Rıfat Okçabol
Eğitim-Bir-Sen’in yükseköğretime bakışı!
Yayın Tarihi: 04.12.2025 , 18:00 Güncelleme Tarihi: 05.12.2025 , 00:09
Eğitim-Bir-Sen, "Yükseköğretime Bakış 2024: İzleme ve Değerlendirme Raporu"nu yayımlamış. 185 sayfalık bu rapor, "Yükseköğretime geçiş; yükseköğretime erişim ve katılım; eğitimin çıktıları; öğretim elemanları; eğitim ortamları; yükseköğretimin finansmanı ile üniversitelerin akademik ve yenilikçilik performansı" bölümlerinden oluşuyor. Bu bölümlerden öncesinde Takdim, Önsöz, Giriş ve Yönetici Özeti sayfaları da yer alıyor.
Eğitim-Bir-Sen’in neredeyse iktidarın eğitim anlayışını yönlendiren ve bu iktidar zamanında üye sayısını 18 binden 400 binlere çıkaran bir sendika olduğu biliniyor. Bu sendika yandaş olduğu için iktidarın hemen hiçbir karar ve uygulamasına karşı çıkmasa da, sendika başkanı "Takdim" sayfasında, “Türkiye’de eğitim çalışanlarının haklarını savunma ve eğitim sistemine dair yayınlar yapma noktasında Eğitim-Bir-Sen’in liderliği tartışmasızdır” diyor. Bu sendikanın genel başkan yardımcısı da "Önsöz" sayfasında, “eğitim çalışanlarının şartlarını iyileştirmek için mücadele etmek ve eğitim sisteminin geliştirilmesine katkı sağlamak temel hedeflerimizdendir” diyor. Ancak bu söylemler yayın ve eğitimi yönlendirme konularında doğru olabilse de, hak korumanın ağırlıklı olarak yalnız kendi üyeleriyle ilişkili olduğu ve eğitim sisteminin piyasalaşıp gericileşmesi için çalıştıkları gözlerden kaçmıyor.
Bu raporda yer alan 93 şekil ve 57 tabloda, çoğu kez pek bir işe yaramayan veriler (3-5 ülke yerine 30 ülkeyle ilgili veriler) ayrıntılı olarak veriliyor.
Son üç yılda Yükseköğretim Kurumları Sınavına başvuranların sayısı sırasıyla 3.527.443; 3.120.870 ve 2.560.649 olsa da, raporun "Giriş" sayfasında, “Türkiye’de ve Dünyada yükseköğretime olan talep artmaya devam etmektedir” denmesi insanı şaşırtıyor.
"Yönetici Özeti" kısmında dünya ve Türkiye yükseköğretimiyle ilgili veriler özetleniyor. Örneğin;
- 2014 ile 2023 yılları arasında öğretim üyesi sayısı 68.342’den 104.914’e ve öğretim görevlisi sayısı 35.162’den 36.341’çıkmış; araştırma görevlisi sayısı ise 45.399’den 2021’de 52.497’ye çıkıp 2023’te 42.766’ya düşmüş. Ancak raporda araştırma görevlisi sayısının son iki yıl içinde beklenmedik bir şekilde neden 10 bin kadar azaldığı irdelenmiyor.
- Devlet üniversitelerinde görev yapan öğretim üyeleri içinde kadın öğretim üyelerinin payı 2014’de %35 iken 2023’te %40’a yükselmiş.
- Yükseköğretim bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı, 2015’te %4,24 iken 2023’te %2,38’e kadar düşmüş.
- 2024 yılında üniversite giriş sınavına başvuran adaylar arasında bir lisans programına yerleşenlerin mezun oldukları lise türüne göre oranları konusunda %50,8 ile özel fen liseliler ve %47,7 ile fen liseliler başta gelirken imam hatip liselilerde bu oran %16.4’e düşüyor, meslek liselilerde ise % 10’un epey altında kalmış. Bu sendikanın da, eğitim bakanlığı gibi açık liseyi liseden saymadığı, açık liseyi bitirenlerin yüzde kaçının bir programa girdiği bilgisine hiç yer vermemesinden belli oluyor.
- Son yıllarda önlisans ve lisans kontenjanları azalırken, açıköğretim kontenjanı 2021-2024 yılları arasında 148.800’den 178.590’a yükselmiş.
- Kredi ve Yurtlar Kurumunun yatak kapasitesi 2014/15 ile 2023/24 öğretim yılları arasında 355.502’den 953.229’a çıkmış. Aynı dönemde erkek öğrenci kapasitesi 133.690’dan 357.240’a çıkarken, kadın öğrenci kapasitesi 221.812’den 595.989’a çıkmış. Rapordaki bu veriler ele alındığında erkek öğrenci kapasitesinin 2,67 kat artmasına karşın kadın öğrenci kapasitesi 2,68 kat artmış oluyor. Ancak raporda “Yıllara göre KYK yurtlarında özellikle kadın öğrenci kapasitelerinde önemli düzeyde artışların olduğu görülmektedir” denmesi insanı şaşırtıyor. Bu abartılı açıklama, sayısal verilerin doğruluğu hakkında insanda kuşku uyandırıyor.
