Kurbağalıdere’nın İki Yanı

Kurbağalıdere’nın İki Yanı

Gürkan Şakrak
24/09/2017 Pazar

Büyük spor kulüplerinin hikâyelerinin ardında mutlaka büyük karakterlerin de izleri bulunur. Lefter Küçükandonyadis de Fenerbahçe için böyle bir büyük karakter. Kendisinin ismi daha hayattayken Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Dereağzı’ndaki tesislerine verilmiş ve bununla da kalınmayıp, kulübün tarihi mabedi olan Papazın Çayırı’nın karşısına heykeli dikilmişti. Hatta açılışını kulüp yöneticileri ile birlikte kendisi yapmıştır. Genelde değerleri ölümlerinden sonra anlaşılan nice spor adamı, yazar ve aydınımızı düşününce, Lefter’in ne kadar da şanslı olduğunu söyleyebiliyoruz.

Bir de bu büyük kulüplerin tarihlerinde kimi tartışmalı karakterler vardır. Taraftarların bir bölümü tarafından çok sevilen bu kişiler, taraftarın bir başka kısmı tarafından ya dikkate alınmaz ya da sevilmez. Bu ayrışmanın çeşitli nedenleri olsa da genelde arka planında, insan hakları ve spor ahlakına aykırı davranışlar ve politik nedenler olduğu görülmektedir. 13 Eylül 2017 günü Metin Kurt’u anmak için Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde düzenlenen panelde Lefter’den de bahsedildi tabi haliyle. Ancak bir kişi üzerinde daha konuşmalar ve tartışmalar oldu. Bahsedilen kişi Şükrü Saraçoğlu’ydu. Bu isim taraftar arasında ayrışmaya neden olan figürlerdendir. Bunun çok çeşitli tarihsel nedenleri vardır. Böylesi bir yazıda konuyu detaylandırmak gibi bir niyetim yok ancak azınlıklara uygulanan Varlık Vergisi uygulaması sırasında Başbakan olması ve devlet görevlisi olduğu dönemde faşist devletlerle ilişkilerin geliştirilmesi yönünde kararlar aldığı şeklinde bilgiler bu şahıs hakkında ayrışmanın da nedenini ortaya koymaktadır. Kendisinin yaşarken çok mütevazı olduğu, Fenerbahçe maçına girmek için ayrıcalıklardan yararlanmayıp bilet kuyruğunda beklediği rivayet edilir. Ama işin içinde faşizm ve azınlık haklarının gaspı gibi bir başlık olunca maalesef bu tarz jestler fayda etmemektedir.

İlginç bir tesadüf, Lefter ve Saraçoğlu’nu bir kulüpte birleştirmiştir. Biri 6-7 Eylül Olayları’nda zulme uğramış bir kişiyken diğer şahıs azınlıklara karşı ayrımcı uygulamaların emrini veren kişidir. Ve şimdi ikisinin ismi Kadıköy Dereağzı mevkinde karşılıklı bakışmaktadırlar. Belki dünyada eşi benzeri az rastlanacak bir olaydır bu. Fenerbahçe taraftarı ikisinin de Fenerbahçeliliğini sorgulamaz, saygı duyar. Ama iş detaylara dökülünce Lefter’in aydınlığı ortaya çıkar. Kendisiyle 6-7 Eylül Olayları üzerine yapılan bir söyleşide şunları söyler Lefter: “15 gün önce gol attığımda omuzlardaydım. O gün ise kayalar ve boya tekneleriyle karşılaştım. En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Evde ne pencere, ne kapı kalmıştı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar. İstanbul’dan Emniyet Müdürü evime geldi. Gece gördüğü manzara karşısında “Aman Allah’ım” demişti. Çok sordular kim yaptı diye; ama o gün de söylemedim, bugün de söylemeyeceğim”. Lefter komşusunu tüm günahlarına rağmen ispiyonlamamıştır. Belki onu öldürmek istemişlerdi, hem de tanıdığı, her gün selam verdiği kişilerdi onlar. Ancak o, bu olayların onların hataları olmadığının bilincindeydi. Başka kirli güçler, yani emperyalizm bu işin içindeydi. Halkları düşman eden eylemlerden çıkar sağlayan politikacıların çağı başlamıştı. Bunların farkındaydı Lefter, bir farkındalığın davranışıydı bu. Saraçoğlu’nun farkındaydı yani…

Aynı dönemlerde yaşadıkları söylenebilir ikisininde. Lefter 1925 doğumlu, 1947 yılında Fenerbahçe Spor Kulübü’ne girdi. 1951’de Nice’e transfer oldu ve tekrar 1953’te Fenerbahçe’ye geri döndü. 1964 yılına kadar kesintisiz oynadı. Saraçoğlu 1942-46 yılları arasında Başbakanlık yaptı. 1948-1950 yılları arasında da TBMM Başkanlığı görevini yürüttü. 1934-1950 yılları arasında da Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlığı görevini yerine getirdi. Yani Lefter, Saraçoğlu başkanlığı döneminde Fenerbahçe’ye transfer olmuştu. 1951 yılında Nice’e transfer olmasında Saraçoğlu faktörü var mıdır bilinmez ama birbirleri hakkında hiçbir şekilde bir polemiğe girdikleri hakkında bir kayıt bulunmamaktadır. Tabi detaylı incelemeyi spor tarihçilerine bırakabiliriz.

Fenerbahçe Spor Kulübü stada Saraçoğlu ismini verirken tesislere Lefter’in ismin vermesi ve heykelini dikmesi de bir denge gözetme hamlesi olabilir mi onu da bilemeyiz. Ama Fenerbahçe taraftarı olarak stadda da, gönüllerde de, mütevazılığın ve faşizme boyun eğmeyenin yanında olmamız için Lefter gerekenleri söylemişti… Stadın adı önemli midir? Evet, tarihsel olarak önemli olabilir... Son söz taraftardadır, belki Papazın Çayırı demek istemeyenler olabilir, ama Lefter’in Çayırı’dır orası, yeşil zemin Ali İsmail Korkmaz’ın öptüğü formadır, tribünler Selçuk Yula’nın muhalifliği, saha çizgileri Basri Dirimlili’nin dostluğudur…