Shakespeare Atölyesinin ardından…

Shakespeare Atölyesinin ardından…

Merve Tokmakçıoğlu
17/01/2019 Perşembe

Kadıköy’deki Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde yaklaşık on hafta boyunca devam eden Shakespeare Atölyesi’nin ardından, çalışmanın amacı, Shakespeare’in hangi oyunlarının nasıl okunduğu ve en önemlisi, atölye katılımcıları tarafından ortaya konulan emek, dibe vuran bir çağın ne ölçüde aydınlıklara gebe olduğunu kanıtlar nitelikte.

Shakespeare’in yapıtlarındaki olay örgüsü içinde yok yoktur: cinayetler, yanlış anlaşılmalar, kılık değiştirmeler, savaşlar, düellolar, ticari anlaşmalar, evlilik, ölüm, isyan vs. Bunların hepsi seyrettiğimiz filmlerde ve dizilerde, okuduğumuz romanda da en basitinden yer verilen olaylar olabilir. Ancak Shakespeare’in yapıtları için “üretim şekli” ve “düzen değişikliği” sözcükleri kullanıldığı anda okunulan ve seyredilen durumun feodalizmin yıkılışı ve kapitalizmin ortaya çıkışı olduğu görülür.  

Tahmin edilebileceği gibi, bazı “eleştirmenler” ve “aydınlar”, Shakespeare’in sanatını ve anlatısını, herhangi bir radikal ya da dönüştürücü kıvılcımdan yoksun, apolitik ve tinsel olarak nitelendirerek, ancak “elit” bir kesimin erişimi ile sınırlar. Böyle bir görüşün “dokunulmaz” yaptığı Shakespeare’in elden gitmemesi için onu bizler sahiplenmeliyiz: Ortaçağ İngiltere’sini feodal düzenden kapitalizme fırlatacak ekonomik, siyasi ve toplumsal dönüşümün ve değişikliğin zirvesinde yaşayan, keskin gözlem gücüne ve benzersiz bir ifadeye sahip olan yazarın muhalif olma olasılığı daima dikkate alınacak şekilde “uyanık” okunmalıdır.

“Kendini çekip koparan dal kurumaya mahkûmdur”

6 Ekim’de Kadıköy NHKM bünyesinde başlayan Shakespeare Atölyesi’nin düzenlenmesindeki temel amaç, dünya edebiyatına bu denli mâl olmuş, zamanla edebî bir ölçüt haline gelmiş ve bazen de zorluğundan “uzak” durulmuş bir yazarın nasıl okunması ve eserlerine nasıl yaklaşılması gerektiğine dair bir sorgulamaydı. Hiç kuşkusuz, edebiyat dünyasında çok sayıda yaşamöyküsü, inceleme ve yoruma konu edilmekle beraber, Shakespeare’i okurken, incelerken ve izlerken içinde yaşadığı dönemin tarihsel, toplumsal, siyasi ve kültürel gerçekliğini ve değişimlerini göz önüne almadan kapsamlı ve etkili bir yorum yapılamaz. Ülkemizde pek çok üniversitede İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümleri olmasına karşın, Shakespeare’i sadece derslik içine ve akademik sınırlara hapsetmek de yapıtları bu toplumsal gerçeklikten koparır. Evet, Shakespeare her daim “çağdaşımız” ama neden çağdaşımız olduğunda dair soru sorulup yorumlanmazsa onun eserleri hiçbir zaman içselleştirilemez; ya her zaman okuma listesinde olan ama “zorluğundan” yaklaşılmayan bir yazar olur ya da sadece monologların yarattığı duygulanımlar dikkate alınıp karakterlerin hangi gerçeklikle o sözleri sarf ettiği görmezden gelinir. Shakespeare Atölyesi, bütün bu çıkmazlara düşmemek için, edebî eserlere yaklaşımdaki estetik ölçütlerin toplumsal ve tarihsel arkaplanla birlikte ele alınması zorunluluğunu pekiştirmek için düzenlendi.

“Öz olmayınca söz yükselmiyor göklere”  

Atölyemizde, yaklaşık iki ay boyunca Shakespeare’in dört eseri çeşitli başlıklar altında okundu ve incelendi. İlk iki hafta boyunca 16. yüzyılın Avrupa’daki tarihsel, toplumsal olayları ve olguları değerlendirilirken, bir yandan Kraliçe I. Elizabeth döneminde İngiltere’deki sosyal ve siyasi değişimler, felsefi akımlar ve ideolojiler ile birlikte zamanın insanlarının dünyayı nasıl algıladığına da değinildi.

