ siyasetin ibretlik bir panoramasını sunması açısından son derece çarpıcı bir tablo ortaya koydu.
Cumartesi, 31 Mart 2012 22:56

Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi olarak anılan ve 8 yıllık zorunlu kesintisiz eğitimi sonlandırarak, öngörülebilen ilk sonuçları itibariyle, kız çocuklarını erken yaşta evliliğe, erkek çocuklarını da ucuz emek sömürüsü çarklarına teslim edecek olan yasa teklifinin Meclis'te görüşüldüğü dün, yasa teklifinde "sürpriz" bir değişikliğe ve yine "sürpriz" bir ittifaka tanık olundu.

"Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin hayatı"nın liselerde ve yeniden açılacak olan ortaokullarda "seçmeli ders" olarak verilmeye başlanması, imam hatip okullarının 8 yıllık zorunlu kesintisiz eğitim kararı ile birlikte kapanan orta kısımlarının yeniden açılması yönündeki değişiklikler, AKP hükümetinin hazırladığı yasa teklifinin ilk halinde yer almadığı halde, birdenbire yasa hükmüne kavuştu. Bu ilk "sürpriz"di.

Eğitimle ilgili temel yasalarda değişiklik öngören ve toplumun ancak TBMM Milli Eğitim Komisyonu görüşmeleri sürecinde ayrıntısıyla bilgi edinme olanağı bulduğu yasa teklifinin ilk halinde yer almayan, böylelikle de toplumsal tartışma ortamından "kaçırılan" değişiklikleri içeren bu son derece kritik maddenin yasa hükmüne kavuşmasına, MHP de destek verdi. Bu da, ikinci "sürpriz"di...

Kısaca özetlersek:

Oylanan yasaya son anda önerge ile dahil edilen ve maddenin AKP'nin önerdiği ilk haline eklenen teklif, önce MHP tarafından bir önerge ile teklif edildi. Yasa teklifinde ortaöğretim sıralarında mesleki eğitime yönlendirecek seçmeli derslerin belirlenmesi Milli Eğitim Bakanlığı inisiyatifine bırakılıyordu. Ancak MHP, seçmeli dersleri bakanlık kararına bırakan teklifte, "Kuran-ı Kerim ve tefsiri" ile "Peygamberin hayatından örnekler ve ilmihal bilgileri" derslerinin açıkça yazılı olarak belirtilmesi için önerge verdi. Aynı önergede MHP, imam hatiplerin orta bölümünün açılacağının da yine teklifte açıkça yazılmasını önerdi. Bu teklif AKP'li milletvekillerinin ret oyları ile karşılaştı. Ancak AKP daha sonra, "Kuran-ı Kerim ve Peygamberin Hayatı"nın seçmeli ders olarak yasa teklifinde ismen belirtilmesine ilişkin değişiklik önergesi hazırladı. AKP’nin önergesinde, imam hatip okullarının orta bölümünün açılacağının da açıkça yazılması öngörüldü.

MHP ile AKP arasında yaşanan bu gelişmeler, medyada seçmenlerin oyunu almaya yönelik bir "siyasi taktik" olarak yorumlandı. Yorum böyle olsa da, her kritik dönemeçte AKP'ye yardım elini uzatan MHP, bu kritik değişikliğe imzasını atarak, toplumsal muhalefetin tek sorumlu olarak AKP'yi görmesinin önüne geçmiş, kararın, "milletin isteği ve iradesi" olduğu yönündeki söyleme destek çıkmış oldu.

AKP hükümeti gerçekten "hazırlıksız" mıydı? Hiç de öyle olmadığını tahmin edenler yanılmıyor. Çünkü, toplumla tartışmadan, AKP-MHP arası bir kayıkçı dövüşü ve hemen ardından tatlıya bağlanan "uzlaşma" ile apar topar Meclis'ten geçirildiği halde, sonra yapılan açıklamalarda "milletin iradesi" diye sunulan değişikliğin her aşmasının ince ince düşünüldüğüne ilişkin işaretler artıyor...

Manevranın bir ayağı da, KESK'i "din düşmanı" ilan etmek...
4+4+4 Yasa teklifinin Meclis görüşmeleri sırasında ülkenin dört bir yanında greve çıkan ve eylem düzenleyen KESK'li eğitimcilerin, Habertürk gazetesi köşe yazarı Nihal Bengisu Karaca tarafından Twitter'da yazılan bir mesajda "din düşmanı" gibi gösterilmeye çalışılması da boşuna değildi. KESK eylemleri hakkında, "Kuran öğrenimi seçimlik ders olacak diye tatava yapanlara, su sıkılmasına üzüldüm. En azından yapışkan bir şey sıkılmalıydı" diyen Karaca, KESK'in eyleminin Kuran dersi ile ilgili olduğunu ve din düşmanlığı yapıldığı yalanını ileri sürdü. Seçmeli Kuran dersi ile ilgili AKP ve MHP önergelerinin birdenbire ortaya çıkarılması, KESK eylemlerinin bittiği günün akşamında yaşanmıştı. Nihal Bengisu Karaca, bu gerçeği çok iyi bilmesine rağmen, saldırgan mesajında bu iddiayı ortaya attı.

