Türkiye’de mesleki dermatozların durumu

Türkiye’de mesleki dermatozların durumu

Akif Akalın
18/10/2018 Perşembe

Geçtiğimiz günlerde Türkderm’de, “Türkiye’de mesleki dermatozların durumu” başlıklı bir makale yayınlandı.

Makale öncelikle, bir meslek hastalıkları konusunun, “klinisyen” hekimler (dermatoloji uzmanları) tarafından ele alınması bakımından önemli. Yazarlar, işçi sınıfının önemli bir sağlık sorununa eğildikleri bu makale için harcadıkları zamanı, birçok meslektaşları gibi “kozmetik” sorunlarla ayırabilirlerdi.

İkinci olarak makale, sorunun “sistemik” boyutuna dikkat çekerek, dermatolojide meslek hastalığı tanısı koymanın güçlüklerini tartışması ve bunların giderilebilmesi için somut öneriler getirmesi bakımından önemli. Açıkçası bugüne kadar bir dermatoloji uzmanının, hastasında tespit ettiği dermatolojik bir meslek hastalığını, mevcut otomasyon sistemiyle bildirmesinin çok zor olduğunu bilmiyor, eksik bildirimlerden ihmalkar hekimleri de kısmen sorumlu tutuyorduk.

TÜRKİYE’DE MESLEK HASTALIĞI TANISI KONMUYOR

Metekoğlu ve arkadaşları, makalelerine Türkiye’de işçi sağlığı alanında yaşanan drama vurgu yaparak başlamışlar. Yazarlar, ILO verilerine göre işçiler arasında meslek hastalıkları görülme sıklığının binde 4 ile 12 arasında gerçekleştiğini, bu durumda Türkiye’de her yıl ortalama 100 – 300 bin meslek hastalığı tanısı konması gerektiğini (Türkiye için 300 binin daha muhtemel olduğu belirtiliyor), fakat ülkemizdeki meslek hastalığı tanısı konan işçi sayısının yalnızca “yüzlerle” ifade edildiğini belirtiyorlar.

Mesleki deri hastalıklarının, meslek hastalıkları içinde mesleki kas – iskelet sistemi hastalıklarından sonra en sık görülen “ikinci” hastalık grubunu oluşturduğunu ifade eden yazarlar, bu hastalıkların yüzde 90 kadarını temas dermatitlerinin oluşturduğunu söylüyor. Temas dermatitlerinin de yüzde 80’i “irritan” (tahriş edici) maddelerden kaynaklanırken, yüzde 20 kadarı alerjik orijinli.  

En iyi senaryoda, yani Türkiye’de meslek hastalığı görülme sıklığı binde 12 değil, binde 4 ve bunların yüzde 20 – 30 – 40’ı değil, yalnızca yüzde 10’unun mesleki deri hastalığı olduğu kabul edilse, Türkiye’de yılda 10 bin işçiye mesleki dermatoz tanısı konması bekleniyor. Ancak SGK istatistiklerine bakıldığında, 2009 – 2015 yılları arasında, yani 7 yıl boyunca Türkiye’de mesleki dermatoz tanısı alan işçi sayısı 41 (yılda ortalama 6 vaka.) Dahası 2010 yılında Türkiye’de tek bir işçi dahi mesleki dermatoz tanısı almamış görünüyor.

Bu durumun birçok nedeni var. Tıp eğitiminde (mezuniyet öncesi ve uzmanlık eğitimi) işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarına neredeyse “hiç” yer verilmemesi, işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyinin çok düşük oluşu, sendikaların işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman kadrolara sahip olmaması ve bu alanda mücadele geleneği oluşturulamaması ilk akla gelenler.

BİR TÜRLÜ GERÇEKLEŞEMEYEN ENTEGRASYON

Ancak yazarlar sorunun bugüne kadar çok bilmediğimiz bir yönünü anlatıyorlar: bildirim sisteminin eksikliği. Aslında Sağlık Bakanlığı, hekimlerin hastalık bildirim sistemine 30 Kasım 2011 tarihine kadar meslek hastalıkları tanı kodlarını bütünleştirme kararı almış. Böylece bir hekim meslek hastalığı olabilecek bir tanı girdiğinde, bilgisayar ekranında bir uyarı çıkarak hekimi uyaracak ve durumu bir de meslek hastalığı yönünden değerlendirmesini isteyecek.

Yazarlar İstanbul’daki kamu hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ve üniversite hastanelerinin dermatoloji kliniklerinde yaptıkları ankette, 2017 yılı itibariyle hiçbir kurumda yukarıda belirtilen bütünleşmenin gerçekleştirilmediğini tespit etmişler.    

MESLEKİ DERMATOZLAR ÖNLENEBİLİR

Temas dermatiti sorununu gündelik dile tercüme edersek, mesleki deri hastalıklarının başlıca nedeni, işçilerin üretim süreçlerinde tahriş edici maddelere maruz kalmasıdır. O halde en sık görülen meslek hastalıkları arasında yer alan mesleki dermatozlardan işçilerin nasıl korunabileceğini söyleyebilmek için aslında işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanı olmaya gerek yok.

Adı üzerinde bu dermatozlar “temas” sonucu gelişiyor. Demek ki, sorunun çözümü teması azaltmak. Bunun birçok yöntemi var. Üretimde kullanılan tahriş edici veya alerji yapan maddeleri, tahriş etmeyen veya alerjiye neden olmayanlarla değiştirebilirsiniz. Üretimde kullanılan maddelerin insanlarda temas dermatitine yol açma potansiyellerini ölçmek için çok sayıda yöntem geliştirilmiş. Maddeler bu testlerden geçirilmeden üretimde kullanılmamalı.

İş süreçlerini işçilerin temas dermatitine yol açabilecek maddelere maruziyetini asgariye indirecek şekilde yeniden örgütleyebilirsiniz. İşçilerin bu maddelere temasını azaltan koruyucu donanımlar kullanabilirsiniz. İşçilerinizi üretimde kullanılan maddeler konusunda eğitebilirsiniz. Daha yapabileceğiniz çok şey var. İşçiler bunların hiçbiri yapılmadığı için hastalanıyor.

Yapılabilecek çok şey var da, bunların hepsi patronların daha fazla “para” harcamasını gerektiriyor. Yani işverenin maliyeti artacak, kazancı azalacak. O halde işverenin işçilerin sağlığı için gerekli bu tedbirleri “gönüllü” olarak almak istemeyeceğini kestirmek için çok zeki olmak gerekmiyor. İşverenin gerekli tedbirleri alması için “zorlanması” gerekli. Bu zorlama ise ancak işçi sınıfının bilinçlenmesi ve örgütlenmesiyle mümkün. En azından biz bunun başka bir yolunu bilmiyoruz… 

Makaleye erişim için:

http://journal.turkderm.org.tr/jvi.aspx?pdir=turkderm&plng=tur&un=TURKDERM-49344