Gerici eğitime hayır

Gerici eğitime hayır

Bayram Uluad
21/01/2015 Çarşamba

AKP her alanda olduğu gibi eğitim alanında da gerici saldırılarına devam ederken sekiz Şubat’ta Birleşik Haziran Hareketinin de ‘Bilimsel ve laik eğitim’ iddiasıyla, tüm gücüyle dahi olacağı miting ve sonrasında düzenlenecek boykot cevabı geldi ilericilerden. Alevi kurumlarının ve Eğitim-Sen’in çağrısıyla düzenlenecek mitingi, Charlie Hebdo saldırısına karşı gösterilmesi gereken tavrı ve laiklik kavramını PSAKD Genel Başkanı Müslüm Doğan’la masaya yatırdık.

Güncel olandan başlayalım isterseniz. Charlie Hebdo katliamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle Charlie Hebdo katliamını kınıyoruz. Katliamın failleri uluslararası emperyalizmin yarattığı canavarlardır. Benzeri 11 Eylül saldırılarında da yaşanmıştı. Burada esas tartışılması gereken durum bu paramiliter güçlerdir. Bunları geliştirenler ne amaçla bunu yapıyor görüyoruz. Yine de emperyalizmin maşası olarak ortada duran bu paramiliter güçler dönüp yine emperyalistlere dönük bir saldırganlık içine girmişlerdir. Laiklik burada bir kez daha önemini hissettirdi.

Şüphesiz. Son dönemde tartışmalı konuma getirilmeye çalışılan bir kavram oldu ayrıca laiklik. Bu ülkedeki laikliği nasıl tanımlıyorsunuz?
Ülkemizdeki laikliğin kadük doğduğunu düşünüyorum. Kurtuluş savaşı, özünde emperyalizme karşı bir kurtuluş mücadelesi olduysa da ilk etapta Osmanlı’yı kurtarmaya dönük bir hamleydi. Daha sonraları işin rengi ve gidişatı değişti fakat bu süreçte gerici bir takım odaklarla işbirliğine de gidildi. Bunları da o dönemin özünde değerlendiriyorum. Ama yine de şunu söylemeye çalışıyorum: cumhuriyet, ilk önce laikliği bir seçenek olarak koymamıştır önüne. Bu anlamıyla bu ülkede laiklik hiçbir zaman temel dert olmadı. Sadece şekilsel olarak vardı.

Bu iddianızı biraz daha derinleştirebilir misiniz?
Tabii ki. Örneğin Şeyhülislamlık yerine getirilen Diyanet İşleri Başkanlığı 1924 yılında kuruldu. Aynı yıl içinde çıkarılan 442 sayılı köy kanunu da cami yapımına yaramıştır. Alevi köyleri de köy kanununun dışında tutulmamıştır. Bunlar da yetmemiş devlet çeşitli işbirlikleri ve yönelimleriyle tavrını Sünni devlet egemenliğinden yana koymuştur. E hani devlet ile din işlerinin birbirinden ayırt edildiği laiklik anlayışı nerede? Osmanlı’nın Sünni kurum ve kurumlarının da aynen devam ettiğini de görüyoruz tabii. Mesela Sübyan Mektepleri’nin yerini de Kuran Kursları almıştı. İlerleyen süreçlerde ise sağ Kemalistlerle sol Kemalistler arasında bir mücadele söz konusuydu. Nihayetinde cumhuriyetin ilk yıllarından kalma şekilci bir laiklik vardı ve bu da gerçek bir laiklik olgusunun

Türkiye’de hep az gelişmiş kalmasına yol açtı.
Bu durum cumhuriyeti ve laiklikle bağını değersiz mi kılıyor peki?
Tabii ki de hayır. Tüm bunların yanında ne olursa olsun ülkedeki modernleşme çabaları, batıdan devşirilen bazı örnekler, eğitim sisteminin dizaynı, toplumsal ve sosyal hayatta kadının varolmaya başlaması son derece değerli gelişmelerdi. Cumhuriyeti gericilikle bağdaştırmak da kesinlikle yanlış. Yine de bunu laiklikten çok modernite arayışı diye adlandırmak gerekir diye düşünüyorum.

Sizin laiklik tanımınız nedir peki?
Toplumun her faaliyetinde, devletin her işinde, kurumunda ve kademesinde kesinlikle dinden soyutlanmış bir yapı istiyoruz. Topluma dini ön kabullerin değil, pozitif yasaların egemen olmasını istiyoruz. Devletin her tür inanç ve cemaatten elini çekmesini ve onları özgürleştirmesini istiyoruz.