Düne kadar masanın altında tutulan önergeleri tam da yeri ve zamanında ortaya sürerek, yasa teklifi üzerine karşıt görüşlerini uzun süredir kamuoyuna açıklayan eğitim emekçilerini ve itiraz noktalarının tümünü itibarsızlaştırılmaya çalışmaları da, bu manevranın başlıca ayaklarından birisiydi.

Bu eylem dalgasının üzerinden yaratılan karşıtlığın ürünü olarak gündeme sokulan önergelerin, "oy temelli" siyasi manevradan ziyade, AKP ile MHP'nin ortak aklının ürünü olmadığını kim iddia edebilir?

Asıl kim "iyot gibi" açığa çıktı? Yanıt: Başbakan Erdoğan...
Hazır, yasa teklifi Meclis'e getirilmiş ve görüşülüyorken, Kuran ve peygamberi yasaya yazdırmak, fırsatçılık geninin sağ siyasetin temel belirleyenlerinden biri olduğunu gösterirken, bu "baskın" değişiklik, bu konuda yaşanacak tartışmalara ve toplumsal muhalefete göğüs germe lüksünün ellerinde bulunmadığına, 4+4+4 Yasası'na uygun ikincil mevzuat yazılırken de ellerinin rahat olmasını sağlamaya çalıştıklarına işaret etti.

Bu fırsatçılığın ve AKP'nin hiç de hazırlıksız olmadığının önemli bir işareti, Başbakan Erdoğan'ın, dün akşam yasa Meclis'ten geçirildikten sonra AKP'li milletvekilleri ile bir araya geldiği "şölen" havasındaki akşam yemeğinde yaptığı konuşmada kendini gösterdi. Nihal Bengisu Karaca'nın yalanından ilham aldığı görülen ve kendisinin de yalan atmaktan çekinmediğini bir kez daha ortaya koyan Başbakan Erdoğan, seçmeli Kuran dersi konusunda şunları söyledi:

Kimse buna mecbur edilmiyor. İsteyen girecek, isteyen girmeyecek. Kimse mecbur değil. KESK'in mensubunu tekme tokat o derse mi sokacaklar? Yok. Çocuğunu tekme tokat o derse mi sokacaklar? Yok. Niye rahatsız oluyorsun? Hiç rahatsız olmaya gerek yok ama dert başka. Dert işte burada ayrımcı damgasını vuruyorlar. Hemen iyot gibi ortaya çıkıyorlar. Kim kimdir sorusunun yanıtını burada bulabilirsiniz.

Milli Eğitim Komisyon Başkanı, önceden soruları mı çaldı ki, cevapları hazır...
TBMM Milli Eğitim Alt Komisyon Başkanı ve AKP Kocaeli Milletvekili Fikri Işık, ortaokul ve liselere konulan seçmeli "Kuran'ı Kerim" dersinin ayrıntıları konusunda bilgi verdi. Kuran dersinin hem Arapça okunmasını hem de Türkçe mealinin öğretileceğini, imam hatip liselerindeki Kuran dersinin programı ile aynı olmayacağını, seçmeli ders için esasların Talim ve Terbiye Kurulu tarafından belirleneceğini açıkladı.

Işık, "kız çocukları başını örtecek mi" sorusuna, "siz, Kuran okunan yerde başlarınızı örtüyor musunuz? Yanınızda taşıdığınız örtüyü Kuran okunuyorsa takıyor musunuz? O halde derste de aynısı geçerlidir" yanıtını verdi. "Abdest almak gerekecek mi" sorusuna yanıtı ise, "Kuran okumak için abdest almak gerekiyorsa bu tabii ki öğretilecektir. Zaten kimseye zorla öğretilmiyor. Seçen okuyacak. Abdest, namaz vs. bu konuda din okuryazarlığını artırmak lazım" şeklinde oldu.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı da dersine meğer "zamanında" çalışmış...
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin'in de, "Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamber'in hayatı"nın, ortaokul ve liselerde seçmeli ders olarak okutulması konusunu değerlendirirken oldukça hazırlıklı olduğu görüldü. Dicle Üniversitesi'nce düzenlenen "Tüm Yönleriyle Boşanma" konulu çalıştay sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Şahin, "Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamber'in hayatının, ortaokul ve liselerde seçmeli ders olarak okutulması topluma nasıl bir katkı sağlar?" sorusu üzerine, "insanoğlunun sadece maddi ve fiziksel ihtiyacının bulunmadığını, maddi ve manevi olarak bir bütün olduğunu, insanın hayatını mutlu ve huzurlu geçirmek için ihtiyacı olan şeyleri karşılamanın sosyal devlet olarak görevleri olduğu"nu belirtti.

Şahin, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Neye ihtiyacı var. Biz burada süreç içerisinde seçmeli ders olarak önüne koyduğumuz modeldir. Seçme özgürlüktür. 'Gel, ben sana bu dersi zorla veriyorum' demiyoruz. Eğer aile çocuğuyla alâkalı böyle bir eğitim ihtiyacı görüyorsa, 'ben çocuğumun maddi ve manevi değerlere bağlı olarak yetişmesini önemsiyorum. Kulaktan duyma yanlış bilgilerle alacağına, bu işin ilmini yapmış insanlarla eğitilmesini doğru buluyorum ve bunun için bana yardımcı olun' şeklinde bir talep var. Bu talebi görüp gerekli şekilde kendimizi organize etmemiz gerekiyordu. Dün parlamentoda yapılan da budur.

(soL-Haber Merkezi)