- 2019-2023 yılları arasında 15 yaş üstü işsizlik oranları, genel lise mezunları arasında %16,1’den %12,1’ye, lise dengi meslek okul mezunlarında %15,3’ten %10,1’e ve yükseköğretim mezunları arasında da %13,7’den %9,8’a düşmüş! Aslında bu düşük rakamlar, ilk bakışta bile TÜİK’in düşük enflasyon verilerini andırıyor!
- Türkiye’de genellikle Müslüman ülkelerden gelen uluslararası öğrenci sayısı, son on yılda 4,7 katı artıp 2023/24 öğretim yılında 336.366’ya yükselmiş.
- Bilimsel makaleler ve o makalelere yapılan atıf sayılarıyla ilgili verilere göre Türkiye’nin yayın sayısı, 2014’de 41.271 iken 2023’te 75.305’e çıkmış. Bu yayınların dünya içindeki payı ise %1,4’ten ancak %1,87’ye yükselmiş.
- Times Higher Education’ın dünya üniversiteleri sıralamasında ilk 500 üniversite içerisinde Türkiye’den 2022’de 1, 2023-2024-2025’te 3’er üniversite yer alırken, ilk 1000 üniversite içerisine aynı yıllarda sırasıyla 11, 13, 11 ve 12 üniversite girmiş.
- 2022 yılında dünya genelindeki doğrudan patent başvuru sayısı 2.720.200’miş ve bunların %56’sı Çin tarafından yapılmış. Ancak raporda, Türkiye’den yapılan başvuru sayısı açıklanmıyor.
- 2016-2023 yılları arasında 25-34 yaş arası yükseköğretim mezunu oranı bakımından OECD ortalaması %42’den %47’ye yükselirken, Türkiye’de %30’dan %43’e yükselmiş. Ancak raporda bu artışın ağırlıklı olarak açıköğretim kontenjanlarının artırılmış olmasından kaynaklandığı belirtilmiyor.
- Yükseköğretim kurumlarında öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı OECD ortalaması 16 iken, bu sayılar Yunanistan’da 49, Brezilya’da 27, Kolombiya’da 26, Belçika 22 ve Türkiye’de 21’miş.
- Yükseköğretimde öğrenci başına yapılan harcama, OECD ülkeleri ortalaması 18 bin dolar ve Türkiye ile Şili’de ise 11 bin dolarmış.
Yönetici Özeti’nde aşağıda örneklenen önerilere de yer veriliyor:
- Lise son sınıf düzeyinde bulunan öğrencilerin bir yükseköğretim programına girme oranlarının son yedi yılda %50’lerden %30’lara düşmesi kaygı vericidir. Bu nedenle bu düşüşün nedenleri araştırılmalı ve bu nedenlere yönelik gerekli politika tedbirleri alınarak uygulamaya geçirilmelidir.
- KYK yurtlarına başvuran öğrenci sayısının her yıl artması göz önüne alınarak ihtiyaca yönelik yurtlar planlanmalı ve yapılmalıdır. Yapılacak olan yurtların arz-talep dengesine bağlı olarak konumları ve kapasiteleri planlanmalıdır.
Raporun sonraki bölümlerinde, yönetici özeti kısmında özetlenen bilgiler ayrıntılı olarak yer alıyor. Örneğin 142’inci sayfada, dünya üniversiteleri yerleşkelerinin (yapı ve altyapı, enerji ve iklim değişikliği, atık, su, ulaşım, eğitim ve araştırma gibi değişkenlere göre) yeşilliği sıralanıyor. 2022’de Türkiye üniversiteleri 46’ıncı sıradan sonra yer buluyor. İlginçtir, 2022’den 2023’e geçerken, üniversitelerimizin sıralamasındaki yeri, nasıl oluyorsa 1 yılda, en çok 81 sıra yükseliyor ya da 210 sıra düşüyor! Ancak bu raporda, doğruluğu hakkında kuşku uyandıracak bu tür veriler varsa da bunlar hakkında herhangi bir irdeleme yapılmıyor.
Bu raporda, ağırlıklı olarak yükseköğretim sistemimizdeki olumlu gelişmelere değinmek için yazılmış bir rapor izlenimini veriyor. Ülkemizde son zamanlarda kayyım niteliğinde rektör atanması, rektörlerin önemli bir bölümünün üniversiteyi kendi çiftliği gibi kullanması, üniversitelerde bilimsellikle ve çağdaşlıkla bağdaşmayan etkinliklerin artması gibi "üniversite" anlayışıyla bağdaşmayan dönüşümler yok sayılıyor.