ABD-Meksika ilişkileri: Büyük balık küçük balığı yutuyor

Emperyalist eşitsiz bütünleşme projelerinin bir örneği olan NAFTA, Meksika ile ABD ilişkilerinde temel belirleyenlerden biri olmaya devam ediyor.
Pazar, 25 Nisan 2010 13:46

ABD ile Meksika ilişkileri, büyük ölçüde ABD’nin 1845’te Teksas’ı kendi sınırlarına dahil etmesiyle başlayan ve ABD’nin kesin zaferiyle ve Kaliforniya, Nevada, Arizona gibi eyaletleri ABD’ye bırakan 1848 tarihli antlaşmayla sona eren Meksika-ABD savaşı nedeniyle, kamuoyları nezdinde yıllar boyunca bir ölçüde gerilimi muhafaza etti. Buna rağmen iki ülkenin siyasi ve ticari ilişkileri artarak sürüyor.

Meksika’nın en büyük ekonomik partneri olan ABD ile ilişkilerine önem vermesi doğal. Ancak ABD de Meksika ile ilişkilerine önem vermekte. Bunun başlıca sebebi, Meksika’nın yakın komşusu olması, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler ve elbette Meksika’nın Latin Amerika’daki petrolün önemli bir bölümünü topraklarında barındırıyor olması. Meksika, ABD’nin Kanada’dan sonra en fazla petrol ithal ettiği ikinci ülke konumunda. ABD’nin toplam ithalatında ise Kanada ve Çin’in ardından üçüncü sırada geliyor. Öte yandan ABD, Meksika’nın başlıca ihracat pazarı. 2007 yılı rakamlarına göre Meksika’nın toplam ihracatının yüzde 82’si bu ülkeye yapılıyor.

1980’lere kadar ithal ikameci ve görece dışa kapalı bir ekonomik modelle yönetilen Meksika, 1980’lerden itibaren dışa açılma yönünde bir politika izledi ve ihracata yönelik üretim yapmaya başlayarak yabancı sermayeye kapılarını açtı. Bu süreçte, Meksika ile ABD’nin ticari ilişkileri 1989’daki ticaret ve çevre başlıklarındaki anlaşmayla hız kazandı ve 1990’da iki ülke arasında ticaretin serbestleştirilmesi konusundaki görüşmeler başladı. 1991’de Kanada hükümetinin talebiyle görüşmeler üçlü hale getirildi ve 1992’de imzalanan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) 1994 yılı itibariyle yürürlüğe girdi. NAFTA’nın amacı, 15 yıl içerisinde üye ülkeler arasındaki tüm gümrük duvarlarının kaldırılması, her türlü malın ve yatırımın serbest dolaşımı idi. 1 Ocak 1994’te yürürlüğe giren NAFTA, dünyanın parasal açıdan en büyük ticari birliği.

1994 Aralık’ında Meksika’da patlak veren peso krizi ABD-Meksika ilişkilerinin “derinleşmesine” vesile oldu. 21 Şubat 1995’te Meksika’yı krizden çıkarmak üzere ABD-Meksika mali yardım anlaşması imzalandı. Buna göre, yardımın karşılığının garantisi olarak Meksika petrol ihraç gelirlerini ABD Merkez Bankası’nda bir hesaba aktarmayı taahhüt ediyordu. Mart ayında zamlar, devlet harcamalarının kısılması ve özel sektörü teşvik paketi açıklandı. Çok kısa bir süre içinde ABD’ye ihracatta keskin bir yükseliş gerçekleşti.

2000 yılında Ulusal Hareket Partisi'nin (PAN) lideri Vicente Fox başkan seçildi ve Meksika’da Devrimci Kurumsal Parti’nin (RIP) 71 yıllık iktidarı sona erdi. Fox, iktidara gelir gelmez “20/20 Vizyonu” olarak bilinen öneri paketini açıkladı. 20 ila 30 yıl içinde ortak bir Kuzey Amerika pazarı oluşturulması hedefi çerçevesinde, gümrük birliği, ortak para politikası, işçilerin serbest dolaşımı gibi bütünleşme politikaları öngörülüyordu. ABD’nin az gelişmiş bölgelerin kalkınmasını desteklemek için yatırım yapması, uluslararası bir mali kuruluş tarafından yönetilecek bir fon kurulması öneriliyordu.

Öte yandan bu sırada Meksika halkının ABD’ye yönelik güvensizliğinin en net örneklerinden biri, kamuoyu baskısının bir sonucu olarak Meksika’nın 2003 yılında Birleşmiş Milletler’de Irak’ın işgaline yönelik oylamada, ABD önerisine karşı oy vermesiyle ortaya çıktı.

