Kafka’nın Dönüşüm adlı eserindeki Marksizm izleri

Kafka’nın Dönüşüm adlı eserindeki Marksizm izleri

Munzur Orkan Aydın
07/10/2017 Cumartesi

“Gregor Samsa’nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması,” ile başlayan olayları mercek altına alan Dönüşüm, sanayileşme sürecinden sonra insan hayatını etkisi altına alan yeni kapitalist aile yapısını tüm gerçekliğiyle ortaya koyması, kitabınMarksist bir bakış açısıyla incelenmesini mümkün kılıyor.

İncelemeyi yazmadan önce üzerine düşünmemiz gereken bir soru var. “Gregor Samsa’nın yaşadıkları doğaüstü birer hadise miydi?” Zira bu durumda, evde yaşananları sorgulamak, olayları Marksist perspektiften incelemek yersiz olacaktır.

Gelgelelim, Franz Kafka, yukarıda yazdığımız olasılığı, kitabın kapağı için verdiği bir talimatla çoktan saf dışı bırakmıştı. “… öyküyü – doğal olarak – daha iyi bildiğim için,” “… bir ricada bulunmak istiyorum. Böceğin resmi çizilemez. Hatta uzaktan bile gösterilemez.”

Kitabın orijinali, yani Almancası çok daha çarpıcı. Kafka’nın seçtiği kelimeler anlamlarına kadar inilerek incelendiğinde yine aynı tabloyla karşı karşıya kalacağız. Misal, Samsa’nın dönüştüğü şey, “Ungeziefer”, Türkçe’ye “dev bir böcek” olarak çevirilmişolsa da, “böcek” kelimesinin Almanca’daki karşılığı “Insekt”. Kitabın orijinalinde kullanılan “Ungeziefer” kelimesi ise, “kurban edilmeye müsait olmayan, pis hayvan/insan” anlamına geliyor.

Gregor Samsa, hayatını işine adamış, kendisini ailesi için kurban eden biriyken, geçirdiği değişimle birlikte kurban edilmeye meyilli hale geliyor.

Kapitalist sistem işçiyi sadece çalışmaya zorlar. Zira toplum, sadece materyalist çıkarları korumaya odaklıdır. Çalışamayan bireyler ise, bu sistemde, “Ungeziefer” olarak nitelendirilir.

Frank Kafka, Gregor Samsa’nın yaşadıklarının mecazen bir hastalık olduğunu şu sözlerle ima ediyor: “… Dönüşüm bir itiraf değil ama belli anlamda bir mahremiyetin açığa vurulması sayılabilir,”

Karl Marx, kapitalist sistem ve yabancılaşma unsurlarıyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Kapitalist düzen, zenginliklerin ve kaynakların giderek daha az bir kesimde toplanmasına ve kalan işçi çoğunluğunun daha da fakirleşmesine sebebiyet verir*.” Kapitalizm, işçiyi emek üreten, tabiri caizse bir robot olarak kabul etmektedir.

Gregor Samsa, ailesini geçindirebilmek için emeğini patronuna satmış, dolayısıyla kendi ürettiğini yabancı bir varlık olarak görmeye başlamıştır. Bu yabancılaşma, dolaylı yoldan olsa da, işçinin maddi ve manevi tüm unsurlara yabancı kalmasına yol açar. Samsa, geçirdiği dönüşüme kadar yabancılaşmış ücretli bir emek işçisiydi. Bu yabancılaşma anca bir böceğe dönüştüğü vakit etkisini yitirmiştir.

Yabancılaşmadan nasibini alan sadece ana karakterimiz değildi elbette. Samsa ailesinin Gregor’un değişimine verdiği tepki, kitabın ilerleyen bölümlerinde kötüleşmeye başlıyor. Bu durumun Marksist felsefedeki karşılığı şu şekilde: “Kapitalist düzendeki aile, üretmeyi bırakmış, toplumun sadece tüketen bir hücresine dönüşmüştür*.” Baba mutlak otoritedir. Kitapta da anlaşılacağı üzere, Gregor’un ne annesi ne de kız kardeşi yaşadıklarına karşı çıkamıyor. Ataerkil bir yapı hakim. Böyle bir aile yapısında “çocuklar ve yaşlılar diğer aile üyelerine yük olurlar*.”  Gregor, ailesinin gözünde bir para kaynağı olarak resmedilmiştir.

Aile üyelerinin sevgi tabanlı insan doğasına yabancılaşması, eserin Marksist bir bakış açısıyla yazıldığının en güzel kanıtlarından biri. Anlatılan Gregor’un yabancılaşması hikayesi değil, yabancılaşan bir Gregor’un özüne dönme hikayesidir. Zira kapitalist sistemde hayvanlar, insanlardan daha insandır.

*https://robertjamesreese.com/essays/marxist-theory-in-the-metamorphosis