Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Şükran Yiğit

'Sosyal turizm'

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:08

İki ay kadar önceydi. Akşam saatlerindeki kalabalık bir metroda takıldı önce kulağıma o tını. Yirmi yaşlarındaki iki genç aralarında konuşuyorlardı. Konuştukları dil Türkçe’ydi ama farklıydı. Yani burada duymaya alışkın olduğum, cümle yapılarının ve gündelik sözcüklerin genelde Türkçe tutulduğu ama soyut kavramlar ya da kurumlar için Almanca sözcüklerin kullanıldığı Türkçe’den farklıydı konuştukları. İyice kulak verip dinlediğimde ise bir zaman makinasıyla ışınlanmış gibi yıllar öncesinde, İstanbul’daki bir işyerinde buldum kendimi. Sempatik bilgisayar operatörümüz Kadir Bey sistem odasından ‘atları aktif ettiğini’ söylüyordu telefonda. Yumuşak Trakya ağzıydı Kadir Bey’e hatları atlara çevirten, tıpkı metronun uğultusunda kendi yolunu açıp beni İstanbul’a götürüp bırakıveren o tını gibi.

Aradan belki bir-iki hafta geçmişti ki bu sefer tenha, bir sabah metrosunda geldi kulağıma aynı tını. Bu kez orta yaşlarda iki kadındı konuşan. Geldiklerinden beri sürekli çalıştıklarından, omuzlarına sırtlarına gelip yerleşen ağrılardan ve kiraların yüksekliğinden, sözediyorlardı. İki-üç temizlik işinde birden çalışıyorlardı ve hiçbir işveren epeyce bir miktar tutan aylık metro kartını ödemeye yanaşmıyordu. İki kadın da mutsuz ve yorgundu. Günde oniki saate varan ağır iş koşullarından ve karşılığında aldıkları ücretlerden konuşuyorlar ve konuşma tekrar tekrar gelip aynı soruya kilitleniyordu: ‘Değer mi memleketimizden, evimizden kopup buralarda yaşamaya?’

Çok geçmeden muhafazakar Hristiyan Sosyal Birliği’nin sloganı yükseliverdi Bavyera’dan: Yerel seçimler ve Avrupa Parlementosu Seçimleri için sloganları hazırdı: “Sahtekarlık eden gider!” Peki, kimdi bu sahtekarlık edeceği düşünülen insanlar? Hamburg’da hergün amele pazarında bekleyip, limanda saati iki-üç Euro’dan yük indiren, Münih tren istasyonunda günübirlik iş bekleyen ve bir sabah metrosunda, üstelik bir bir refah ülkesinde günde oniki saat çalıştıklarını anlatan Bulgar ve Romen vatandaşlarıydı sözleri edilen. 2014 yılından itibaren Avrupa’da serbest çalışma hakkına sahip olacaklardı ve kendilerine “Hoşgeldin” demenin yolu hazırdı: “Sahtekarlık edereseniz sizi kapı dışarı ederiz!” Arkasından sonu gelmez tartışmalar kapladı gazeteleri ve televizyonları. Bu insanların yani “Doğu Avrupalı’ların” Almanya’da hangi sosyal hakları vardı? İşsizlik parası alabilirler miydi? Sosyal yardım alırlarsa eğer, bunlar Alman vatandaşlarının cebinden çıkan vergilerle ödenmeyecek miydi? Hangi paragraf? Hangi yönetmelik? Evet, evet, sosyal turizmdi bu! Sosyal yardım almak için geliyorlardı ve daha da geleceklerdi. Hemen, hiç geciktirmeden önlemler alınmalıydı bu konuda.

Oysa ne İspanya’nın güneşli havasının tadını çıkaran Almanlar ne de son yılların hip şehri Berlin’de yaşayan İngilzler hakkında kimse bu tartışmalara gerek duymamıştı.Öyle ya, onlar Avrupa’lıydı, bu gelenler ise Doğu Avrupa’lı! Tartışmalar bu mınvalde almış başını gider ve suni çıkar çatışmaları ve ötekileştirme, sağ politikanın hala en geçerli propaganda araçları olarak işlemeye devam ederken, önce Almanya’nın en sevdiğim geleneklerinden birisi olan “yılın en feci sözcüğü” yarışması sonuçandı. Çoğunluğu dilbilimcilerden oluşan bir jüri 2013’un en feci sözcüğününün “SosyalTurizm” olduğunu ilan etti. Jüri bu kararı, bir takım politikacıların ve medyanın istenmeyen göçmenlere karşı bir düşmanca bir atmosfer yaratma çabası içinde olduklarını ve turizm gibi keyfiyeti ve tatili çağrıştıran bir sözcük kullanarak aslında sadece çaresizlikten göçeden insanlara ayrımcılık uygulanması nedeniyle aldığını açıkladı. Bu güzel bir gelişmeydi.

Arkasından sol partilerden bu göçmenlerin zarar vermek bir yana, bizzat ucuz işgücü olarak kullanıldığını gösteren son derece haklı açıklamalar geldi - bu arada ‚peki böyle yapacaktınız da bu devletleri niye aldınız?” Yani Harun’un deyişiyle “madem öptürmeyecektin sen neyi ima ediyon sen?” diye soran olduysa da duymadım -
Ve nihayet yavaş yavaş gelenlerin yüzde yirmi beşinin üniversite mezunu olduğu, burada muhakkak bir iş bulacakları ve bir de Almanya’nın yaşlanan nüfusu düşünülünce bunun adeta bir nimet olduğu fikri yayılmaya başladı gazete sütunlarına. Böylece Avrupa’nın ulus kurgusuna ve kimlik takıntısına karşı çok kültürlülüğü ve bir aradalığı hedefleyen göz kamaştırıcı projesi bir kez daha kriterini berraklaştırmaya başladı: Eğer işimize yararsan gelebilirsin!

Şükran Yiğit 'ın Son Yazıları