2005’te bütünleşmenin yeni bir uğrağı olarak ABD, Meksika ve Kanada arasında Güvenlik ve Refah Ortaklığı Anlaşması (SPP) imzalandı. 2006’da SPP Anlaşması çerçevesinde bir çalışma grubu olan Kuzey Amerika Rekabet Konseyi (NACC) kuruldu. Konsey Kuzey Amerika’nın en büyük şirketlerinin temsilcilerinden oluşuyor ve SPP için öncelikleri tespit etmek ve bütünleşme sürecinin istikrarlı bir ana etmeni olmak üzere yetkilendirilmiş durumda. Büyük şirketlere SPP sürecinde resmi bir rol tanıdığı ve kapitalistlerin yararına bütünleşme kararları alınmasına öncülük ettiği gerekçesiyle Konsey ulusal kamuoyları nezdinde büyük eleştirilere uğruyor. Ayrıca ilki Ekim 2005’te Kaliforniya’da düzenlenen Kuzey Amerika Forumu’nda da üç ülkenin hükümetleri ve patron temsilcileri bütünleşme sürecini tartışmak üzere bir araya geliyorlar. Medyanın davet edilmediği ve sonuçlarının kamuoyuna açıklanmadığı forum için, Amerika’nın Bilderbergi denebilir.

NAFTA’nın Etkileri
Meksika, NAFTA’nın yürürlüğe girmesinden beri ekonomik büyüme kaydetti elbette ancak bunun NAFTA sayesinde olduğu tartışmalı. NAFTA sonrası dönemde Meksika’nın ABD’ye yaptığı ihracat 4 kat artarken aynı ülkeden ithalatı da 3 kat büyüdü. Ancak NAFTA’nın ABD ile Meksika arasındaki ticarete etkisi, ABD Kongresi’ne bağlı bütçe kurumunun 2003 tarihli bir araştırmasına göre, “o kadar da büyük değil”. Söz konusu araştırmaya göre, ABD ile Meksika arasındaki ticaret hacmi zaten NAFTA’nın yürürlüğe girmesinden önce de büyümekteydi ve NAFTA’sız da büyüyecekti.
NAFTA ile Meksika, daha önceki ekonomik modelinde sıkıca koruduğu kimi ulusal sektörler üzerindeki devlet kalkanını kaldırmış oldu. Bu sektörlerin başında otomotiv ve tekstil gelmekte. NAFTA’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte ABD şirketleri Meksika’da otomotiv sektöründe yoğun olarak faaliyet göstermeye başladı. Bu durum ulusal otomotiv sektörünü ciddi biçimde etkiledi.

NAFTA’nın üye ülkelerin işçi sınıfları için getirdiğiyse, daha düşük ücretler, daha zor hayat şartlarından başka bir şey değil. “Uzun dönemde herkes için yararlı” olacağı iddia edilen NAFTA’nın işçi yaklaşımı, farklı ülkelerin işçi sınıflarının birbirleriyle doğrudan rekabetini kızıştırırken bu işçilerin hakları ya da çalışma koşulları konusunda fazla bir şey söylemiyor.

NAFTA Meksika halkı için bir yarar getirmedi. Zira Kuzey Amerika bütünleşme süreci tıpkı Avrupa bütünleşmesi gibi karşılıklı bağımlılık adı altında asimetrik bir ilişki dayatıyor. NAFTA yürürlüğe girdiğinde ABD’nin kişi başına düşen gelir miktarı Meksika’dakinin yaklaşık 6 katı idi. Meksika’nın bu durumun aleyhine işlememesi için önlem alınması talebinde bile bulunamaması, 1970’lerden beri ekonomik krizlerle sarsılan ve ABD mali desteğine muhtaç hale gelen devletin bu eşitsiz ilişkiyi kabullenmiş olduğunu gösteriyor. Meksika’da bu süreçte NAFTA sektörlerinde belirli bir büyüme gerçekleşirken diğer sektörlerde ciddi bir küçülme olduğu, ABD’nin kendi tarım üreticilerini desteklemeye devam etmesi nedeniyle Meksika’nın anlaşmayla umulduğu gibi tarımsal gıda ihracatçısı haline gelemediği, NAFTA’nın büyük şirketlerin yararına işlediği ve küçük ve orta ölçekli işletmeleri kapanmaya zorlayarak işsizliği artırdığı eleştirileri yapılıyor(1). Ancak süreç derinleşerek işlemeye devam ediyor.

Sanayi işçilerinin durumu da farklı sayılmaz. NAFTA’nın etkilerinden biri, ABD-Meksika sınırında yoğunlaşan, “Maquiladora” adı verilen, bir ülkeden hammaddeyi gümrüksüz ithal edip bu hammaddeyi işledikten sonra genellikle yine aynı ülkeye gümrüksüz ihraç eden fabrikalar. Bu fabrikalarda elektronik, tekstil, makine sanayii, ulaşım gibi sektörler için imalat yapılıyor. Bu fabrikalar NAFTA’dan sonra oluştu. ABD’li şirketler işçiliğe dayanan operasyonlarını bu bölgeye taşıyarak ucuz işgücü imkanından yararlanırken ABD ve Kanada’daki ikinci halka fabrikalar, bu ucuz işgücü ile rekabet edemeyip kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Uzun çalışma saatleri ve sömürünün her türlüsüyle karşılaşan ise Meksika işçi sınıfı oluyor.

