Rıfat Okçabol
Hukuksal düzen mi?
Yayın Tarihi: 29.05.2026 , 08:38 Güncelleme Tarihi: 29.05.2026 , 08:43
Günümüzde, hukuksal düzenin geçersizliğini gösteren olaylar giderek artıyor.
Türkiye Cumhuriyeti, Demokrat Parti zamanında 4 Kasım 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalamıştır. Bu sözleşmenin 46’ncı maddesine göre, imzacı devletler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt etmiştir. Ancak Türkiye son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bazı kararlarına uymamaktadır. Örneğin AİHM’nin 2014’te verdiği din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin zorunlu olamayacağı kararı uygulanmadığı gibi, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş lehine verdiği kararlar da uygulanmamıştır!
Parlamenter sisteme son verip başkanlık sistemine geçilmesi ve cumhurbaşkanının partili olmasına izin veren anayasa değişikliğiyle ilgili halkoylaması 16 Nisan 2017’de yapılmıştır. O güne kadar yapılan seçimlerde kullanılan oy pusulalarında mühür bulunmuyorsa, birden fazla yere mühür basılmışsa, seçmen iradesini belirlemek mümkün olamıyorsa, pusula yırtılmışsa ya da üzerine işaretleme amacıyla özel çizimler yapılmışsa o pusula/oy geçersiz sayılmıştır. Ancak Yüksek Seçim Kurulu (YSK) 16 Nisan halkoylamasında, geçersiz olan oyları hukuka aykırı olarak geçerli sayınca, anayasa değişikliği küçük bir farkla kabul edilmiştir!
Meral Akşener ve arkadaşlarının 19 Haziran 2016 günü gerçekleştirdikleri MHP Olağanüstü Tüzük Kurultayı, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından usulsüz bir şekilde 20 Haziran 2017’de iptal edilmiştir. Seçmenin iradesi yok sayılmıştır. Bu karar sonrasında Devlet Bahçeli muhalifleri ihraç edip AKP ile ittifak oluşturmuştur.
19 Mart 2019 tarihinde yapılan yerel seçimlerde, seçmen, 4 farklı oy pusulasını aynı zarfa koyarak oy kullanmıştır. Seçim sonunda Ekrem İmamoğlu, 13 bin 729 oy farkıyla İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’nı kazanmıştır. Bu sonuç üzerine YSK, ikinci kez akıl almaz hukuk dışı bir karar almıştır: Aynı zarfta kullanılan 4 oydan 3'ü geçerli sayarken, yalnız İstanbul Büyükşehir Başkanlığı için kullanılan oyları geçersiz sayıp İstanbul Büyükşehir Başkanlığı seçimini iptal etmiştir! YSK kararıyla 23 Haziran 2019’da yenilenen seçimde ise, bu kez 806 bin 14 oy farkıyla yine E. İmamoğlu kazanmıştır.
31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimlerde de, E. İmamoğlu 1.006.856 oy farkıyla İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’nı yeniden kazanmıştır. Seçimlerden sonra E. İmamoğlu’nun tanınmışlığı hızla yaygınlaşıp cumhurbaşkanı adayı olunca, hukuk dışı bir uygulamayla Mart 2025’de 30 yıl önce aldığı üniversite diploması iptal edilmiştir. Ardından da, geçmişte yaşanan uyduruk Ergenekon ve Balyoz davalarına benzer bir şekilde peş peşe gelen temelsiz suçlamalarla tutuklanmıştır. Benzer temelsiz suçlamalarla tutuklanan CHP belediye başkanı sayısı da artmaya başlamıştır.
İstanbul Sözleşmesi 24 Kasım 2011'de TBMM tarafından kabul edilmiştir. Ancak TBMM’de kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden 1 Temmuz 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararı ile çıkılmıştır. TBMM’de kabul edilen bir konunun bir kişi tarafından iptal edilmesi hukuksal olmadığından, bu kararın iptali için açılan dava da hukuk dışı bir uygulamayla Danıştay tarafından reddedilmiştir.
