Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Özlenen 'kurala dayalı küresel düzen' mi?

Trump’ın ve belirli ölçüde en yakın çevresinin diplomasi diline ters düşen biçemi, ABD’nin korsanlığı ve ardından gelen açık tehditler bir yönden de ABD emperyalizminin maskesini indirip emperyalist politikayı tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğu ölçüde yarar sağlayarak tabloyu netleştiriyor.

Yayın Tarihi: 13.01.2026 , 00:26 Güncelleme Tarihi: 13.01.2026 , 00:26

30 Aralık tarihli yazıda Amerikan Yüzyılı tasarımı başlığa taşınmış ve Trump yönetiminin emperyalizme uygun düzen kurma arayışı ve saldırgan politikasının geçmişten geldiği vurgulamaya çalışılmıştı. Yeni yılın ilk günlerinde ABD’nin tam anlamıyla korsan bir operasyonla Venezuela devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilio Flores’i kaçırmasına tanık olduk. Trump’ın zaman geçirmeksizin Venezuela’da yönetimi devraldıklarını ve bundan böyle ABD şirketlerinin petrol sektöründe hakimiyet kurarak ihracatı üstleneceğini açıklaması kayıtlara geçti. Konuya ilişkin gelişmeler soL Haber ve TV yayınlarında, dijital haber siteleri, yazılı basın ve bazı TV kanallarında yer aldı ve almayı sürdürüyor.

Trump’ın farklı ülke yönetimlerine birbiri ardına yaptığı tehditler, fütursuzca kullandığı   alaycı sokak dili ve argo üst üste konulunca geçmiş küresel düzene özlem duyulduğunu çağrıştıran bir söylemin de gelişmeye başladığı gözleniyor. Bununla birlikte Trump’ın ve belirli ölçüde en yakın çevresinin diplomasi diline ters düşen biçemi, ABD’nin korsanlığı ve ardından gelen açık tehditler bir yönden de ABD emperyalizminin maskesini indirip emperyalist politikayı tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğu ölçüde yarar sağlayarak tabloyu netleştiriyor. Öncelikle vurgulanması gerekli husus ABD ekonomisindeki sorunlar ve ülkenin küresel platformda giderek ekonomik gücünü yitirmesi, hegemonik güç konumundaki gerileme mevcut politikanın uygulamaya konulmasına uygun zeminin hazırlanışına katkıda bulunuyor olmasıdır. Bu bağlamda Çin’de dönemsel olarak yenilenen beş yıllık kalkınma planlarına dayalı politikalar ile sanayi, bilim, ileri teknolojide attığı büyük adımlar, uluslararası alanda geliştirdiği barışçıl işbirliği politikası, BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü’ndeki konumu, Kuşak-Yol projesiyle etki alanını giderek genişleterek küresel düzeyde bir yatırım ve işbirliği perspektifini belirlemesi, Avrupa’yı projeye ortak etme ufku ve ileri teknolojide üst düzeyi yakalamasına bağlı olarak ABD’nin karşısında ana rakip konumuna gelmesi, ABD yönetimini radikal tavır almaya yönlendirmiştir. Ancak radikal tavır, küresel hegemon olma yolunda karşısına çıkacak, çıkarlarına aykırı olan engelleri yalnızca ekonomik ve ticari yollardan kaldırmayla sınırlı kalmıyor, askeri yaptırım olarak doğrudan fiili müdahale ve işgalin yanısıra süreklilik kazanan tehditler ile somutlaşıyor. Diğer ülkelerdeki işbirlikçi yönetimlerin, bu bağlamda AB’nin ABD karşısındaki “mahcup” tavrı ve belirli ölçüde “teslimiyetin” (İspanya hariç) de sergilendiğini not düşelim. Üye ülkeler arasındaki uyumsuzluk ve ekonomik sorunların yanısıra özellikle teknoloji alanında AB’nin ABD ve Çin ile arasındaki mesafenin giderek açılmasından kaynaklanan bir tavır alma, karşı koyma eksikliği, güven kaybının olduğu gözleniyor. Kuşkusuz aşırı sağın birçok AB ülkesinde iktidarın ortağı olması ve en güçlü muhalefet partisi konumuyla iktidar adaylığı da dikkate alınması bir gelişme olarak etki yaratıyor.

