Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Rıfat Okçabol

Rıfat Okçabol

Zorunlu eğitim

Zorunlu eğitimin süresi 10 yıl da olur, 11 ya da 13 yıl da olur. Ancak Anayasasına göre laik olan bir devlette, zorunlu eğitimde, 9-10 yaşlarındaki çocuğun kendi iradesi dışında imam hatip ortaokuluna gitmesi kabul edilemez.

Yayın Tarihi: 11.09.2025 , 23:26 Güncelleme Tarihi: 12.09.2025 , 00:02

Eğitim Bakanı bir gün, “amaçlarının iş dünyasının ara eleman sıkıntısını gidermek olduğunu” söylerken (gazeteler, “13 Temmuz 2025) ve bir başka gün “4+4+4 uygulamasıyla 8 yıl kesintisiz eğitimi bölerek imam hatiplerin önünü açtıklarını” ima ederken (gazeteler, 5 Eylül 2025), eğitim sisteminin piyasacı ve gerici olduğunu açıklamış oluyor.

Oysa halk egemenliğine dayalı Cumhuriyetlerde, eğitimin birinci amacı çocukların kendilerini-toplumu ve dünyayı tanıyıp yeteneklerinin ayrımına vararak özgürleşmelerine- fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür bir bireye dönüşmelerine- yardımcı olmaktır. Çünkü halk egemenliğinin işlevsel olması için toplumun özgür bireylerden oluşması gerekir.

Laik cumhuriyetlerde, devletin yurttaşlarına bir inancı öğretme yükümlülüğü yoktur, iş dünyasına ara eleman yetiştirme yükümlülüğü de yoktur. Eğitim kamusal bir görevdir ve devletin yükümlülüğü, öğrencilerin, yetenek ve isteklerine göre toplumda gereksinim duyulan alanlarda yetişmeleri için gerekli olanakları hazırlamaktır.

Bin yıllarca devletler yurttaşların eğitimiyle hiç ilgilenmemişlerdir. İsrailliler MS 65’te ilköğretimi zorunlu yapmışlarsa da, Batıda zorunlu ilköğretim ancak, 16.-17. yüzyılda, Osmanlıda ise  ancak 1824’te ilk kez gündeme gelmiştir. Batıda sanayi devrimi gerçekleşip laik ulusal devletler ortaya çıktıktan sonra, toplumların gelişmişlik düzeyine paralel olarak zorunlu eğitim süresi de değişiklik göstermiştir. Batı ülkeleri genellikle 1950’lerde 8 yıllık zorunlu eğitime geçmeye başlamıştır. Ülkemizde ise 1973 yılında çıkarılan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile zorunlu eğitim 8 yıla çıkarılmışsa da, ek bir maddeyle uygulama ileri bir tarihe ertelenmiştir. 1972’de imam hatip ortaokulu gibi meslek ortaokulları kapatılmış olduğundan, 8 yıllık zorunlu eğitim, kesintisiz eğitim niteliğindedir.

1974’te CHP-MSP (B. Ecevit-N. Erbakan) koalisyon hükümeti imam hatip ortaokullarını yeniden açtığından, 1990’larda zorunlu eğitimin kesintili mi kesintisiz mi olacağı (imam hatip ortaokulunun olup olmayacağı) tartışma konusu olmuştur. Bakanlığın 1996’da toplanan 15. Milli Eğitim Şurası öncesinde 1995’te yaptırdığı bir araştırmada,1 büyük çoğunluk 8 yıllık kesintisiz eğitimi benimsediğini belirtmiştir. Mecliste kabul edilen 18 Ağustos 1997 tarih ve 4306 sayılı yasa ile zorunlu eğitim kesintisiz 8 yıl olmuştur. Kesintisiz eğitim, zorunlu eğitim sürecinde öğrencilere yalnız tüm çocukların yararına olacak laik ve bilimsel içerikli genel eğitim verilmesi anlamına gelmektedir. Zorunlu eğitim 1997’de kesintisiz olduğundan, imam hatip ortaokulları ile yabancı özel okulların orta kısımları da kapatılmıştır.

Kurulduğu günden itibaren kesintisiz eğitime karşı olan AKP, yargıda kadrolaşma olanağını bulduktan sonra, imam hatip ortaokullarını açmak ve de “dininin ve kininin davacısı olacak” gençler yetiştirmek amacıyla Mart 2012’de mecliste kavga-dövüş çıkardığı 4+4+4 yasasıyla zorunlu eğitim 12 yıl olmuştur. Ancak bu yasa, zorunlu eğitim kavramını alt-üst etmiştir. Zorunlu eğitim süresinde devlet her öğrenciye eşdeğerde eğitim vermesi-eğitimin kesintisiz olması- gerekirken, zorunlu eğitimi imam hatip ortaokulları, imam hatip liseleri, meslek liseleri, genel eğitim veren liseler ve açık öğretim uygulamasıyla parçalı hale getirmiştir. Zorunlu eğitimde öğrencilerin birbirine yakın bilişsel, duyuşsal ve devinimsel gelişimleri söz konusuyken, AKP 4+4+4 yasasıyla öğrencilerin farklı okullarda birbirinden çok farklı edinimler edinmesini benimseyebilmiştir. 