Bilindiği gibi Anayasa’nın 153’üncü maddesine göre, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlamaktadır.” Ancak Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), 19 Haziran 2020’de Selahattin Demirtaş, 25 Ekim 2023 ile 22 Şubat 2024’te Can Atalay lehine verdiği kararlara bazı mahkemeler, Yargıtay ve/ ya da TBMM başkanlığı uymayıp açıkça Anayasa’yı ihlal etmişlerdir.
YSK, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirdiği 38’inci Olağan Kurultay kararlarını onaylamış ve CHP genel başkanı olan Özgür Özel’e mazbatasını vermiştir. Ancak bazı CHP’liler, bu kurultayın iptali için dava açmışlardır. Anayasa’nın 79’uncu maddesine göre, “Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.” Ancak, 38’inci kurultayın iptali için yapılan başvuruyu YSK değil, Anayasa’nın 79’uncu maddesine aykırı olarak bu davaya bakma yetkisi olmayan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36'ncı Hukuk Dairesi bakmış, YSK da bu duruma nedense itiraz etmemiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi 21 Mayıs 2026 günü, yetkili olmadığı bir konuda, ilgili suçlamalar kesinleşmemişken, üstelik kurultay iradesini yok sayıp kurultayda seçilmiş olan Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar vermiştir! Bile bile CHP’nin bölünmesine kapı açmıştır.
Üstelik YSK, daha önce onayladığı 38’inci kurultayla ilgili kararını Ö. Özel’e verdiği başkanlık mazbatasını yok sayarak, Hukuk Dairesi’nin kararının iptali için yapılan başvuruyu reddetmiştir. YSK bu ret kararıyla, kendi kararını yok saydığı gibi, Anayasa’nın 79’uncu maddesine göre tek sorumlu olsa da, bu sorumluluktan kaçınmıştır.
Bu hukuksuzlukla, başkanlık mazbatası elinde olan Özgür Özel saf dışı edilirken mazbatası olmayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkan olması gibi trajikomik bir durum yaratılmış oluyor.
Son zamanlarda, Ekrem İmamoğlu ile Merdan Yanardağ’ın casuslukla suçlanması gibi, muhalifler akıl almaz suçlamalarla tutuklanıyor. Hukuksuzluk yalnız yargı kararlarıyla sınırlı kalmıyor. Mehmet Y. Yılmaz’ın “Adana Seyhan’ın halkoyuyla seçilmiş son belediye başkanı Oya Tekin, CHP’li belediyeleri ‘silkeleme operasyonu’ nedeniyle tutuklu olarak cezaevinde. Oya Tekin’in üyesi olduğu iddia edilen suç örgütünü kurduğu, yönettiği ve bu işten hatırı sayılır bir para kazandığı iddia edilen Aziz İhsan Aktaş ise tutuksuz yargılanıyor. Hatta devletimiz bu müstesna şahsiyetin başına bir iş gelmesin diye kendisine koruma bile tahsis etti” (T24, 13 Mayıs 2026) açıklaması hukuksal uygulamalardaki çarpıklığı da gözler önüne seriyor.
Hukuk dışı ve demokratik olmayan kararlarla uygulamalar, Türkiye’nin devlet olma niteliğini etkiliyor. Çünkü hukukun geçerli olmadığı ülkelerin bir devlet olarak varlığını sürdürmesi kolay olmuyor. Hukuksuzluk, halk egemenliğini yok sayıp tek kişinin hakimiyetini pekiştirirken, ülkenin diğer ülkeler arasındaki saygınlığına da darbe vuruyor.
Bu arada hukuksuzluğu savunanların varlığı, hukuksuzluk kadar toplum açısından kaygı verici bir durum yaratıyor. Bir yandan insanların hukuk dışı davranmaları kolaylaşıp yaygınlaşıyor. Öte yandan da toplum hukuku savunanlarla hukuksuzluğu savunanlar olarak ikiye ayrılıyor. Muhalif kesimlerin söylemlerine inananlar hukuksallığı, yandaş kesimlere inananlar ise hukuk dışı uygulamaları savunur duruma düşüyor.
Gelecekte ülkeyi yönetecek günümüz öğrencilerinin bu tür olaylardan nasıl etkilendiklerini düşünmek ise, insanı daha da korkutuyor.