Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Rıfat Okçabol

Rıfat Okçabol

Balık baştan kokar

Cumhuriyetimiz hemen her alanda darboğaza girmiş durumda. Hatta bu darboğazın hızla çürümeye ya da kokuşmaya başlamasından korkuluyor. Bu gidişle ülkenin durumu yakın zamanda düzelme yoluna girmezse, “En çok çürüyen, kokan ne” sorusunu yanıtlamak bile kolay olmayacak.

Yayın Tarihi: 02.07.2026 , 23:53 Güncelleme Tarihi: 03.07.2026 , 00:02

Cumhuriyetimiz hemen her alanda darboğaza girmiş durumda. Hatta bu darboğazın hızla çürümeye ya da kokuşmaya başlamasından korkuluyor. “Hangi alanlarda darboğazlar görülüyor” sorusuna, şimdilik eğitim, ekonomi, hukuk, … diyenler çok olsa da, bu gidişle ülkenin durumu yakın zamanda düzelme yoluna girmezse, “En çok çürüyen, kokan ne” sorusunu yanıtlamak bile kolay olmayacak.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile mülakat mağduru öğretmenler, günlerdir açlık grevindeler. Bu grevciler, günlerdir bakanlıkta kendilerini dinleyecek bir  görevli arıyorlar. Bu grevcilerin durumundan Ağrı Dağı’ndaki köylüler bile haberdar. Özel İtalyan Lisesi'nin Türk öğretmenlerinin grevini kırmaya kalkışan Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise “Keşke açlık grevi yapmadan önce şikayetlerini söyleseydiler. Bize hiç şikayet gelmedi” diyebiliyor!

Eğitimin başında, öğretmenlerle böylesine ilgilenen, tarikatları demokratik sivil toplum kuruluşu olarak gören ve ümmetçi bir kişi oldukça, eğitimin darboğaza girmemesi mümkün mü?

Eğitim alanında olduğu gibi, darboğaza girmiş her alanın sorumluları var. Bu sorumlular, bahçıvan ya da güreşçiyken önemli görevlere getirilenler dışında, Eğitim Bakanı gibi yükseköğrenim görmüş kişiler. Hatta içlerinde yükseköğretimin ötesinde yüksek lisans ve / ya da doktora yapanlar da çok, doçent ve profesör gibi akademik unvan sahipleri de çok.

Bilindiği gibi Anayasa’ya göre Türkiye Cumhuriyeti, “… kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” ve benzeri başlangıç ilkelerine dayalı “… insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” (m. 2).

Bu durumda, yaşamla bire bir ilişkili olan alanlarda darboğazların oluşması, alan sorumlularının genelde kendilerine, mesleklerine ve de Anayasa’ya yabancılaşmış olmalarının sonucudur.

Dolayısıyla darboğazların, çürümenin ya da kokuşmanın kaynağı, bir bakıma yükseköğretim sisteminin anayasaya ve mesleğine sahip çıkacak insan yetiştirip yetiştirememesiyle ilişkili oluyor.

Bu noktada insanın aklına, ülkenin en eski ve köklü üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi’nin (İÜ), "İlkeye, Ülkeye, Aileye Aidiyetten Kudrete" temalı mezuniyet törenleri düzenlediği akla geliyor. Törenlerdeki oturma düzeninin, geçmiş yıllarda Atatürk ve Gençlik Anıtı'na bakacak şekildeyken şimdi anıtı arkalarına alacak şekilde olduğu görülüyor ve törenler "İnsanlık için Dua" ile bitiyor.

En köklü üniversitemizin işi duaya kaldıysa, yaşadıklarımızı ve de yaşayacaklarımızı doğal karşılamak gerekiyor. On sekiz yıldır AKP’lileşmiş YÖK’e ve de İÜ Rektörünün kim olduğuna bakınca, bu nitelikteki tören de beklenen bir durum oluyor. İÜ Rektörü, 12 Eylül 1980 darbesi ve sonrasının gerici eğitim tezgahından geçmeden 1981’de tıp doktoru olmuş. Cumhurbaşkanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığında, belediyenin Sağlık Hizmetleri Daire Başkanlığı’nı yapmış. 2000’de profesör olmuş, AKP hükümeti tarafından 2004-2008 yılları arasında YÖK üyeliğine getirilmiş. 2011’de bir Kanun Hükmünde Kararname ile AKP’lileştirilen Türkiye Bilimler Akademisi’ne 2012’de üyeliğine seçilmiş. 2023 yılında da İÜ Rektörlüğüne getirilmiş. 18 Mart 2025’te ise, ilgili fakülte diplomada bir usulsüzlük-iptali gerektiren bir durum yok- demiş olsa da, Ekrem İmamoğlu’nun 30 yıl önce aldığı diplomayı, başkanı olduğu İÜ Yönetim Kurulu’na usulsüz bir şekilde iptal ettirmiş.

Şimdi bu rektörün özgeçmişi ile düzenlediği mezuniyet törenindeki oturum biçimi ve törenin dua ile sonlandırılmasına bakarak, törende kullanılan ilke temasının, Anayasa’nın başlangıç ilkeleriyle ya da Cumhuriyetin aydınlanmacı ilkeleriyle ilişkili olmadığı gibi, törende kullanılan aidiyet temasının da cumhuriyete/çağdaşlığa aidiyet olmadığı belli oluyor.

İşin acı veren yanı ise, İÜ’de çalışan 1500 kadarı profesör olmak üzere 4300 akademisyenden bir karşı ses çıkmaması oluyor.

Türkiye’nin en köklü üniversitesi bu hale gelmişse, Boğaziçi Üniversitesi gibi diğer 130 devlet üniversitesinde olanları saymaya gerek kalmıyor. Darboğazların nereden kaynaklandığı belli oluyor.

[email protected]

Rıfat Okçabol 'ın Son Yazıları