Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Rıfat Okçabol

Rıfat Okçabol

Eğitim-Bir-Sen’in okul öncesi eğitime bakışı!

Raporda, çocukların gelişmesine/ özgürleşmesine değil de, geleceğinin belirli bir öğretinin sınırları içinde kalmasına yönelik olan 4-6 yaş grubu Kuran kursları okul öncesi eğitimmiş gibi sunulmaktadır.

Yayın Tarihi: 18.12.2025 , 23:57 Güncelleme Tarihi: 19.12.2025 , 00:00

Eğitim-Bir-Sen’in Prof. Dr. Recep Kaymakcan’a hazırlattığı ve Mart 2021’de yayımladığı "Türkiye’de Okul Öncesi Din ve Ahlak Eğitimi Raporu"nu, bir ara okudum.

Google’da araştırınca, R. Kaymakcan’ın ilahiyatçı olduğu, 4+4+4 yasasına katkı verdiği, bir ara Kredi Yurtlar Kurumu genel müdürlüğünde bulunduğu, AKP’den milletvekili adayı olduğu ve bu raporu yazdıktan sonra Fetöcü suçlanmasıyla 2023’te yargılandığı ortaya çıkıyor.

Okul öncesi eğitim gibi çok önemli bir konuda, eğitimcilere ya da psikologlara değil de bir ilahiyatçıya rapor hazırlatılması, laik ve bilimsel dünya görüşüne sahip kişilere tuhaf gelse de, anlaşılan bu sendikaya tuhaf gelmiyor. 

Sendika başkanı "Takdim" başlıklı yazısında, “Erken yaşlar gelişimin en hızlı olduğu dönem olduğu için, çocuğa çevresinden sunulacak deneyim ve uyarıcıların onun gelişimini destekleyecek nitelikte olması gereklidir” diyor (s.3). Sonra da, dini öğretimin çocuk gelişimini belli bir alanda sınırlayacağını bile bile ve de 2011’den itibaren Kuran kursuna başlamada yaş sınırı kaldırılıp diyanetin 4-6 yaş grubuna yönelik kurslar açmasına karşın, “Bugün ülkemizde okul öncesi eğitimin niteliğine dair temel sorunlardan biri erken çocukluk döneminde din ve ahlak eğitimine yönelik boşluktur” diyebiliyor (s.3)!

Bu sendikanın başkan yardımcısı da "Önsöz" kısmında “Yapılan araştırmalar okul öncesi döneme tekabül eden hayatın ilk altı yılının gelişimin bütün alanları açısından kritik rol oynadığını ortaya koymaktadır” diyor (s.5). Diyanetin başlattığı 4-6 yaş grubu Kuran kurslarını, olumlu bulurken, kendinden menkul “okul öncesi eğitim kurumlarında din ve ahlak eğitiminin verilmesine yönelik müzakerenin yapılmasının zamanının geldiğini” söylüyor.

Bir kişinin yazdığı bu raporda nedense "Yönetici Özeti" de bulunuyor. Bu kısımda, “2018 yılı itibarıyla OECD ülkelerinde 3-5 yaş arası okul öncesi eğitime erişim oranı ortalamasının %87’ye ulaştığı ve Türkiye’nin bu konuda %43 oranıyla son sırada olduğu” belirtiliyor (s.11). Bu kısımda Türkiye’de, 

  • özel okul öncesi kurumlara devam eden çocuk sayısının devletin okul öncesi kurumlarına devam edenlerin iki katı kadar olduğu,
  • okul öncesi eğitim kurumlarında çalışan öğretmen sayısının 2010-2019 yılları arasında 48.330’den 98.835’e çıktığı, 
  • 96 eğitim fakültesinden 78’inde okul öncesi programların bulunduğu ve bu programdaki öğrenci sayısının 2019-2020 öğretim yılında 27.103 olduğu  

açıklanıyor (s.12).

Raporda Almanya, Belçika ve İngiltere’de okul öncesinde “devlet okullarında din dersine doğrudan yer verilmediği” belirtiliyor (s.12). Bu ülkelerde “Kilise veya dini kurumlara bağlı bu okul öncesi eğitim kurumlarında din eğitimi okulu işleten kilisenin benimsediği inançla uyumlu bir şekilde verildiği” vurgulanıyor.

Raporda, diyanetin açtığı 4-6 yaş grubuna yönelik Kuran kurslarına katılanların sayılarının hızla artmasına bakıp “Türkiye’de halkın yüksek talebi bizlere bu okul öncesi din eğitimine ihtiyacın olduğunun en somut göstergelerinden biri olarak düşünülebilir” deniyor (s.13). Katılım yüksekliğinin büyük olasılıkla çocukların bedavaya bakılıp beslenmelerinden ya da iktidarın başını örtenlere ve çocuklarını Kuran kursuna gönderenlere karşı ayrıcalıklı davranmasından kaynaklandığı yadsınıyor.

Raporda ABD’deki “Müslümanların kurduğu IQRA Vakfı tarafından 1993 yılında geliştirdiği ‘Iqra Okul Öncesi İslam Eğitimi Programı’ felsefesinin klasik medrese eğitimi ile modern eğitimi sentezlemeye çalışan bütünleştirici eğitim programı oluşturduğu” açıklanıyor (s.13)!

Raporda 2017 yılına kadar, ilahiyat önlisans ve ilahiyat fakültesi mezunlarından 296 saatlik "Çocuk Gelişimi ve Eğitim" alanında uzaktan eğitim alanların okul öncesi Kuran kurslarında görevlendirildiği belirtiliyor. 2017 sonrasında ise bakanlık ile diyanet arasında yapılan protokol çerçevesinde düzenlenen ‘Çocuk Gelişimi ve Eğitim’ kursunu bitirenler istihdam ediliyor. 2019 yılsonu itibarıyla 3166’sı kadrolu, 3.144’ü sözleşmeli ve 2.729’u da geçici olmak üzere toplam 9.039 öğreticinin okul öncesi Kuran kurslarında görev yaptığı açıklanıyor (s. 14).

