19’uncu Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali’nin ardından: Dünya gençliği Soçi’de ne buldu?

19’uncu Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali’nin ardından: Dünya gençliği Soçi’de ne buldu?

İbrahim Can Usta
27/10/2017 Cuma

19’uncu Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali geçtiğimiz hafta Rusya’nın Soçi kentinde gerçekleşti. On binleri bir araya getiren festival organizasyon bakımından göz doldurucu nitelikteydi. Oysa katılımcıların önemli bölümünün beklentisi hiç de bu yönde değildi. Dünya anti-emperyalist gençliğinin festivalde ne ölçüde temsil edilebildiği tartışma konusu.

1947’den beri düzenlenmekte olan Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali’nin 19’uncusu geçtiğimiz hafta Rusya’nın Soçi kentinde gerçekleşti. Festival hareketinin yetmiş yılı sosyalizmin ve emperyalizme karşı direnişin simgelerini bir araya getiren onurlu bir tarihi ortaya koyuyor. Sosyalizmin çözülüşünün ardından büyük zorluklarla Küba, Venezuela, Güney Afrika ve Ekvador’da yoluna devam eden festival, Ekim Devrimi’nin yüzüncü yıl dönümünde Rusya’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilmiş oldu. “Ekim’in yüzüncü yıl dönümünde Rusya’da olmak” kulağa güzel geliyor gelmesine, ama 2017 festivali ne yazık ki geride kalan 18’iyle taban tabana çelişen bir noktada duruyor.

Putin Rusya'sına gençlik aşısı

Festivali daha önce ağırlamış olan kentlerin önemli bölümünün sosyalist ya da büsbütün sosyalist olmasalar da emperyalist sisteme karşı direnç gösteren ülkelerden seçildiği görülecektir. Sosyalizmin çözülüşüyle birlikte festival hareketinin oldukça zor bir döneme girdiğiyse başka bir gerçek. Ne yazık ki bugün sosyalizm dünyanın üçte birini etki altında tutmuyor ve geride kalan birkaç direniş noktasınınsa kendi derdi başından aşkın.

 
Siyaset boşluk tanımıyor... Bugün Rusya Federasyonu, Sovyetler Birliği’nin düzenleyici ve dengeleyici gücünün bıraktığı boşluğu değerlendirmekte oldukça başarılı görünüyor. Eski Sovyet cumhuriyetlerini ekonomik, politik ve kültürel anlamda kendine bağlamakta zorluk çekmeyen Rusya, dünyadaki etki alanını genişletmek için de önemli girişimlerde bulunuyor. ABD ve AB güçleriyle özdeşleşen “Batı emperyalizmi”nin çığırdan çıktığı noktada Putin Rusyası ezilene el uzatmayı, kimsesizlerin sesi olmayı, iyi polisi oynamayı ihmal etmiyor… Yeter ki Batı’nın bıraktığı çatlaklar Rus tekellerinin çıkarlarına uygun olarak doldurulsun, Avrasya’nın “tamamen duygusal” yardım eli gerektiğinde Tayyip Erdoğan’a da, direnen Suriye halkına da, dünya anti-emperyalist gençliğine de aynı anda uzanmasını biliyor.
 
“Saldırgan, aklına buyruk, köksüz ve kontrolsüz” ABD emperyalizmine karşı “uygar, ilkeli ve kurallı, yüzlerce yıllık bir birikime dayanan” Rusya algısını pekiştirmek için solu ve gençliği kullanmaktan daha iyisi düşünülebilir mi hiç? Ekim Devrimi’nin yüzüncü yıl dönümünün Kremlin’dekilere bulunmaz bir olanak sunduğu belli oluyor. Çarlık dönemini, sosyalizmi, karşı-devrimi ve bugünü kapsayan bir süreklilik olduğunu düşünenler için Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali’ni “üçüncü kez” Rusya’da – ama bu kez Moskova’da değil de Soçi’deki turistik olimpiyat köyünde – ağırlamaktan daha iyi bir fikir olabilir mi?

