Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Rıfat Okçabol

Rıfat Okçabol

Hattı müdafaa-sathı müdafaa

Halk egemenliğine dayalı laik Cumhuriyete sahip çıkmak için emekçilerin, tüm yurtseverlerin, tehlikenin ayrımına varıp iş ve güç birliğini bir an önce gerçekleştirmeleri gerekmektedir.

Yayın Tarihi: 22.08.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 22.08.2025 , 00:00

Yunan kuvvetlerinin ilerlemesini durdurmak için yapılan Sakarya Savaşı sırasında, Mustafa Kemal, 26 Ağustos 1921’de şu ünlü açıklamayı yapmıştır: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.”

Bilindiği gibi bu savaşta Yunan ilerlemesi durdurulmuş, ardından da ülke düşman askerlerinden temizlenmiş ve halk egemenliğine dayalı Cumhuriyet kurulmuştur.  

Ne yazık ki bu Cumhuriyet, son yıllarda piyasacı ve gerici saldırıyla karşı karşıyadır. Üstelik bu Cumhuriyetin ‘müdafaa hattı’ olan hukuk sistemi, güvenlik sistemi ve bilimsel eğitim sistemi Cumhuriyet karşıtlarınca ele geçirilmiştir. Dolayısıyla halk egemenliğine dayalı laik Cumhuriyeti korumak için ülkenin her köşesinde ‘sathı müdafaa’ yapma zamanı gelmiştir. Ancak laik Cumhuriyetin müdafaa hattını ele geçirenlerin, çoktan çeşitli yollarla, her alanda ve ülkenin her yerinde piyasacı/gerici saldırıyla sathı müdafaayı işlevsiz hale getirmeyi hedefledikleri görülmektedir.  

Diyanet, ülkenin her yerine dağılmış 100 bin kadar camide okutulan hutbelerle toplumu gericilik bombardımanına tutmaktadır. Kuran kurslarında, açtığı anaokullarında, yürüttüğü dini etkinliklerde ve de destek verdiği tarikatlar aracılığıyla topluma Müslümanlığı değil gericiliği aşılamaya çalışmaktadır. Diyanet Akademisi de çağdaş değil gerici din görevlisi yetiştirmek amacıyla kurulmuştur.

Eğitim Bakanlığı, gerici "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"ni uygulamaktadır. Seçmeli din derslerini artırmıştır ve öğrencileri bu dersleri seçmeye zorlamaktadır. Bu süreçte mesleğine yabancılaşmış öğretmenlerden ve eğitim yöneticilerini kullanmaktadır. Eğitim bakanı bu nedenle “tarikatları sivil toplum kuruluşu” olarak görmektedir (onun anladığı sivillik-uygarlık- tarikatçılıktır!)  Milli Eğitim Akademisi, laik ve bilimsel eğitimi savunan kişilerin öğretmen olmasını engellemek için açılmıştır. Eğitim bakanlığı, mevzuata uymayan özel okulları kapatırken, Anayasaya ve yasalara karşı olan tarikat anlayışındaki kişi ve kuruluşların açtığı, merdiven altı, sıbyan mektebi ve medrese gibi adlar verilen öğretim kurumalarına dokunmamaktadır. Yönetmelik değişikliği ile "Proje Okullarında" başlatılan "hami" uygulaması da, bu/piyasalaştırılmasını hızlandırmak içindir.

Tüm devlet kurumlarına yandaş kişiler atanarak, Cumhuriyet kurumlarının içi boşaltılıp gericileşmesi sağlanmaktadır. Bu nedenle,

• üniversitelerimiz, gericilikleri ve Cumhuriyet düşmanlığıyla tanınmış kişilere konferans verdirmekte, üniversitede açılan anaokulunda Kuran kursu açmaya kalkışmaktadırlar.

• Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), "Nihâyetül’s Sûl f i Tahsîsli-Usûl" ve "El-müellefûn el-osmâniyûn" başlıklı ilmi (!) kitaplar yayımlamaktadır. 

• Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikaları Kurulu Üyesi ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Kurucu Başkanı’nı,  ‘Alevi liseleri’ kurulsun gibi toplumda ayrışmaya yol açacak öneriler içeren rapor yazabilmektedir.

• Temel görevlerinden biri Anayasayı korumak olan Cumhuriyet Savcıları, Anayasa karşıtı girişimleri görmezden gelmektedir.

• Anayasa Mahkemesi, Diyanet Akademisi ve Milli Eğitim Akademisi gibi gerici kuruluşlarla ilgili yasa maddelerini iptal etmemektedir. 

• Danıştay, 

  • Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli,
  • İmam ve hafızları sınıflara sokan ÇEDES,
  • Tarikat niteliğindeki kuruluşların okullarda etkinlik yapması Yolsuzluk yapıldığı belli olan seçme sınavları,
  • Diyanetin, mağdur olan kişilere “sabret, dua et, şükret” gibi telkinlerde bulunup onları edilgenleştirip ömür boyu mağdur olmalarına yol açacak "manevi danışmanlık" projesi  gibi laiklikle ve bilimsellikle-Anayasa ve yasalarla- bağdaşmayan, uygulamaları  durdurmamaktadır.

Yaklaşık 1400 yıllık İslam tarihinde, dört halife döneminde bile olmamış/yaşanmamış din kardeşliği üzerinden birlik arama çabaları öne çıkarılmaktadır. İsrail saldırıları karşısında bile bir araya gelemeyen Araplarla “din” üzerinden birlik kurulması hayalleri canlandırılmaktadır.

Lozan ve Boğazlar anlaşmaları ile zorunlu eğitim süresi gibi konuları tartışmaya açarak ve de “Cumhuriyet döneminde şöyle oldu böyle oldu” yalanlarıyla toplumun gericileşmesinin kolaylaştırılmasına çalışılmaktadır.

Bu arada asker olsun sivil olsun, akademisyen, iş insanı ya da siyasetçi olsun bir zamanlar muhalif olup da AKP aleyhine akla gelmez sözler söyleyenlerin, şantaj türü yaklaşımlarla AKP’lileştirilme çabası hız ve güç kazanmıştır. AKP’ye geçmeden önceki tutum ve söylemlerinin tam da tersi tutum takınılması ve söylemlerde bulunulması, herhalde bu kişilerde onarılmaz travmalara yol açmaktadır. Bu süreçte oluşan olumsuzluk kişilerin yaşadığı travmalarla sınırlı değildir. AKP’lileşenlerin görünürde elde ettikleri, başkalarında da, bir şeyler elde edebilme uğruna kişilik sapmasına yol açabilmektedir. Bencillik tavan yapmakta, yozlaşma yaygınlaşmakta, kişilikli olma, laiklik, bilimsellik, özgürlük gibi değerler önemsizleşmektedir.

Günlük yaşamda yolsuzluk, hukuksuzluk, iftiralar, akıl, emek ve doğa sömürüsü artıkça iktidarın piyasacılığa/gericiliğe biraz daha önem verdiği görülmektedir.

İktidar, bir bir Cumhuriyet değerlerinin altını oymaktadır. Halk egemenliğine dayalı laik Cumhuriyete sahip çıkmak için emekçilerin, emeğe ve doğaya saygı duyanların, tüm yurtseverlerin, tehlikenin ayrımına varıp iş ve güç birliğini bir an önce gerçekleştirmeleri gerekmektedir.

[email protected]

Rıfat Okçabol 'ın Son Yazıları