Halk sağlığı sorunu olarak hortum

Halk sağlığı sorunu olarak hortum

Akif Akalın
26/01/2019 Cumartesi

Hortum, giderek gündelik yaşamımızın parçası halini almaya başlayan bir meteorolojik olay. Denize kıyısı olan yerleşim yerlerinde yaşayanlar için durum daha da ciddi. İstanbul ve Antalya, hortumun ilk kurbanları arasında yer aldı ve meteorologların “bu daha başlangıç” dedikleri birkaç olayda çok sayıda yurttaşımız yaşamını yitirdi veya yaralandı.

Hortum meteorolojik bir olay, fakat bu doğa olayının şimdi ülkemizi etkilemeye başlaması çok “doğal” nedenlere dayanmıyor. Uzmanlar, ülkemizi son yıllarda etkilemeye başlayan hortumların, “küresel ısınmanın” bir sonucu olduğunu ifade ediyorlar.

Aslında meseleyi anlamak için uzman olmaya gerek yok. Yıllardır vakit buldukça köprüye, balık tutmaya giderim. Normalde Aralık ayından itibaren çapariyi her attığınızda üç – beş balığın takılması lazım, fakat son birkaç yıldır balıklar azaldı. Nedenini elimizi suya sokunca anlıyoruz: kış ortasında olmamıza rağmen su hala soğumamış. Balık da daha soğuk yerlere kaçıyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü web sayfasında deniz suyu sıcaklıklarını verir. Açıp bakarsanız, mesela bugün, sözcüğün tam anlamıyla “kış ortasında”, Akdeniz ve Ege’de bazı noktalarda deniz suyu sıcaklığının 19 (on dokuz) dereceye vardığını göreceksiniz. Birçok yerde de 17 – 18 dereceler okunuyor. İşte hortum, bu sıcak suyun “buharlaşmasıyla” ortaya çıkıyor.

Asıl sorun, birkaç gündür yaşadığımız hortumların “kış ortasında”, yani hava durumunun “kararlı” olması beklenen bir mevsimde olması. Hava durumunun bahar dönemlerinde “kararsız” olması, bu tür aşırı meteorolojik olaylara neden olur, fakat “kararlı” dönemlerdeki “aşırılıklar” hayra alamet değil.

Küresel ısınmanın kapitalist üretim tarzının, daha anlaşılır bir ifadeyle üretimin, toplumun gereksinimlerini karşılamak için değil, “kâr” sağlamak amacıyla yapılmasının bir sonucu olduğunu muhtemelen bilmeyen kalmamıştır. Avrupa’da “ilkokul” öğrencileri dahi sorunun farkına varmışlar ve haftada bir gün dersleri boykot edip, sokaklara çıkıyorlar.

Bankerlerin, fabrikatörlerin, tüccarların, sanayicilerin, iş insanlarının, velhasıl bütün kapitalistlerin başımıza sardığı bu belayı durdurabilmek ve geri çevirebilmek mümkün mü, bilmiyorum. Zaten kimse bilmiyor, herkes tartışıyor. Fakat herkes küresel ısınma sorununa “kısa vadede” bir çözüm olmadığını çok iyi biliyor.

Konumuza dönersek, bu durumda hortumların giderek artmasını önlemenin yolu yok gibi görünüyor, fakat nasıl hortumlar “kader” değilse, hortumların can alması da “kader” değil. Hortumlar belki önlenemez fakat hortumların can alması önlenebilir. Halk Sağlığı bilimi bunun için var.

Hortumların cana mal olmaması için alınabilecek tedbirlerden birkaçını söyleyelim. Örneğin, artık hortumlarla yaşamak zorundaysak, “yapılarımızı” bu gerçeği dikkate alarak yeniden gözden geçirmeliyiz. Yine, hortum riski olan bölgelerde vatandaşları “uyaracak” sistemler (sirenler vb) oluşturmalı ve düzenli eğitimler yapmalıyız.

Bunları bireylerin tek başına yapabilmesi mümkün değildir, çünkü bunlar “kamusal” hizmetlerdir. Ancak burada da karşımıza “kapitalizm” çıkıyor. Kapitalist ülkelerde “kamusal” hizmetler, sermaye için (kapitalistler) için yüktür. Bu nedenle kapitalist ülkelerde insanların hayatını korumak için kamusal tedbirler almak yerine, sermaye için maliyeti olmayan “bireysel” çözümler önerilir.

Falcı değilim fakat önümüzdeki günlerde hortumlardan korunmak için size şunların önerileceğinden adım kadar eminim:

  • Pencerelerden uzak durun
  • Hemen kapalı yerlere sığının
  • Hiçbir sığınak yoksa kendinizi bulacağınız ilk çukura atın
  • Başınızı kollarınızla sarın…

Bu önerileri yapacak olanlar, üniversitelerden kerli ferli hocalar, medyanın gülümseyen yüzleri, yetkililer ve diğerleri önerilerin hiçbirinin, hiçbir işe yaramayacağını çok iyi bilirler. Fakat onların görevi, insanların dikkatini sermayenin cebine dokunacak “kamusal tedbirlerden” kaçırıp, “bireysel” çözümler üretmektir. Sermaye onları bu görevi yerine getirmeleri için besler.

Oysa bu tür felaketlerle yıllardır başarıyla mücadele eden Küba’da sosyalist hükumet, meteorolojik olaylarda can kaybı yaşanmaması için insanlara “pencerelerden uzak durun” demiyor, pencereleri güçlendirmek için gerekli kamusal tedbirleri alıyor. Türkiye’de gördüğümüz hortumlardan çok daha güçlü meteorolojik olaylar, Kübalıların canını bu yüzden, Küba’da sosyalist bir hükumet olduğu için alamıyor.

Boşuna “kapitalizm ölüm, sosyalizm hayat demektir" demiyoruz.