Rıfat Okçabol
Öğretmen atama yönetmeliği
Yayın Tarihi: 22.01.2026 , 18:58 Güncelleme Tarihi: 23.01.2026 , 00:02
“Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Öğretmenlerin Atama ve yer Değiştirme Yönetmeliği”, en son AKP iktidara gelmeden iki yıl kadar önce 11 Haziran 2000’de değiştirilmiş. AKP bu yönetmeliği 4 Mart 2006’da, 6 Mayıs ve 19 Aralık 2010’da, 17 Nisan ve 4 Temmuz 2015’te, 19 Ocak ve 8 Eylül 2016’da, 19 Haziran 2020’de, 12 Mayıs ve 23 Kasım 2022’de, 18 Haziran ve 12 Temmuz 2023’te değiştirdikten sonra, 9 Ocak 2026’da bir kez daha değiştirmiş! AKP’nin pek çok yasada ve yönetmelikte benzer şekilde sık sık değişikliklere gittiği biliniyor. Bu nedenle yasa ve yönetmeliklerin AKP’nin oyuncağı olduğunu söylemek yanlış olmuyor. Bu arada geçmiş yasa ve yönetmelik değişikliklerinde olduğu gibi, bu yönetmelikte de pek çok tutarsızlıklar yer alıyor.
Örneğin yönetmeliğin “gerçekleştirilen atama ve yer değiştirme işlemlerine ilişkin temel ilkeleri” içeren 4. maddesinde, “Öğretmenlerin Ülke genelinde dengeli dağılımını sağlamak esastır” (m 4.a) deniyor. Ancak hem yöreye göre hem de okulun imam hatip okulu olup olmamasına bağlı olarak, öğretmen başına düşen öğrenci sayılarının çok farklı olması, uygulamada bu ilkeye uyulmadığını gösteriyor. Ayrıca sözleşmeli öğretmen ile öğretmen olmayanların da öğretmen olarak kullanılması da bu ilkeyle bağdaşmıyor.
Yönetmeliğin 4.b maddesinde de “Kadrolu öğretmenlerin yer değiştirme suretiyle atamaları, her yıl yapılan atama plan ve programları çerçevesinde eğitim öğretim faaliyetlerini etkilemeyecek şekilde sonuçlandırılır” deniyor. Yeni öğretmen atamalarının genelde okullar açıldıktan iki ay kadar sonra (kasımda) yapılması gerçeği de, bu ilkelerin rafta kaldığı anlamına geliyor.
Yönetmeliğin 7.e maddesinde, yeniden atanma koşullarından birinin “Öğretmenliğe atanacağı alan için Bakanlık tarafından belirlenen yükseköğretim programlarından veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışı yükseköğretim programlarından mezun olmak” olduğu belirtiliyor. Oysa AKP Milli Eğitim Akademisi’ni açtığına göre, bu maddede “akademiden mezun olmak” denmesi gerekiyor. Böyle denmemesi iktidarın, bir yandan akademiden yeteri kadar mezun verme niyetinde olmadığını, öte yandan da var olan 80 dolayındaki eğitim fakültelerini hiçe saydığını ve bu konuda hâlâ ne yapacağını bilemediğini gösteriyor. Bu madde, bakanlığın öğretmenlik alanlarından mezun olmayan kişileri, öğretmen olarak atamaya devam edeceğini gösteriyor.
Bilim ve Sanat Merkezlerine (BİLSEM) öğretmen seçimi ile ilgi 10. maddeden, “İl öğretmen değerlendirme komisyonu” kurulduğu anlaşılıyor. Bu komisyon, “il millî eğitim müdürü veya belirleyeceği il millî eğitim müdür yardımcısı başkanlığında, personel hizmetlerinden sorumlu şube müdürü, özel eğitim ve rehberlik hizmetlerinden sorumlu şube müdürü, BİLSEM ile rehberlik ve araştırma merkezi müdürleri arasından seçilen birer üyeden” oluşuyor. Bilindiği gibi bu paragrafta belirtilen görevlere yalnız ve ancak yandaş kişiler atandığından, yönetmeliğe göre hem seçecek hem de yapılan itirazları karara bağlayacak bu komisyondan tarafsız karar verebilmesi olasılığı çok düşük oluyor.
Aynı sakınca 11. maddede yer verilen “Sözlü sınav komisyonu” için de geçerli oluyor. Çünkü bu komisyon da yandaş kişilerden, “Bakan tarafından belirlenecek daire başkanı başkanlığında, sınavın yapılacağı ilin personel hizmetlerinden sorumlu il millî eğitim müdür yardımcısı/şube müdürü ve özel eğitim ve rehberlik hizmetlerinden sorumlu il millî eğitim müdür yardımcısı/şube müdürü olmak üzere toplam üç üyeden” oluşuyor. Ayrıca sözlü sınavların özünde, nesnel olmayıp öznel bir süreç olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Yandaşlık sorunu, beden eğitimi, müzik ve görsel sanatlar alanlara öğretmen atanmasıyla ilgili olarak 16.1 maddesiyle kurulan “Değerlendirme ve uygulama sınav komisyonları” için de geçerli oluyor.
16. maddede, “coğrafi durum, ekonomik ve sosyal yönden gelişmişlik düzeyi, ulaşım şartları ile hizmet gereklerinin karşılanması yönünden benzerlik gösteren iller gruplandırılarak üç hizmet bölgesi oluşturulduğu” ve yönetmeliğin ekinde de hangi illerin hangi bölgede yer aldığı belirtiliyor. İstanbul’un 2. Hizmet Bölgesinde yer alması, pek çok kişi için şaşırtıcı oluyor. Bu arada 21. yüzyılın ilk çeyreği sonunda bile tüm doğu illerinin, 2000 yönetmeliğinde de olduğu gibi hâlâ 3. Hizmet Bölgesinde yer alması ise, “22 yıldır AKP iktidarı ne yaptı?” sorusunu akla getiriyor.
Bu yönetmeliğin, Öğretmenlik Meslek Kanunu gibi, (kanunda meslek sözü geçse de) öğretmenlik mesleğini ve öğretmeni hiçe sayan bir yönetmelik niteliğinde olduğu görülüyor. Bu yönetmelikle, özellikle mazerete ve isteğe bağlı yer değiştirme ile norm kadrosu fazlası gibi önemli konularda yandaşlardan oluşan komisyonlar karar vereceği için, muhalif öğretmenlerin mağdur edileceği şimdiden belli oluyor.
Yurttaşların haklarını korumakla görevli Danıştay’ın, içerdiği tutarsızlıkla ve yaratacağı mağduriyetler nedeniyle bu yönetmeliği iptal etmesi bekleniyor.