Cemaatlerin özgürleşmesi tartışmalı ve muğlak bir kavram. Açar mısınız bunu biraz?
Ezen ve ezilen temelinde bir sınıf değerlendirmesi yaptığımızda bu tür örgütlenmelerin de herhangi bir müdahaleye maruz kalmaması gerektiğini düşünüyorum.

Fakat siyasetin ve devletin dinden arındırılması ile cemaatlerin bir bağlantısı yok mu sizce?
Ben şu anda devleti içeriden yöneten ve devletin her kademesinde var olan örgütlenmeleri ayırarak konuşuyorum. Yine de bu tür örgütlenmeleri toplumsal bir güç olarak görmeliyiz. Ezen konumuna gelmedikleri sürece kendi haklarını arayan ve hassasiyetlerini belirten toplum kesimleridir bunlar. Mesela Türkiye’de Alevi – Bektaşi geleneğini ayakta tutan dergahlar var olmasaydı bugün Alevilik çok eksik kalacaktı. 

Alevileri bu eksenden ayrı görmek gerekiyor diyorsunuz sanırım.
Elbette. Biz bir inanç örgütü olabiliriz fakat kesinlikle öncelikle bir kültürüz. Bir felsefeyiz. Alevilik her şeyden önce yaşayan bir toplumsal kültürdür. Bu hatayı devlet vakti zamanında 667 sayılı müze kanununu çıkararak yaptı. Aslında her tür tarikatları, uyduruk yapılanmaları ve büyücüleri ortadan kaldırayım derken bize de aynı tavırla yaklaştı. Bizi büyücülerle aynı kefeye koydu.

Sizin ayrımınız nedir peki burada? Neyin zararlı, neyin yararlı olduğu nasıl ayırt edilecek peki?
Tekrar ediyorum, biz Alevi kurumu olarak, her tür toplumsal örgütlenmeye eşit mesafedeyiz. Bizim için ayrım çizgisi toplumsal müdahaledir. Ne zaman ki bu tür toplumsal örgütlenmeler toplum hayatına ve toplumun yapılanması olan devlete müdahale etmeye başladı işte o zaman bizim için bir tehdit ve tehlikedir. Bu düşüncemizi savunurken de tamamen kültür temelli bir yaklaşımı ön plana çekiyoruz. Her şey demokrasi ölçüsünde olmalı. Biz sınıf temelli baktığımızda ortaya böyle bir sonucun çıkmasını bekliyoruz. Aslolan sınıf mücadelesidir, diğer örgütlenmelere eşit mesafede yaklaşılmalı ve özgür bırakılmalıdır.

Sınıf siyasetine zarar veren bir yapılanmayı sınıf penceresinden değerlendirip ve ‘yaşamalı’ demek çelişik bir durum değil mi sizce?
Bakın arada bir fark var, yasaklamak yerine o örgütlenmelerle ilişki içine girilmelidir. Aksi halde devletin el attığı kurumlar dönüp dolaşıp sizin de ifade ettiğiniz gibi sol-sosyalist mücadeleyi vuruyor. Bunları biz gericilik olarak adlandırıyor ve kesinlikle mücadele edilecek yerde görüyoruz. Şunu da belirtmek gerek, Türkiye’de sosyalistler işin bu kısmını hep geri plana attı. Bu tür örgütlenmelerle bağ kurmayı beceremedi. Türkiye devrimci hareketinin geçmişine bakın, hiçbir döneminde bu tür bir kaygıya gidilmedi. Fakat onlar da emekçilerden, ezilenlerden oluşan bir örgütlenmedir. Bugün sol bunu önüne koymalıdır.

İdeolojik tutum bir yana sol kendisine daha yakın halkaları örgütleyemiyorken bahsettiğiniz halkayı önüne hedef koyması pek gerçekçi gelmiyor.
Biz sınıf siyasetinden bahsediyorsak önceliğimiz tabii ki de her zaman işçi sınıfı olmalıdır. Ülkemizde solun yapması gereken şeyi AKP yaptı. Ezilen toplum kesimlerini kendi çatısında topladı ve sol, bu toplam gericileşirken hiç oraya müdahale etmedi. 