İncelenen ilk eser olan Macbeth oyununda hümanizm–bireycilik çelişkisi, kadınların şiddet düzenine nasıl dahil edildiği ve feodal düzenden kapitalist düzene geçiş imgeleri tartışılan anabaşlıklardı. Hamlet ve Venedik Taciri okumalarında odaklanılan temalar ise sınıfsal baskı ve metaya dönüşen insandı. Shakespeare’in yazdığı son eser olan Fırtına oyunu ise dil-eylem üzerinden kurulan sömürü düzeni ve kolonyalizm-hümanizm karşıtlığı başlıkları ile ele alındı.

Atölye süresince ve Kadıköy Tiyatro Şenliği kapsamında “Türkiye’de Şekspir Olmak” adlı belgesel gösterimi Kadıköy NHKM’de gerçekleştirildi. “Sahne Röportajları” etkinliği altında Türkiye’de Shakespeare oyunculuğu ve uyarlamaları üzerine NHKM Tiyatro çalışmasından Cansu Fırıncı ve Harun Güzeloğlu’nun moderatörlüğünde yönetmen Kemal Aydoğan ile bir söyleşi düzenlendi.  

Atölyenin en önemli çıktısı katılımcılarımızın emekle hazırladıkları ve hazırlandıkları “bitirme” çalışmalarıydı. Çeşitli meslek gruplarından atölyeye gelen, aktif çalışma ve eğitim hayatı olan katılımcılarımız tarafından eserler üzerine çeşitli makaleler kaleme alındı, Elizabeth döneminde kadın olmak üzerine bir sunum yapıldı ve Üçüncü Richard oyunundan bir sahne performansı gerçekleştirildi. Ayrıca bir katılımcımızın Macbeth oyunundan esinlenerek yarattığı ve bu yazıya eşlik eden resim çalışması da mutlaka dile getirilmeli.

Çizim: Seren Alagöz

“Katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor”

Atölyeye başlarken, Shakespeare’in içinde yaşadığı dönem siyasal, toplumsal ve kültürel yönleriyle ele alındı: 16. yüzyılda Avrupa’da yaşanan değişimin özü, Ortaçağ feodalitesinden kaynaklanan üretici güçler ve üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin kapitalizmin gelişmesiyle birlikte derinleşmeye başlamasıyla ekonomik ve toplumsal ilişkilerin yeniden düzenlenmesidir. Shakespeare’in tanığı olduğu bu değişimle birlikte daha bireyci bir düşünce de filizlenir. Kişinin kararını kendisinin vermesi, yaşam yolunu seçmesi ve ne kiliseyi ne de toprak beyini dikkate alarak bu seçimleri yapacak gücü sadece kendinde bulması Rönesans düşüncesinin temelidir. Böyle bir zamanın ruhu içinde bireyin yazgısı ve başına gelebilecekler Shakespeare’in de başlıca konusu olmuştur: Kişi isteklerini yerine getirmek için, hırslarına sahip olabilmek için nereye kadar gider? Kimlerle mücadele eder? Böyle bir bireyin sonu ne olacaktır? Başarı mı, yoksa yok oluş mu? Her ikisi de bu düzende gerçekleşmesi olası durumlardır.

Bugün hâlâ yaygın olan “insan istediğini yapmakta serbesttir” ve “her yol mubahtır” düşünceleri kişiyi bu düzende aldığı kararlarda ve sürdürdüğü hayatta özgür olduğu yanılgısına sürüklemektedir. İnsanın her istediğini, arzu ettiği şekilde elde edebilmesi, hırslarını gerçekleştirmesi, ezen ve ezileni aynı anda var kılan bu düzende bencilce ve gaddar bir şekilde yaşamasını da öngörür. Bu şekilde yaşamak özgürlüğün değil, esaretin işaretidir.

“Seni yaşlı köstebek!”

İçinden geçmekte olduğumuz dönem ile Shakespeare’in yaşadığı çağ arasında farklılıklar kadar paralelliklerin de olduğu düşüncesi atölye boyunca vurgulandı. Bertolt Brecht’in sözleriyle “yeni zamanın ataları, eski zamanın çocukları” olan bizler, bir yol ayrımında bulunuyoruz: süregelen düzenin insani koşulları yaratamadığı, bireyin “yırtıcı bir kuş gibi” yaşadığı ve mevcut üretim ilişkilerinin insanı köle ettiği bu dünyada, Macbeth’in, Richard’ın ya da Lear’ın trajedileri hâlâ “tanıdık” ve hâlâ “taze”.  Bu paralellikten yola çıkılarak, Shakespeare’in oyunlarının tarihsel olarak ele alınması ve ele alınırken de bizim çağımızla derin ve yoğun bir şekilde karşılaştırma yapılması katılımcılarımızın emekleri ve katkıları sayesinde atölyenin hem amacı hem de ürünü oldu. Bu tarihsel bakışın halihazırda süren ya da yakın zamanda başlayacak olan diğer edebiyat atölyelerinde devam etmesi ve katılımcıların emeği ile kültür eylemi haline gelmesi ise sol kültürün oluşması adına en önemli katkılardan biri olacaktır.