Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Rıfat Okçabol

Rıfat Okçabol

Heybeliada Ruhban Okulu!

Ruhban Okulu konusu, günümüzde ağırlıklı olarak siyasal bir konudur. Nedense bu konu ABD’nin bir dediğini iki etmeyen Kenan Evren ile Turgut Özal zamanında pek gündeme gelmemiştir. 1980’lerde başlayan küreselleşme rüzgarında, 1990’larda Türkiye’ye Ilımlı İslamlık önerilirken gündeme gelmiştir.

Yayın Tarihi: 02.10.2025 , 21:45 Güncelleme Tarihi: 03.10.2025 , 00:04

Bilindiği gibi Osmanlıda, Müslüman din adamı, Selçuklulardan miras kalan ve yeni açılan medreselerde yetişmiştir. Osmanlı yüzyıllarca halkın eğitimine önem vermediği gibi diğer inanç guruplarının din görevlisi gereksinimini de önemsememiştir. Ancak Osmanlı 1583’te Fransızlara ve daha sonra diğer pek çok ülkeye okul açma izni vermiştir; Amerikalılar da 1824’ten itibaren Protestan okulları açmaya başlamışlardır. 1839’da ilk kez ortaokul (rüştiye) açıldığında Osmanlıdaki Katolik okulu sayısı 40’a ve Protestan okulu sayısı da 200’lere ulaşmıştır.

II. Abdülhamit dahil son dört Osmanlı padişahının babası olan Abdülmecit (1839-1861), 1839’da Avrupa devletlerinin baskısıyla bazı demokratik adımların atılacağını belirten Tanzimat Fermanını açıklamıştır. 1844’te de Fener Rum Patrikhanesi, Ortodoks din adamı yetiştirmek amacıyla, özel azınlık okulu niteliğinde olan Heybeliada Ruhban Okulu’nu açmıştır. 1863 yılında da var olan yabancı özel okullara, Amerikalıların açtığı Robert Kolej eklenmiştir.

Özel azınlık okullarıyla özel yabancı okulların bir kısmı Kurtuluş Savaşında kapanmış/kapatılmış ve özel azınlık/yabancı okullar konusu Lozan Anlaşması görüşmelerinde tartışma konusu olmuştur. Ancak bu okulların bir kısmı Cumhuriyet döneminde de faaliyetlerine devam etmişlerdir. 1957’de de Robert Kolej’e yüksekokul açma izni verilmiştir.

1965 yılında 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu çıkarıldıktan sonra, özel yüksekokul açma furyası başlamıştır. Ağırlıklı olarak mimarlık ve mühendislik özel yüksekokulları açılınca, Mimarlar Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası’nın açtığı dava sonucunda, Anayasa Mahkemesi 12 Ocak 1971 tarihinde, özel yüksekokulların en geç 9 Temmuz 1971’e kadar kapatılmasına karar vermiştir. Kapatılan özel Türk yüksekokulları, 1472 sayılı yasa ile devletleştirilip Devlet Akademilerine dönüştürülmüştür.

Robert Kolej’in Amerikalı mütevelli heyeti, bu kolejin yüksek kısmını devlete devretmiş ve devlet de bu okula Boğaziçi Üniversitesi adını vermiştir. Fener Rum Patrikhanesi ise, okulun devlet okuluna dönüşmesini kabul etmeyip lise ve yüksekokuldan oluşan Heybeliada Ruhban Okulunu tümden kapatmıştır.

Ruhban Okulu konusu, günümüzde ağırlıklı olarak siyasal bir konudur. Nedense bu konu ABD’nin bir dediğini iki etmeyen Kenan Evren ile Turgut Özal zamanında pek gündeme gelmemiştir. 1980’lerde başlayan küreselleşme rüzgarında, 1990’larda Türkiye’ye Ilımlı İslamlık önerilirken gündeme gelmiştir. ABD başkanı Clinton 1999’da bu okulun açılmasını istemişse de (nasıl olduysa) Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel kabul etmemiştir (gazeteler, 29 Eylül 2025). Bu okulun yeniden açılması, zaman zaman gündeme getirilmektedir. AKP lideri, geçen hafta yaptığı Amerika gezisinde Trump’ın bu okulun açılması isteği karşısında, “Üzerimize düşeni yapmaya hazırız” demiştir.

Bu konuya eğitsel açıdan bakıldığında, Ruhban Okulunun açılması isteği, ilgili cemaat tarafından dile getiriliyorsa, çok haklı bir istektir. Çünkü her inanç grubunun kendi inancını öğrenme ve öğretme hakkı vardır. Ancak pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de anlaşılmaz bir uygulama sürdürülmektedir. Ülke laik bir ülke olsa da (!), Türkiye’de yalnız Sünni-Hanefi inancında olanlar yaşıyormuşçasına bir uygulama vardır. Sünni-Hanefi inancında olmayan milyonlarca yurttaştan toplanan vergilerle bu inancı öğreten okullar açılmakta ve bu inancın gerektirdiği din görevlileri yetiştirilmektedir. İktidar ülkedeki başka inanç sahiplerini yok saymaktadır. Oysa devletin görevi farklı inançta olanların da gereksinimlerini karşılayacak fırsat ve olanakları sunmaktır.

Konunun eğitsel boyutu da siyasetle ilişkilidir. Bu konuda; 

  • Farklı inançlarla ilgili öğretimi ve din görevlisi yetiştirilmesini devlet mi üstlenecektir, bu görev inanç gruplarına mı bırakılacaktır?
  • Sünni-Hanefi öğretimiyle ilgili konular devlet okulunda, Ortodoks ya da başka inançların öğretimi ise bu cemaatlerin okullarında mı yapılacaktır?
  • Sünni-Hanefi ve Ortodoks inancında olmayanlar yok mu sayılacaktır?
  • Azınlıkların vakıflarına ilahiyat yüksekokulu/fakültesi açma izni mi verilecektir?
  • Nurcu, Süleymancı, … vakıflar kendi ilahiyat yüksekokullarını açmak isteseler onlara da izin verilecek midir?
    gibi sorular akla gelmektedir.

Bir aymaz durum da, öncelikle bu tür konularda resmi olarak çözüm önerileri üretmesi beklenen eğitim bakanlığındaki Talim ve Terbiye Kurulu’nun, YÖK’ün, üniversitelerin ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim Öğretim Kurulu’nun piyasacı ve gerici siyasetin emrine girip çözüm üretmede zorlanan yapılara dönüşmüş olmasıdır. Bir başka aymaz durum da, bu tür konularda iktidar üzerinde etkili olan sivil toplum kuruluşlarının da piyasacı ve gerici nitelikte olmasıdır.

Akla gelen olası çözüm;

devlet üniversitelerinde isteyenler için Ortodoks/Katolik/Musevi … ilahiyat fakültesi açılmasıdır ya da 
gerekli yasal değişiklikler yapılıp inanç topluluklarının devletin desteği, gözetimi ve denetimi altında zorunlu eğitimi bitirmiş kişilere dini öğretim verecek kurumlar açabilmesidir.

Trump Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasını, 34 yıla mahkum olmuş papazın serbest bırakılmasını istediği ciddiyette istese, iktidar bu sorunu, büyük bir olasılıkla papazın serbest bırakılmasında yaptığı gibi, çok daha ağır sorunlar doğuracak şekilde şıppadanak çözecektir!

[email protected]

Rıfat Okçabol 'ın Son Yazıları