Obama seçim kampanyası sırasında "NAFTA’nın Amerika için iyi olduğunu düşünmüyorum, hiçbir zaman da düşünmedim” dediyse de bu, Meksika’daki ucuz işgücü ve düşük çevre güvenliği standartları nedeniyle şirketlerin Meksika’ya taşınmasıyla birlikte işini kaybedenlerin oyunu almak için söylenmiş bir yalan olmaktan öteye gitmedi(2). 2009’da Obama ABD-Meksika ilişkilerinde “karşılıklı sorumluluk, saygı ve çıkar” temelinde yeni bir dönem açıldığını ilan etti. Buna eşlik eden Mérida İnisiyatifi Meksika’da Felipe Calderon hükümetinin artan uyuşturucu trafiğine ve organize suçlara karşı başlattığı askeri operasyona kaynak aktarıyor. Esasında uyuşturucu trafiği meselesi, ABD’nin Meksika’yı kontrol etmek için en sık kullandığı argüman. Meksika her ne kadar ABD’ye yönelik uyuşturucu trafiğinin temel unsurunun kuzeydeki büyük talep olduğunu öne sürse de uyuşturucu kartellerinin yoğun faaliyetleri nedeniyle ülke içindeki güvenliği sağlamakta dahi, bu konuda ordusunu kullanmasına rağmen zorluk çekiyor. ABD ise bu koza dayanarak sınır güvenliği vb. isimler altında Meksika’yı sürekli baskı altında tutuyor.

ABD Kongresi’nin ilk kez 2008’de onayladığı paket çerçevesinde Meksika’ya 1 milyar dolardan fazla yardım yapıldı. Obama hükümeti 2011 bütçesi için Kongre’den çoğu Mérida İnisiyatifi fonuna ait olmak üzere 346,6 milyon dolar talep etti(3). İnisiyatife muhalefet eden kesimlere göre ise uyuşturucu trafiğini engellemenin yolu Meksika’nın sonuçsuz savaşına daha sofistike silahlarla yardım etmek ya da sınır akışının denetimini sıkılaştırmaktan değil iki ülke arasındaki büyük eşitsizlikleri azaltmaktan geçiyor(4).

ABD’nin bir diğer baskı konusu da yasadışı göç. 1990’ların ortalarından beri ABD ile Meksika ilişkilerinde masada olan bu konu, halen güncelliğini korumakta. ABD’de 12 milyonun üzerinde yasadışı göçmen bulunduğu tahmin ediliyor ve bunların yaklaşık beşte üçü Meksikalı. Yılda 300 ila 500 bin Meksikalının sınırı yasadışı yollarla geçerek ABD’ye geldiği düşünülüyor ve bu göçmenlerin birçoğu yerel veya federal yardım programlarından faydalanıyorlar. 1995’te Kaliforniya eyaletinin çıkardığı yasa ile bu göçmenlerin herhangi bir devlet olanağından faydalanmaları yasaklandı ve bu durum Meksikalılar arasındaki ABD karşıtlığını güçlendirdi.

Yasadışı göç, aslında ticari ilişkilerle ve özellikle de NAFTA ile doğrudan ilişkili bir konu. NAFTA’nın uzun vadede Meksika’da daha fazla iş olanağı sağlayacağı ve bunun da göçü önleyeceği iddia edilse de durum bunun tam tersi oldu. Özellikle 2008 yılı başında, yani NAFTA’nın yürürlüğe girişinden 14 yıl sonra son aşamaya geçişiyle mısır ve fasulye üzerindeki gümrük engellerinin kaldırılmasıyla Meksika tarımı, yoğun devlet desteği ve teknolojik imkanlara sahip olan ABD ve Kanada tarımıyla rekabet edemedi ve birçok tarım işçisi, ailesini geçindirebilmek amacıyla ABD’ye yasadışı yollarla göç etti. Bu kolay bir durum değil, zira göçün önlenmesi amacıyla 3.200 kilometrelik sınırın bir kısmı askeri bölgeye dönüştürülmüş durumda ve göçmenler ölüm tehlikesini göze alıyorlar. ABD’nin “bütünleşme” anlayışı bu olsa gerek…

Kerem Babacan

(1) Şerife Başaran, The Future of NAFTA, http://asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=2138&kat1=1&kat2=
(2) a.g.e.
(3) Clare Ribando Seelke, http://latin-americas.blogspot.com/2010/03/mexico-us-relations-issues-fo...
(4) History of US-Mexico Relations, http://worldsavvy.org/monitor/index.php?option=com_content&view=article& id=660&Itemid=1129