Sinan Sönmez
Venezuela ve Dünya Ekonomik Forumu
Yayın Tarihi: 26.01.2026 , 23:59 Güncelleme Tarihi: 27.01.2026 , 00:00
2026’da ikinci günü ertesi güne bağlayan saatlerde ikametgahından ABD tarafından korsanca kaçırılan Venezuela devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilio Flores adeta unutturulmaya çalışılıyor. ABD yönetiminin geçmişte Latin Amerika’ya 70 dolayında doğrudan ve dolaylı silahlı veya silahsız müdahalesi dikkate alındığında yalın gerçek ortaya çıkıyor. Venezuela, geçmişte Başkan Chavez’e yapılan ve darbecilerin amaçlarına ulaşamadığı darbe girişiminden sonra Amerikan emperyalizminin kara listesine eklenmeye çalışılmaktadır. Nitekim haber ve yorumlarda Venezuela arka plana itilirken Dünya Ekonomik Forumu (DEF) haberleri ve dedikodularının ön plana geçmesi şaşırtıcı olmuyor.
Forumda başoyuncu hatta süper star kim olabilir? Sürekli kendisinden söz ediliyor, gazeteler, dijital platformlar, TV kanalları ve diğer iletişim platformlarının müdavimi. MAGA başkanı Donald Trump!
Sürekli Latin Amerika dünyası başta olmak üzere çok sayıda ülkeyi tehdit eden, AB’ye yaptırım uygulama konusunda tehdide varan uyarılarda bulunan, Barış Konseyi (!) olarak adlandırdığı grupta bazı ülkeleri (Türkiye dahil) toplayan cüretkâr başkan ve yönetimi bu kadar güçlü mü?
En keskin ve kısa yanıtı Kaliforniya’nın demokrat partili valisi ve büyük olasılıkla gelecek seçimlerde başkan adayı Gavin Newson 20 Ocak’ta DEF’deki konuşmasında veriyor. Avrupa’yı özellikle Grönland konusunda uyararak sert tepki gösterilmesi gerektiğini belirtiyor. Newson, Trump’ın zayıf olduğunu, ”yüzüne yumruğu yiyince” geri adım atacağını vurguluyor. Newson’a göre Trump’la “diplomatik görüşmelerin T-rex ile sürdürülmesini çağrıştırıyor, ya müttefik olursunuz ya da sizi yer. Biri veya diğeri… Artık nezaket diplomasisini, bir çözüm bulacağız söylemini bırakın. Biraz cesur olun Tanrı aşkına” (youtube.com.watch., 21.01.2026). Trump DEF’deki konuşmasında aşağılamaya soyunduğu ve alay ettiği Avrupa ülkelerine, NATO genel sekreteriyle yaptığı görüşmenin ardından, verdiği mesajda Grönland’a askeri müdahalede bulunmayacağını ve isteğinden vazgeçtiğini beyan ediyor. İkili arasındaki görüşmenin içeriği şimdilik bilinmiyor. Ancak bazı yorumcular Trump’ın mola verdiğini, geçici bir durumun söz konusu olduğunu belirtiyor. Grönland konusunda kısa bir not düşelim. Trump’ın deyişiyle söz konusu “buz parçası”nda ABD’nin 1951’den itibaren askeri üssü bulunuyor. 2004’te gözden geçirilen anlaşma ABD’ye geniş yetkiler tanıyor. Thule’deki üssün hakimiyetini kuzeye yayarak Britanya’nın Kıbrıs’ta kendi toprağı olarak kabul ettirdiği Ağrotur ve Dikelya üslerine benzer bir statünün sağlanmasından söz ediliyor. New York Times’ın yorumuna göre Danimarka ABD’ye Grönland’da geniş bir alanı bırakabilerek yeni askeri üsler kurmasına olanak sağlayabilir. Üstelik NATO toplantısında bu konunun gündeme getirildiği de vurgulanıyor.
Soru şu: Trump’ın güvendiği nedir? Kuşkusuz halen dünyada en ileri teknolojik silahlarla donatılmış en güçlü silahlı kuvvetlere sahip bulunması yanıtı oluşturuyor. Yanıt yeterli mi? Hegemonya mücadelesinde Çin ana rakip. Trump’ın yayılmacı, emperyalist politikası ve ülke içinde hukuk ve insan haklarını çiğneyen baskıcı uygulamaları, bazı siyaset bilimcilerin benzetmesiyle yarı-otoriter rejimin Çin’in işine geldiği, ABD’ye fazlaca ses çıkarmadan kendi yolunda yürümeyi sürdürmeyi tercih ettiği görülüyor. Yayılmacı, tehditkâr söylem ve siyaset NATO’yu sarstığı gibi Çin’e de Tayvan’a gözdağı vermede esneklik kazandırıyor. Diğer yandan ABD’de insan hakları ihlalinde hızlı artış ve güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddete dayalı baskının Çin’deki rejime ve otoriter yönetime yönelik eleştiriyi geçersiz kılacağı ileri sürülüyor.