Kendi festivalinde istenmeyen misafir olmak

1945’te kurulan Dünya Demokratik Gençlik Federasyonu (WFDY) aynı zamanda festival hareketinin de tarihsel öncüsü konumunda. Çözülüşten sonra ayakta kalmayı başarmış olan federasyon, bugün sosyalizmin dünya gençliğine bıraktığı bir miras olarak görülebilir. Dünyanın dört bir yanından ve farklı görüşlerden yüzlerce gençlik örgütünü barındıran WFDY’nin siyasi doğrultusunu en geniş anlamıyla anti-emperyalizm belirliyor. Yalnız, WFDY’de tartışılamayacak olan bir şey varsa, o da federasyonun festivalin örgütlenmesindeki biricik sorumluluğu.
 
19’uncu festivalle birlikte bu da tartışmaya açılmış oldu. Zor dönemlerde WFDY yönetiminde sorumluluk almış olan emektar devrimci kadroların Soçi’de gözlerinin yaşarması boşuna değildi. Çözülüşten sonra festivali Havana’da devam ettirme önerisi üzerine Fidel’in “Siz çıldırmış olmalısınız! Bakın, biz çok özel bir dönemden geçiyoruz. O kadar insanı nasıl ağırlayabiliriz ki?” dediği söyleniyor. Fidel bir biçimde ikna edilmiş, beklenen sayının ve kapasitenin çok üzerinde katılımcının gelmesine karşın festival Küba’da başarıyla gerçekleştirilmiş, katılımcıların ve Küba halkının dayanışması sayesinde masraflar büyük ölçüde karşılanabilmiş ve altyapı eksikliğinin üzerinden gelinmişti. Onca zorluğa ve yokluğa karşın festival hareketi yoluna devam edip bu günlere geldi. Soçi’de karşı karşıya kalınan durumsa maddi olanaksızlıktan kaynaklanmıyor. Sorun şu: WFDY kendi festivalinde istenmeyen misafir konumuna düşürüldü!
 
Tanıtım sürecinde ve festival sırasında basında yer alan bilgiler bazı sorulara yanıt vermekten uzak görünüyor. Örneğin, nereden çıktı bu festival? Neden 19’uncu? 70 yıldır bunu kim düzenliyor? Ya da 2017’de Rusya’da düzenlenmesinin bir anlamı var mı?
 
Bu soruların yanıtı WFDY’nin mücadelesinde yatıyor. Kimin aklına gelirdi ki bu festivalde Rus yetkililerden haksız yere akreditasyon alamadığından günlerce çevredeki otellerde bekleyip festival alanına ayağını basamadan geri dönen yüzlerce WFDY delegesi olsun!
 
Soçi’deki manzara şuydu: WFDY’nin saatler süren toplantılarla belirlediği sloganın (Barış, dayanışma, toplumsal adalet için emperyalizme karşı mücadele ediyoruz – Geçmişimizi onurlandırıyor, geleceği inşa ediyoruz) yerine anlamsız bir “Hep birlikte, bütün gezegenle” sloganı Soçi’nin dört bir yanını süslemişti. Güvenlik kontrollerinde WFDY delegeleri siyasi materyalleri ve materyallerin üzerindeki komünist simgeler (orak çekiç) nedeniyle güvenlik görevlilerince birçok kez saatlerce alıkondu. Ülke ülke ayrılmış olan konaklama yerlerinde WFDY delegeleri kendi ülkelerinden gelen davetsiz misafirlerle karşılaştı. Bu misafirlerin aslında davetsiz değil, bizzat Rusya Federasyonu’nun davetlisi olduğu ve aralarında gerici hükümetlerden (Türkiye ve İsrail dahil!) ve düpedüz faşist örgütlerden (örneğin Fransa’dan ve Sırbistan’dan) gençlik temsilcilerinin bulunduğu anlaşıldı. Rus yetkililerin WFDY’den beklediğiyse, “komünist bölge” dedikleri yalıtık bölmedeki birkaç salonda kendi seminerlerini düzenlemesi ve Rus tekellerinin sergilerine ayak bağı olmamasıydı.

