Alma Ata’dan Astana’ya – 4

Alma Ata’dan Astana’ya – 4

Akif Akalın
05/11/2018 Pazartesi

ASTANA BİLDİRGESİ’NİN MADDELERİ

Astana Bildirgesi’nin ilk maddesi, herkesin olası en yüksek sağlık standardına erişme hakkını ve Alma Ata Bildirgesi’nin bütün “değer ve ilkelerine” taahhüdünü yeniden teyit ediyor. Oysa şimdiye kadar Astana Bildirgesi’nin savunduğu değer ve ilkelerin, Alma Ata Bildirgesi’nde savunulanlardan ne kadar farklı, hatta taban tabana zıt olduğunu gördük ve yazımızın ilerideki bölümlerinde görmeye devam edeceğiz.

İkinci madde, Birincil Sağlık Bakımı’nı (BSB) güçlendirmenin, Herkese Sağlık Sigortası Kapsamı (HSSK) ve sağlıkla ilişkili Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) için sürdürülebilir bir sağlık sisteminin köşe taşı olduğuna inancı vurguluyor. Bildirge’nin 2019 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun HSSK üzerine toplantısına katkı yapacağını belirtiyor. Sağlık hizmetlerini kullanmaktan dolayı mali güçlüğe maruz kalmaksızın, herkesin nitelikli ve etkili sağlık bakımına eşit erişebilmesi için, her ülkenin HSSK’na kendi yolundan gideceğini söylüyor.

Alma Ata Bildirgesi’nde BSB, “2000 Yılında Herkese Sağlık” hedefine erişmenin aracı olarak tanımlanıyordu. Bu kez Astana’da BSB’nın, HSSK ve SKH amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak görüldüğünü, hatta Astana Konferansı ve konferansın ürünü olan Astana Bildirgesi’nin de, 2019 yılında gerçekleşecek HSSK toplantısına bir tür “hazırlık” olduğunu anlıyoruz.

DSÖ, sağlık hizmetlerinin genel bütçeden finansmanını “sürdürülebilir” bulmuyor. DSÖ’ne göre sağlık hizmetleri, “sürdürülebilir” olması için, mutlaka “sigorta” yöntemiyle finanse edilmelidir ve bu konuda “uzman” olan özel sağlık sigortası şirketleri rol almalıdır.

Şüphesiz bir de toplumun yaşamını sürdürebilmek için yardıma muhtaç, asla sağlık sigortası primi ödeyemeyecek kesimleri var. DSÖ, bu kesimlerin sigorta primlerinin de devlet tarafından, gerekirse genel bütçeden karşılanabileceğini söylüyor.

Oysa Alma Ata Bildirgesi, sağlık hizmetlerinin genel bütçeden finanse edilmesini savunuyor ve bütçedeki sağlığa ayrılacak kaynağı da, “silahlanma ve savaşa ayrılan kaynak” olarak açıkça gösteriyordu. Dahası, Alma Ata Bildirgesi sağlık hizmetlerine erişimi, sağlığın sosyal belirleyicilerinden yalnızca bir tanesi olarak tanımlıyordu. Yani, HSSK sayesinde ve diğer engeller de giderilerek sağlık hizmeti önündeki bütün engeller kaldırılsa da, bu tedbir DSÖ’nün iddia ettiği gibi tek başına yeterli olmayacak, sağlığın diğer sosyal belirleyicilerine de hitap edilmesi gerekecektir. DSÖ’nün, HSSK’nın, maliyetine bakılmaksızın, olası bütün tıbbi müdahaleleri kapsama alınacağı anlamına “gelmediğini” söylediğini de belirtelim.

Diğer yandan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde, hedeflere (HSSK hedefi dahil) ulaşılmasında özel sektörün “önemine” vurgu yapılıyordu: “Hükumetleri, sivil toplumu, özel sektörü… bir araya getiren yeniden canlandırılmış ve iyileştirilmiş küresel partnerlik olmaksızın, iddialı amaç ve hedeflerimize erişemeyeceğimizi biliyoruz”. Astana Bildirgesi de, SKH ile paralel olarak, “ortak amaçlar için çalışan kamu ve özel daha çok partnerimiz ve daha çok paydaşımız var” diyor.

Astana Bildirgesi’nin üçüncü maddesi, son 40 yıldaki önemli ilerlemeye rağmen, dünyada insanların hala “hitap edilmemiş” sağlık gereksinimleri olduğunu, özellikle yoksulların sağlıklı kalmalarının güçlüğünü kabul ediyor ve sağlıkta eşitsizlikleri kabul edilemez bulunuyor.

Tekrar anımsatalım ki, Alma Ata Bildirgesi, “2000 yılına kadar herkese sağlık” sözü vermişti. Oysa 2000 yılının üzerinden 18 yıl daha geçmiş olmasına rağmen, bugün dünyada 2 kişiden biri en temel sağlık hizmetlerine erişemiyor, 3 kişiden biri tuvaletten yoksun. O halde mevcut durum “son 40 yıldaki önemli ilerlemeye rağmen, dünyada insanların hala hitap edilmemiş sağlık gereksinimleri” var cümlesiyle geçiştirilemez. DSÖ ve UNICEF’in bu durumu tatminkar biçimde açıklaması, özeleştiri yapması gerekir.

Alma Ata Bildirgesi sağlıkta eşitsizlikleri kabul edilemez buluyor ve gelişmiş ve geri bıraktırılmış ülkelerin sağlık durumları arasındaki uçurumun azaltılmasında Yeni Uluslararası Ekonomik Düzene dayalı ekonomik ve sosyal kalkınmaya işaret ediyordu. Buradan Alma Ata Bildirgesi’nin sağlıktaki eşitsizliklerin kaynağını gelişmiş kapitalist ülkeleri kayıran uluslararası ekonomik düzende, daha açık bir ifadeyle “emperyalizmde” aradığı sonucunu çıkartabiliriz.

Astana Bildirgesi de sağlıkta eşitsizliklerin sürmesinin etik, politik, sosyal ve ekonomik olarak kabul edilemez olduğunu söylüyor, fakat eşitsizliklerin “kaynağı” konusunda sessiz kalmayı tercih ediyor.

Yine üçüncü madde bulaşıcı olmayan hastalıklar yükündeki artışa dikkat çekip, sağlıksızlığı ve vakitsiz ölümleri tütün ve alkol kullanımına, sağlıksız yaşam tarzlarına ve davranışlara, yetersiz fiziksel etkinlik ve sağlıksız diyetlere, savaşlara, şiddete, salgınlara, doğal afetlere, iklim değişikliğine ve diğer çevresel etmenlere bağlarken, yılda 2,5 milyona yakın emekçinin yaşamını yitirdiği “iş kazaları ve meslek hastalıklarına” hiç değinilmemesi dikkat çekiyor.

Son olarak üçüncü maddede sağlık hizmetlerine herkes erişebilmeli, orantısız cepten harcamalar yüzünden kimse aşırı yoksulluğa düşmemeli; artık sağlığı teşvik ve hastalıkları önlemenin küçümsenmesini, parçalı, güvensiz veya niteliksiz bakımı hoş göremeyiz; sağlık emekçilerinin eksikliğine ve eşitsiz dağılımına hitap etmeliyiz; sağlık bakımı, ilaçlar ve aşıların maliyetinin artması konusunda bir şeyler yapmalıyız; sağlık harcamalarının verimsizlik nedeniyle boşa gitmesini kaldıramayız diyor. Fakat bunların da “nedenleri” ve “nasıl giderilebilecekleri” üzerine tek kelime söylemiyor.