Bu tartışmalı durumu bir kenara bırakacak olursak, sekiz Şubat’ta sizin de çağırıcısı olduğunuz bir bilimsel ve laik eğitim mitingi ve ardından gelecek okul boykotu var. Bu eylemlerin amacı ve hedefi nedir? Çalışmaları nasıl gidiyor?
 Mitingimiz İstanbul’da yapılacak. 8 Şubat’ta Türkiye’nin her yerinden ilericileri, demokratları, devrimcileri, Alevileri ve toplumun diğer tüm kesimlerini davet ettiğimiz bir miting olacak. Mitingi organize eden kurumlar arasında Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Dernekleri Federasyonu ve Alevi Vakıflar Federasyonu gibi Alevi kurumları ve Eğitim-Sen var. Ülkedeki tüm ilerici kurumlara da ayrıca çağrı yaptık. Siyasi partilere çağrı yaptık ve görüşmelerimiz oldu.

Kimlerle görüştünüz ve nasıl tepkiler aldınız?
ÖDP, KP, HDP, Emep, Halkevleri, Birleşik Haziran Hareketi gibi benzer kurumlarla görüştük. Niyetimizin çok büyük bir toplumsal tepki örmek olduğunu, öncekilerden çok kalabalık ve nitelikli, toplumdaki gericiliğe doğrudan tepki olacak ve cevap üretecek bir miting organize etmek istediğimizi ve kurumların da kendi siyasi bayrakları, sloganları ve flamalarıyla istedikleri gibi orada olabileceklerini ifade ettik. Kurumlar da çok iyi yaklaştılar. Birleşik Haziran Hareketi bizden önce çalışmalara başladı örneğin.

Bu mitinge Alevi mitingi demek biraz haksızlık olacak o zaman.
Çok büyük bir toplum kesimini bekliyoruz mitinge. Alevi toplumsallığını çok aşacak bir etkinlik yaratmak istiyoruz. Özellikle Eğitim-Sen’in ve sosyalist güçlerin varlığı yaptığımız çağrının büyüklüğünü yansıtacaktır. Bu miting eğitimde hak ihlalleri mitingi olacak. Zorunlu din derslerine karşı verdiğimiz mücadelenin bir uğrağı olacak. Laik ve bilimsel eğitim talebimizin karşılığı olacak. Gerici eğitime hayır diye haykıracağımız bir miting olacak. Yani evet, Alevi toplumsallığını aşacak bir miting olacak.

19. Şura bu mitingi yapmanızda çıkış noktanız oldu sanırım.
Yakın dönemde bir miting organize edecektik. Ankara’da. Hatırlarsanız Kobanê eylemlerine denk gelmişti o sırada. Yani şura kararlarından çok önce planladığımız bir şeydi. Aleviler eğitim sistemi aracılığıyla hergün, her yerde asimilasyona tâbi tutuluyorlar. Siyasallaşan İslam hükümetten öte devletleşmiştir. Buna karşı güçlü bir ses çıkarmak gerekiyordu. Yapmayı planladığımız mitingi 19. Şura kararlarıyla birlikte daha diri ve daha güçlü tutma kararı alarak bu tarz bir miting örgütlenmesine giriştik. Yani bir anlamıyla haklısınız fakat epeydir yapmak zorunda olduğumuz bir mitingdi.

Az önce BHH’den söz ettiniz. Ben de bununla ilgili görüşlerinizi soracaktım. Ne düşünüyorsunuz Birleşik Haziran Hareketi ile ilgili?
Sol çoğu zaman doğru hattı örebilmesine rağmen doğru dili tutturmayı becerememişti. Ben öncelikle BHH’yi o dili geliştiren ve öğrenen bir hareket olarak görüyorum. Keza 11 Ocak’ta da çok iyi bir çıkış yakaladılar. Türkiye’nin 46 noktasında ‘Gerici eğitime hayır’ mitinglerini organize ettiler. Biz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak emek hareketinden yana her oluşumu desteğe hazırız. Ayrıca onların da bizimle beraber boykot ve miting işine girmelerini de önemli bir destek olarak görüyoruz. 

Son olarak eklemek istediğiniz var mı?
Ülkede ciddi tehlikeler baş gösteriyorken emekten, bilimden, laiklikten, aydınlanmadan ve demokrasiden yana tüm kurumları mümkün olan her alanda birlikte hareket etmeye çağırıyoruz. Buradan sizin aracılığınızla tekrar ilan edelim, miting ve boykot tüm ilerici, sol-sosyalist ve devrimci güçleri yanımızda görmek istiyoruz. Herkesi bir kez daha davet ediyoruz. Sol okurları da benzer kaygıları taşıyan kitlenin içindedir ve gereğini yerine getirir.

Teşekkürler.

Fotoğraflar: Nale Eylik