Raporda UNESCO’nun 2002 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, yanıt veren 142 ülkeden 73’ünde okullarda din dersinin olduğu açıklanıyor da (s. 15), din dersi olan ülkelerin büyük çoğunluğunun İslam ülkeleri olduğu açıklanmıyor! “Uluslararası kuruluşların raporları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ve akademik çevrelerdeki literatür incelendiğinde okullarda din öğretimi konusunda hakim düşünceyi şöyle özetlemek mümkündür: okullarda din öğretimine yer verilmelidir. Ancak din öğretimi insan hakları ve demokrasi söylemi ile uyumlu olmalıdır” deniyor (s. 15). Buna karşın raporun hiçbir yerinde Türkiye’deki uygulamanın insan haklarıyla bağdaşmadığına değinilmiyor!

Raporda, diyanetin uyguladığı ‘4-6 Yaş Grubu Kur’an Kursları Öğretim Programının’ genel amaçlarının, Türk Milli Eğitiminin genel amaç ve ilkeleri ile çocukların kendi seviyelerine uygun olarak; 

  • İslam dininin değerlerini insan hayatına anlam kazandıran unsurlardan biri olarak fark etmelerini, 
  • Kazanacakları değerleri gündelik hayatta kullanmalarını, 
  • İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’i ses ve şekil olarak tanımalarını, 
  • Allah’ı sevgi temelinde tanımalarını ve yaratılıştaki düzeni fark etmelerini, 
  • Peygamber Efendimizin kişiliğini ve karakterini tanımalarını, sevmelerini ve model almalarını, 
  • Sağlıklı bir din ve ahlak gelişimi göstermelerini, 
  • İyi alışkanlıklar kazanmalarının yanı sıra beden, zihin ve duygu gelişimlerine katkı sağlayacak nitelikte öğrenim görmelerini sağlayacak uygun bir ortam sunmayı amaçladığı

açıklanıyor (s. 98). 

Ne yazık ki, bu amaçlar Milli Eğitim Temel Kanunu’nun temel ilkeleri ile Anayasa’ya uymasa da, okul öncesi çocukları için eğitsel olmasa da, bu programın Danıştay tarafından iptal edilmediği anlaşılıyor. Üstelik bu kurslarda 4-6 yaşlarındaki çocuklara "Başarı duası, Sübhaneke duası, Salli-barik duaları, İhlas suresi, Kevser suresi, Tahiyyat duası, Rabbena duaları ve Fatiha suresi" ezberletiliyor (s. 100),

Raporun sonuç kısmında, yazar kerameti kendinden menkul bir karara varıp “raporun içeriği bizlere Türkiye’de okul öncesi eğitime dini ve ahlaki gelişime yönelik bir boyut eklemenin imkan dâhilinde olduğunu göstermektedir” deyip (!) diyanetin 2014’te yaptığı araştırmaya göre çocukların %47’sinin dini bilgileri 6-10 yaş grubunda (genellikle ailede) öğrendiklerini ve bunun yetersiz olduğunu belirtiyor.

Bilindiği gibi günümüzde kullandığımız yiyecekten giyeceğe, araç-gereçlerden sağlık malzemelerine kadar her şey, insan aklının ürünüdür. Bu nedenle eğitimin en önemli işlevi insanı özgürleştirip aklını sağlıklı bir şekilde kullanmasına yardımcı olmaktır. Özgürleşen kişi, büyük bir olasılıkla özgürlüğün doğası gereği dininin, kininin ve ırkının davacısı olmayacağından, barışsever, yurtsever, insan haklarına saygılı,  insancıl değerlere sahip ve ahlaklı olacaktır. Okul öncesi eğitim bu sürecin başlangıcıdır. Okul öncesi döneminde eğitsel etkinliklerin çocukları korkutarak ya da kuşkulandırarak değil, güle oynaya sürdürülmesi gereken bir dönemdir. Oysa raporda, çocukların gelişmesine/ özgürleşmesine değil de, geleceğinin belirli bir öğretinin sınırları içinde kalmasına yönelik olan 4-6 yaş grubu Kuran kursları okul öncesi eğitimmiş gibi sunulmaktadır. Bu kurslarda soyut kavramlara ağırlık verilmesi eğitsel bir uygulama olmadığı gibi, duaların ezberletilmesi, çocukların günah korkusu yaşamasına ve sorunların çözümünü dualarda aramasına yol açacak olması da eğitsel bir uygulama değildir.  

Yine bilindiği gibi toplumlar, yüzyıllarca dinlerini genellikle aile içinde öğrenmişler ve dindar toplum olma özelliklerini korumuşlardır. Bu bağlamda günümüzün çocukları da ahlaklı olmayı, tanrı ve yurt sevgisini öncelikle aile içinde öğrenmektedirler. Ayrıca 4-6 yaşlardaki çocukların, “sol el ile yemek yemek şeytan işidir" ve "fiyatları tayin eden Allah’tır” gibi yorumlar yapanlardan ya da toplumsal cinsiyet eşitliğini benimsemeyenlerden öğreneceği bir şey de yoktur.

İşin en üzücü yanı, "eğitimci/öğretmen" sıfatını taşıyanların çocukların gelişimini sınırlayan süreçleri savunmaya kalkışmalarıdır.

[email protected]

Rıfat Okçabol 'ın Son Yazıları