İşin özünde zorunlu eğitim, öğrencilere eşit eğitim fırsatları sunduğundan- eğitimin demokratikleşmesini de sağlayan bir uygulamadır. Ayrıca zorunlu eğitim sürecindeki eşdeğerde öğrenim görülmesi, öğrenciye öğrenme yaşamında çok daha sağlıklı seçim yapma olanağı verdiği için de demokratik bir uygulama olmaktadır. Ancak 4+4+4 yasası bu bağlamda eğitimin demokratikleşmesini de yok eden bir yasa niteliğindedir. Öğrencilerin kendini, toplumu ve doğayı yeterince tanımadan imam hatip ortaokuluna, meslek okuluna ya da açık öğretime yönlendirilmesi, bile bile bu okullara gidecek çocukların geleceklerini sınırlama anlamına gelmekte, hem zorunlu eğitim anlayışıyla hem de insan haklarıyla bağdaşmayan bir uygulama olmaktadır.

Ülkemizdeki zorunlu eğitim ile ilişkili olan bir sorun da, örgün eğitim çağında olan çocukların önemli bir bölümünün okula kayıt yaptırmaması ve kayıt yaptıranların da okulu terk etmesidir. Bu arada zorunlu eğitim süresinde, özel okulların var olması da-parası olana ayrıcalık verilmesi de- eğitimde fırsat eşitliğiyle bağdaşmamaktadır.

Zorunlu eğitimin, okul öncesini de katarak 13 yıla çıkarılması beklenirken, iktidar toplumu yine şaşırtmayı yeğlemiştir: Eğitim bakanı Tekin, 12 yıllık zorunlu eğitimin azaltılmasına yönelik kamuoyu oluştuğunu belirterek “Hükümet olarak karar almak durumundayız” demiştir (gazeteler, 5 Eylül 2025)!

Oysa bakanın kamuoyu dediği, toplumun geneli değil, bilindiği gibi tarikatlar ve benzeri kuruluşlardır; çocukların erken yaşta evlenmelerini isteyenlerdir; kızların eğitimine, laik eğitime, karma eğitime ve öğretim birliğine karşı olanlar ile emek sömürüsü peşinde olan işverenlerdir.  

Örneğin MÜSİAD’ın başkanı, zorunlu eğitimin gençlerin iş gücüne katılımını engellediğinden yakınmaktadır (gazeteler, 13 Temmuz 2025).

Laik eğitim karşıtı ve yandaş bir eğitim sendikası, yaptığı bir araştırmada (!), “katılımcıların çoğunun, zorunlu eğitim süresinin iş dünyasının beklentilerini karşılamadığını ve öğrencilerin iş hayatına daha erken atılmasını engellediğini” açıklamıştır (gazeteler, 13 Temmuz 2025). Oysa toplumun derdi iş dünyasının beklentileri değil, çocuğunun iyi bir eğitim görüp iyi bir iş sahibi olmasıdır. Öğrencilerin iş hayatına atılmasındaki temel engel zorunlu eğitimin süresi değil, ekonomik çarpıklıktır. İktidarın 20 küsur yıldır istihdam yaratacak alanlara yatırım yapmamış, nüfus artışına paralel olarak yeni istihdam alanları yaratmamış olmasıdır. Esasında ve de ne yazık ki, yoksul ve dar gelirli aile çocuklarının önemli bir bölümü, geçim sıkıntısı nedeniyle çocuk işçi olarak çalışmak zorunda kalmaktadır. Zorunlu eğitim bu çocukların işe girmesini engelleyecek ciddiyetle uygulanmamaktadır, bunun kanıtı çocuk işçiliği yapanların sayısından da bellidir.

Zorunlu eğitimle ilgili temel sorun, laik kesim için eğitimin kesintili olmasıdır, iktidar için ise eğitimin yeterince piyasacı ve gerici olmamasıdır.

İktidarın zorunlu eğitimin süresini kısaltılmaya kalkışmasının görünür nedeni işvereni memnun etmektir. Ancak dile getirilmeyen nedenler de vardır. İktidar, dinin ve kininin davacısı olma yönünde öğretilerden geçen öğrencilerin bile 12 yıllık eğitim sonunda olayları sorgulamaya ve irdelemeye başlama olasılığının yüksek olduğunu görmüştür. Ayrıca iktidarın zorunlu eğitim süresini kısaltması, sanayicilerle, diyanetle ve tarikat niteliğinde kuruluşlarla yaptığı işbirliğini yaygınlaştırmak; kamusal eğitimden elini çekmek ve meydanı piyasacılarla gericilere bırakmak içindir.

Yinelemek gerekirse, zorunlu eğitimin sorunu süresiyle ilişkili değil, iktidarın piyasacı ve gerici anlayışıyla ilgilidir.

Zorunlu eğitimin süresi 10 yıl da olur, 11 ya da 13 yıl da olur. Ancak Anayasasına göre laik olan bir devlette, zorunlu eğitimde, 9-10 yaşlarındaki çocuğun kendi iradesi dışında imam hatip ortaokuluna gitmesi kabul edilemez; (AİHM’nin de karar verdiği gibi) din kültürü ve ahlak bilgisi dersi zorunlu olamaz; her öğrenciye eşdeğerde gelişim gösterecek müfredat uygulanır.

[email protected]

  • 1

    Ön komisyon önerileri üzerine araştırma. Ankara: Şura Genel Sekreterliği; Doküman no:4. 

Rıfat Okçabol 'ın Son Yazıları