Ekonomik gelişmeler ABD politikasına destek olabilir mi? ABD’nin uyguladığı dış politika ve aldığı korumacı önlemlerin çelişkili olarak Çin’in yararına olduğu gözlemleniyor. Örneğin Çin ile Kanada arasında yedi yıldır soğuk olan ilişkilerin Kanada başbakanının Çin’e 14-17 Ocak tarihlerinde yaptığı ziyaretle yeniden canlandırılmasında bir eşik oluşturduğunu söyleyebiliyoruz. Kanada Çin’in ürettiği belirlenen markalardaki elektrikli otomobillerden, Çin de Kanada’dan ithal edilen kolza yağından karşılıklı olarak gümrük vergisini kaldırıyor. Trump yeniden başkanlık koltuğuna otururken, 2 Şubat 2025’te söyleminde dünya ekonomisindeki dengesizliğin önemli nedeninin ABD’nin dış ticaretteki büyük açığına karşın Çin’in benzer büyüklükte fazlaya sahip olmasıdır değerlendirmesinde bulunmuştu. Evet ama nedenlere eğilmeden tedavi için salt gümrük vergilerini artırmak gerekli ve yeterli olabilir mi? ABD gelir bölüşümündeki eşitsizliğe karşın ürettiğinden çok fazla tükettiği için açık vermesi kaçınılmaz gözüküyor. ABD’de 2025’teki vergi artış öncesinde maliyet artışına karşı stoklamaya giden şirketlerin ivme kazandırdığı ithalatın faturası ve dış açık genişliyor. Rakip Çin’in dış ticaret fazlası 2025’te rekor düzeyde artıyor. Bu gelişmede Çin’in ihracata öncelik tanıması, ihracatçı şirketlere sübvansiyon, vergi indirimleri, düşük fiyatla arsa tahsisi yapılmasının yanısıra iç tüketimin azalması ve deflasyonist sürece girilmesi dikkate alınması gerekli öğeler oluyor. Çin’in ABD’ye yönelik resmi ihracatı %27-%30 bandında azalıyor ancak Meksika, Vietnam ve Tayvan üzerinden dolaylı olarak ABD’ye ihracatı artırmayı sürdürüyor. 2025’te dünya genelinde toplam ihracat bir önceki yıla göre %20 artış göstererek 1,2 trilyon dolarlık ticaret fazlasına ulaşıyor. Çin’in dış pazarlara açılma stratejisi ve diğer ülkelerle karşılıklı olarak anlaşarak ticari ilişkilere girmesi ve geniş bir coğrafyada tek başına ve ortak yatırımlar yapması gerek ekonomik gerek siyaseten getirisi olan girişimler olarak dikkat çekiyor. Arjantin’in aşırı sağcı ve Trump’a “hayran” Cumhurbaşkanı Javier Milei seçim öncesinde Çin’deki rejime katil damgası vurmakla birlikte, Brezilya’da Lula karşısında seçimlerde yenilgi alıp darbeye teşebbüs nedeniyle mahkûmiyet alan faşist Cumhurbaşkanı Bolsanaro’nun tersine seçimde başarılı olduktan sonra Çin ile olan ticari ilişkilerini sürdürmüştür. Çin özellikle elektrikli araçlardaki bataryada kullanılan lityum için Arjantin’de yatırım yapmaktadır. Devlet işletmesi olan Cosco’nun Peru’da (Santos) inşa ettiği büyük liman, Brezilya’da kamu mülkiyetindeki Cofco’nun Brezilya’daki yatırımları akla gelen anlamlı örneklerdir. Çin yoluna devam ederken önemli avantajlara sahip gözüküyor. Elektrifikasyon, temiz enerji, dijitalleşme, yapay zekâ ve savunma sanayinde ve ileri teknolojide, üretimden tüketime uzanan zincirde kritik (nadir) mineral veya elementlerin kritik ve çok önemli olduğu saptanıyor. Kuşkusuz jeopolitik nedenler de minerallerin ön plana alınmasında etkili oluyor. Uluslararası Enerji Ajansı bu kategoride yer alan 20 mineralin 19’unda Çin’in %70’lik paya sahip olduğunu belirliyor. Salt minerallerin çıkarılması yeterli olmadığı için katma değer yaratan rafinajda, nikelde öne çıkan Endonezya dışında, Çin liderliği bırakmıyor.1
ABD ile Çin arasındaki mücadele yalnızca Latin Amerika’da değil, Asya ve Pasifikte sürüyor. Trump ABD’nin silahlı gücüne dayanarak ve uluslararası hukuku bütünüyle çiğneyerek “havuçsuz sopa” çizgisinde yol alıyor. Prof. Yan Şuetang’a göre ABD’nin hegemonyasını yitirmesi Baba filminde Don Carleone ailesinin gücünü yitirme sürecini çağrıştırıyor. Çinli akademisyene göre Yeni Dünya Düzenini kurma görevi artık Çin’dedir.2 Ne var ki süreç devam ediyor; oyun kurmak kolay değil. Kurama göre toplamı sıfır oyun mu yoksa işbirlikçi oyun mu söz konusu? Yoksa Trump kaos kuramını oynadığı oyuna katıyor? Belirtiler ve gelişmeler de bu yönde.