Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Şükran Yiğit

Bir yıl daha biterken…

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:46 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:46

Şükran Yiğit'in “Bir yıl daha biterken...” başlıklı yazısı 26 Aralık 2012 Çarşamba tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

“Bir yılbaşı akşamıydı. Hava buz gibi soğuktu, kar yağıyordu ve akşam karanlığı bastırmıştı. Bu soğuk ve karanlık sokaklarda, başı ve ayakları çıplak küçücük bir kız çocuğu….“

Bilmiyorum, ablam işte böyle başlayan „Kibritçi Kız“ masalını bana okuduktan sonra, kaç yılbaşı gecesi gidip gidip pencereden dışarıya, kibritçi kızın bizim sokağa gelip gelmediğine baktım. Dışarı bakıyordum, çünkü o adı olmayan kız çocuğunu bizim pencerenin ya da kapının önünde görüp, eve çağırırsam o öyküye yepyeni bir son yazabileceğimi düşünüyordum. Çünkü Kibritçi Kız duyduğum, mutlu sonla bitmeyen ilk masaldı. Masal bitince, küçük kızın ölümüne önce üzülür, sonra bir çare bulmuşum gibi ablamın masalı sonuna kadar okumadığını iddia ederek son sayfayı, eliyle satırların üzerinden gide gide tekrar okumasını ister ve her seferinde son cümleden sonra gelip dayandığımız o artık hiçbirşey yazmayan boşluğa hayal kırıklığı ve çaresizlik içinde bakakalırdım. Mutlu sonların çoğu zaman mutluluğun sonu olduğunu ve mutlu sonlarla vasat hayatların takas edildiği bir mediyokrasi cennetinde yaşadığımızı epeydir anlamış olmam o hüzünden yine de birşey eksiltmedi ama.

Dün beş günlük tatil öncesi ufak tefek birşeyler ve almayı son ana bıraktığım Noel hediyelerini almak icin çıktığım öğle tatilinde, bir cesaret deyip alışveriş kalabalığına adım atarken, günlerdir neredeyse bir hırsa, bir bağımlılığa dönüştüğünü hissettiğim tüketim iştahının merkezkaç kuvvetinin dışına savrulmuş modern dünyanın kibritçi kızlarını gördüm yine. Dağ gibi cevizlerin yanında yine dağ gibi yükselen kıpkırmızı kirazların yanından geçerken bir tane alıp ağzına atıveren yaşlı adam kalabalığın içinde kedili torbasıyla kayboldu. Tezgahta sadece sekiz tane zeytin tarttıran yaşlı kadın ise büyük ihtimal yoksul değildi ama kendisini belki de sadece Noel’de ziyaret eden çocuklarına, yeni okuduğu bir tarif üzerine ilk defa pişireceği yemeğin malzemelerini alıyordu. Yeniliklere açık olduğunu gösterecekti böylece çocuklarına, biraz şaşırtacaktı onları.

Kasada aldıklarımı bir torbaya koyarken, bir anlık boşlukta diğer kasalardaki arkadaşlarıyla gülüşüp şakalaşan kasiyer kız ilişti gözüme. Ve aynı anda kasaya doğru yaklaşıp, tek bir söz söylemeden etrafa yayılmış birkaç alışveriş fişini toplayan asık suratlı adam. Fişleri dünyanin en utanç verici delillerini ortadan kaldırıyormuşcasına buruşturup alelacele cebine koyarken kasadaki kızın yüzüne bile bakmadan birşeyler söyledi adam. Kız yerinden kıpırdamadan gülümseyerek “evet, ama zaman kalmıyor, “ diye cevap verdi. Adam yine geldiği gibi dimdik gitti. Gülüştüler arkasından.
Frankfurt’un alışveriş caddesi Zeil’a tekrar çıktığımda kalabalığa aldırmadan bir duvarın önünde oturmuş, iki evsize çarptı gözüm. Kaç yaşlarında olduklarını kestirmek imkansız da olsa hissedilen yaşları yetmiş civarındaydı. Aralarına koydukları bir tavada birkaç sent birikmişti. Bir tanesi bir kazağı onarmaya çalışırken, diğeri de elindeki eski bir radyoyu istasyona ayarlamaya çalışıyordu. Onlar da konuşup gülüşüyorlardı aralarında. Tavalarına doğru eğilirken iyi noeller dilediler bana, “içkimiz var daha, buyrun, “ dediler. Vaktim olmadığını söyleyip, teşekkür ettim. “Vaktiniz olunca gelin, “ dediler. Ben, “Tabii, mutlaka,“ deyince hep beraber güldük bu sefer. Biraz daha caddede ilerlerleyince bu sefer de eski bir iş arkadaşım, Kai çıktı karşıma bir köşeden. “Pink Markt’a gittin mi? “‘ diye sordu. İşim olduğunu söylesem de, “kimse çalışmıyor zaten, gel gidip bir bakalım,“ deyince birlikte oraya doğru yollandık. Römer Meydanı’ındaki geleneksel Noel Pazar’ına alternatif, ama biraz pembe renklerin hakim olması dışında diğerinden hiçbir farkı olmayan, kavrulmuş badem ve sıcak şarap kokusunun hakim olduğu küçük bir Noel Pazar’ıydı geldiğimiz. “Bir farkı yok diğerinden, “ deyince, “önemli olan olması, “ dedi Kai. “Zaten bu ülkede yirmi sene sonra aman hakkımızı kaybetmeyelim diye evlenen bir siz gay‘ler kalacaksınız, bak heterolar çoktan aştı bu işi,“ “ diye takılınca ben, ve Kai’ın “Ah, gay’lerin tutucu olmaya hakkı yok mu? Ayrımcılık yapma! “ demesi üzerine, bu şakalaşmayı duyan yan masadakiler gülerek, şaraplarını kaldırdılar bize.

Sonra hala Frankfurt’ta hayatını sürdürmeyi başaran eski bir kitapçıya baktık güzel bir öğlen arasını bitirirken birlikte ve iyi noeller ve iyi yıllar dileyerek döndük yılın son iş gününe. Şimdi ise yılın bu son yazısında birlikteyiz. Ben başta savaşsız, yoksulluğun ve ayrımcılığın olmadığı bir dünya dilerken, sağlıklı ve ‘bi çay’ koyacağınız uzun kış geceleri, mavi bir denize atlayacağınız neşeli yaz günleri, tarçın, adaçayı ve kekik kokuları, erguvanla gelen baharlar, sıcacık ayçörekleri, yepyeni Stanley Brinks ve Harman Dune albümleri, okuduğumuzda durup tekrar içimizde dinlediğimiz şiirler, Bob Dylan konserleri, bambaşka dünyalara götüren filmler ve romanlarla dolu, sevdiklerinize hep yakın olduğunuz çok güzel bir yıl diliyorum hepinize. Kibritçi Kız’ı unutmayın.

Şükran Yiğit 'ın Son Yazıları