Trump’ın saldırgan emperyalist politikası öncesinde var olan kurulu düzenin arka bahçesine bakılınca ABD’nin temel stratejisinin değişmediği görülüyor. 2. Dünya Savaşı sonrasında kapitalist blokta kurulan ve SSCB’nin çözülmesine (Gorbaçov’un başlattığı Glasnost dönemi de dikkate alınmalıdır) kadar uzanan süreç ve sonrasında doğrudan işgaller, CIA müdahalesiyle yapılan müdahaleler ve darbeler emperyalizmin yüzünü açık seçik sergiliyor. Savaş sonrasında Kore’deki savaş bir yana 1950’li yılların başlarından itibaren Küba ve İran’da yapılan darbelerin özellikle Latin Amerika’yı sarmalamış olması belgelerde yer alıyor. 1973’de Şili’de Başkan Allende’yi deviren, Arjantin ve Brezilya’da darbeyle iktidara gelen askeri faşist yönetimlerin arkasında CIA ve ABD büyük sermayesinin olduğu biliniyor. Listeye Ortadoğu (Irak, Suriye) ve Afganistan’ı eklemek ve Vietnam’da ABD saldırganlığını ve yıllarca süren savaşı unutmamak gerekiyor. Listeyi günümüze dek uzatarak ayrıntılı kronolojik bir dizin vermek olanaklıdır. Liste bu sayfanın boyutlarını aşacaktır. Trump yönetiminin uluslararası hukuka, BM kararlarına uymadığı, bu nedenle de küresel düzeni altüst ettiği vurgulanıyor. Yukarıda kısaca altını çizdiğim ABD’nin işgal girişimleri ve fiili işgallerinin yanısıra yaptırdığı hükümet darbeleri kurulu düzendeki hegemonik istikrar döneminde gerçekleştirilmiştir. Kuşkusuz uluslararası hukuk normlarını dikkate almak ve uyumlu olmak önemlidir. Bununla birlikte BM Güvenlik Konseyi’nin niteliği ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte alınan kararlara ne derece uyulduğu ve etkinliği de gene ayrı bir tartışma konusudur. Bu konuda yapılan yayımlanmış bir çalışmaya başvuralım. Mahir Terzi yaptığı araştırmada kararları masaya yatırmış ve ilk dönemde toplam 734 karar alındığını ve her yıla ortalama 15 kararın düştüğünü belirtmektedir. İkinci dönemde toplamda alınan 1892 kararın yıllık ortalaması 30 dolayında olup önceki dönemin iki katıdır.1  İlk dönemde kapitalist blokta ABD hegemon devlet konumunda iken karşısında sosyalist blok yer almaktadır. İki grupta da sorunlara, istisnai durumlar dışında kendi içinde çözüm bulunmaktadır. Yazar kullandığımız sözcüklerle belirtmemiş olsa da “kol kırılır yen içinde kalır” hesabı geçerli olmuştur. Bu noktada tekrar duyarlılıkla üzerinde durulması gerekli gelişmelerin arasında Küba’ya saldırı ve istila girişimi, Şili’de Pinochet’in kanlı darbesi, aynı doğrultuda Arjantin ve Brezilya’daki darbeler, Latin Amerika’daki diğer müdahaleler, Yunanistan’da Albaylar Cuntasının darbesi, ülkemizde 12 Eylül 1980 darbesi ve sonrasında yaşanan süreç, diğer ülkelerdeki darbeler hegemonik istikrar döneminde olmuştur. Bu durumda sormak gerekiyor: neyin, kimin istikrarı? İstikrar ABD’nin küresel düzeyde kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek dolaylı yoldan müdahalesiyle özdeşleşmektedir.

ABD yönetimi tekrar küresel düzeyde en önemli, bunun ötesinde tek güç olduğunu kanıtlamak için tehdide, silaha sarılmaktadır. Artık yeni koşullarda uluslararası arenada silaha başvurmanın aşıldığını söylemek için çok erkendir. Ekonomik gücün ve ileri teknolojinin silah sanayisini besleyen ana kaynaklar olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla ekonomik güç, ileri teknoloji ve silahlanma üçlü grup oluşturmakta, ilgili sektörlerde faaliyet gösteren dev tekeller/oligopoller ateşi körüklemektedir. Uzun süredir dünya genelinde giderek artan silahlanma harcamaları küresel ve bölgesel hegemonya mücadelesinin kanıtıdır.

  • 1

    Terzi, Mahir. (2022). An evaluation of the hegemonic stability theory in terms of international security, Savunma Bilimleri Dergisi, Kasım, sayı:22, ss.187-222.

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları