Rıfat Okçabol
Okul güvenliği mi?
Yayın Tarihi: 11.06.2026 , 18:14 Güncelleme Tarihi: 12.06.2026 , 00:03
İçişleri bakanı, “Çocuklarımızı dijital radikalleşmeden, çeteleşmeden, şiddet kültüründen korumak istiyoruz” deyip “7 Basamaklı Okul Güvenliği Kalkanı”ndan söz ediyor. Bakanın açıklamasına göre bu kalkan, “Risk ve tehdit analizi, fiziki güvenlik, davranışsal erken uyarı, psikososyal destek, rehberlik-güvenlik koordinasyonu, kurumlar arası iş birliği ve kriz farkındalığı eğitimi” konularını içeriyor.
Bakanın bu açıklaması, AKP’nin strateji belgelerinde ve müfredat açıklamalarında olduğu gibi, okuyana ilk anda olumlu gelen, ancak çoğu kez içi doldurulamayan ve gerçeklerle bağdaşmayan bir açıklama oluyor.
Çünkü bu açıklama, bir yanıyla çocuklarımız dijital radikalleşirken, çeteleşirken ve de şiddet kültürüne maruz kalırken, iktidarın bu olumsuz gelişmelerin zamanında ayrımına varamadığını ya da bunları önemsemediğini gösteriyor.
Öte yandan bu açıklama, insana güven vermiyor. Çünkü ümmetçi ve II. Abdülhamit hayranı olup Kudüs’ün gelecekte Türkiye topraklarına katılacağını düşleyerek gerçeklerden kopuk olduğu anlaşılan bir kişinin, sorunları sağlıklı olarak irdeleyip çözümler üretmesi pek mümkün görünmüyor.
Oysa çocuklarımızın dijital radikalleşmesi de, çeteleşmesi de, şiddet kültürünü yaşaması da, ağırlıklı olarak AKP iktidarının karar ve uygulamalarından kaynaklanıyor. İçişleri Bakanı'nın açıklaması, insana bile bile bozuk gıda yedirip ardından mide tedavisine kalkışılmasına benziyor. AKP tutum değiştirmedikçe (ki değiştirmeyeceği biliniyor), çocuklarımızın dijital radikalleşmesini önlemenin mümkün olamayacağını görmek gerekiyor.
Çünkü ülkemizde gençlerin dijital radikalleşmesine yol açan olaylar, hemen her gün yaşanıyor. İletişim olanakları nedeniyle ortaokul ve lise öğrencileri de yetişkinler gibi neredeyse tüm olaylardan haberdar oluyor ve etkileniyorlar.
- Barışçıl ve demokratik bir biçimde tepkilerini gösteren Gezi Direnişi'nde bulunan gençlere karşı, polisin tazyikli su, gaz, cop ve plastik mermi kullanmasını;
- Gezi eylemcilerinin yanında ekmek almaya giden çocuğun bile öldürüldüğünü;
- “Gezi Direnişi'ni örgütledi” savıyla tutuklananların, Anayasa Mahkemesi ile AİHM kararlarına karşın serbest bırakılmamasını,
- Gezi Direnişi sırasında öldürülenleri anmak için toplananlara polisin saldırmasını;
- Kayyım rektör atanması üzerine demokratik tepkilerini dile getiren Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) öğrencilerine, polisin acımasız saldırılarını ve onları tutuklamalarını,
- Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının, ilgili fakülte resmen “Bir sorun yok” dese de, yetkisiz kişilerin hukuk dışı kararıyla iptal edilmesini;
- İptal kararına barışçıl tepkilerini gösteren gençlere karşı polisin tutumunu;
- Akranlarının etnik kökenine, inancına, cinsiyetine, ailesinin varlık düzeyine ya da siyasal tercihine göre farklı davranıldığını;
- Akranlarının aç açına okula gitmesini, MESEM’lerde sömürülmesini ve istismar edilmelerini,
…görüyor, duyuyor ve genelde mağdur olanların duygularını paylaşıyor. Ortaokul ve lise öğrencileri ayrıca,
- Otel yangını, maden faciası, deprem gibi iktidarın sorumluluk payı olan olaylarda olduğu gibi, yandaşların karıştığı olaylara da haber yasağı konması;
- Madenciler ödenmemiş ücretlerini alabilmek için Ankara’ya barışçıl bir şekilde yürüyüş yapınca, jandarma/polisin her fırsatta onların yürüyüşünü engellemeye çalışması;
- Bazı siyasal parti liderlerinin, televizyonlarda birbirlerine akıl-almaz şeyler söylemesi;
- X partisine ve liderine olur-olmaz sözler söyleyen bazı milletvekili ve belediye başkanlarının, bir süre sonra tantanayla X partisine geçmesini ve geçiş sırasında X partisi ile liderine methiyeler düzmesi;
- Muhaliflerin en küçük olumsuz davranışları hapisle cezalandırılırken, bir AKP’li Atatürk’e ve Cumhuriyet’e hakaret etse de ya da sevgilisini alenen “Tüm aileni geberteceğim, çocuklarının gırtlağını keseceğim!” dese de dokunulmaması
gibi kendileriyle doğrudan ilgisi olmayan olaylardan da haberdar oluyor.
Öğrenciler, bu olumsuzlukları fiilen yaşadıkları gibi, yolsuzlukları da yalan söylemleri de hukuk dışı uygulamaları da tarikatlaşmayı ve de mafyalaşmayı da biliyor. Tüm bu olumsuzlukların etkisinde olan öğrenci, okuma-yazma alışkanlığı kazandırılmadığından öykü, roman, şiir okuyarak ya da olanaklar yok denecek kadar az olduğundan, resim-müzik-tiyatro-spor ile uğraşarak olumsuz etkileri üzerinden atamıyor. Derdini uzmanlarıyla paylaşamayınca, sosyal medya onların kurutuluşu oluyor.
Eğitim sistemi, çocuğa gerçeklerin ayrımına vardırıp onu özgür bir yurttaşa dönüştürecek bir kimlik kazandırmayı hedeflemiyor. Öğrenciyi imam hatipleştirip dininin ve kininin davacısı genç yetiştirmeyi hedefleyen eğitim sistemi, öğrenciye sağlıklı bir kimlik kazandıramıyor. Okullardaki yandaş yönetimlerin de etkisiyle kız-erkek öğrencilerin yan yana gelmesine bile tahammül edilemeyince, aidiyet arayışında olan öğrenci de sosyal medyaya sığınıyor.
İktidar tutum değiştirmeyeceğine ve çocukları dijitalleşmeye iten, sosyal medyaya yönlendiren etkenler, aynen değil artarak devam edeceğine göre, İçişleri Bakanı ne yapacak? İster istemez mide ağrısını kesmeye çalışacak: Çocukların sosyal medya erişimine kısıtlama getirecek! Okullara gönderilen imam ve hafız sayısı artırılacak ve okullara polis konuşlandırılacak!
Sonra ne olacak! Var olan sorunlar katlanacak.
İnsana, emeğe, doğaya, bilime ve akla önem verecek bir iktidar olmadıkça, yaşadığımız sorunların atarak devam edeceğinin bilincine varmak gerekiyor.