Pişman mıyız?

Bizim delegasyonumuz açısından Soçi’ye ulaşmak başlı başına bir mücadele oldu. Yolculuk masraflarını karşılamak için düzenlediğimiz mali kampanyayı hala sonlandırmış değiliz. Bunun dışında, uçuşa iki gün kala İstanbul Üniversitesi’ndeki 10 Ekim anmasında gözaltına alınan iki yoldaşımız adli kontrol uygulaması nedeniyle aramıza katılamadı. Soçi’ye vardığımızdaysa festival tarihi ve WFDY’nin rolü hakkında en ufak bir fikri olmayan Rus yetkililerin suçlamalarıyla karşı karşıya kaldık. Putin’in festivalini aslında konsolosluğun düzenlemesi gerekirken nereden çıkıyordu bu Türkiye’deki “Ulusal Hazırlık Komitesi”? Ve katılımcıların e-posta adreslerine nasıl ulaşabilmiştik? TKP’nin bununla ne ilgisi vardı? WFDY’nin Türkiye’deki tek üyesinin TKG olması neyi açıklıyordu ki?
 
Bütün olan bitene karşın festival bizim açımızdan büsbütün yitirilmiş değildi. Festival alanında masamızı açtık, yeni insanlarla tanıştık, dünyanın dört bir yanından gelen gençlik örgütleriyle ikili ilişkilerimizi geliştirdik, WFDY seminerlerinde yerimizi aldık ve – belki de en önemlisi – Dünya Komünist Gençlik Örgütleri Toplantısı’nın ikincisinin gerçekleştirilmesine önayak olduk.
 
Uluslararası hazırlık komitesindeki güçlü bağlantılarımız ve WFDY mekanizmalarındaki konumumuz sayesinde başımıza geleceklerin bilincindeydik. Ve bu nedenle delegasyonumuz olan bitenler karşısında dehşete düşmedi. Rusya’nın müdahalelerinden haberdardık ve festivalin içinin boşaltılacağını her adımda hissetmiştik. Komünist gençlik örgütlerinin her şeye karşın Soçi’ye gitmekten vazgeçmemesi boş bir inatla açıklanamaz. Hep birlikte – bütün gezegenle (!) – oraya gittik ve korkunç bir manzaraya tanık olduk. Bu tanıklık WFDY’yi ve festivalin geleceğini tartışmaya açmaya olanak tanıyor. WFDY’nin kendisi bir savaşım alanı olarak görülebilir. Komünistlerin öncesiyle sonrasıyla 19’uncu festivalde takındığı tutum WFDY içindeki dengeleri olumlu anlamda değiştirmeye olanak tanıyor. Komünistler festivalin kendisini ve anti-emperyalist niteliğini güçlendirmek için ellerinden geleni yaptılar, karşı karşıya kalınan bütün zorluklarla mücadele etmeyi bildiler.
 
Anti-emperyalist bir çift göz için gerçekten de “unutulmaz” bir festivaldi. Rus tekellerinin standlarının arasında genç insanlara Nazım Hikmet’in, Che Guevara’nın, Lenin’in kim olduğunu ya da 1917’de hangi tarihi olayın gerçekleştiğini açıklamaya çalışmaktan bıkmayanlar için gerçekten de “unutulmaz” bir deneyim oldu Soçi’de geçirilen günler. Festival süresince gösterdiğimiz çabaların sonucu olarak uluslararası komünist harekette ve WFDY içinde sözümüzün ağırlığı gözle görülür biçimde artmış bulunuyor. Delegasyonumuz çevresine her adımda hissettirdiği saygınlığı ülkemizde yürüttüğümüz mücadeleden aldı. Ve uluslararası hareket içindeki kazanımlarımızın da er ya da geç ülkemizde yürüttüğümüz savaşıma görünür katkılarda bulunacağına inanıyoruz. Bu heyecanlı topraklarda savaşım veren komünistlerin uluslararası gündemlere karşı ilgisiz kalma lüksü bulunmuyor.