Rıfat Okçabol
Cumhuriyet ve yurttaşlık
Yayın Tarihi: 08.08.2025 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 08.08.2025 , 22:19
Sözcük olarak yurttaş (vatandaş), bir yurda (vatana) yurttaşlık (vatandaşlık) bağıyla bağlı bulunan kişi oluyor. Bu arada Osmanlıda olduğu gibi, tek kişinin yönettiği ülkelerde yaşayanlara ise, ülke yönetiminde söz sahibi olmadıkları ve bir yetkiliye bağlı (tabi) oldukları için, yurttaş değil tebaa deniyor.
Bir peygambere iman etmiş olanlar için ise ümmet sözcüğü kullanılıyor.
İngiliz soyluları ve İngiliz Kralı arasında 1215’te imzalanan Büyük Özgürlükler Sözleşmesi (Magna Carta Libertatum) ile kral bazı haklarını kaybederken, soylular da bazı haklar kazanmıştır. Tarihsel süreçte bir ülkede yaşayanların yönetimde söz sahibi olma mücadelesi, yurttaşların kendilerini yönetecek kişileri seçebildiği halk egemenliği, demokrasi ve cumhuriyet gibi çağdaş kavram ve uygulamaları ortaya çıkarıyor.
Dolayısıyla günümüzde yurttaş kavramı, tebaa ya da ümmet kavramına göre, yaşanılan yurt ile orada yaşayan kişi arasında çok daha sıkı bir ilişkinin var olduğuna işaret ediyor.
Tebaa bir yetkilinin belirlediği kurallara göre, ümmet ise inandığı peygamberin söyledikleri ile o inancın kitabına göre hareket ediyor. Yurttaş ise kendi iradesi ile seçtiği temsilcilerin oluşturduğu mecliste kabul edilen ve koşullara göre değiştirilip güncelleştirilebilen yasalara göre davranıyor.
Bu arada halk egemenliğine dayalı cumhuriyet rejiminin yurttaşı, hem çeşitli haklara sahip oluyor; hem de tebaa ya da ümmet olana göre, çok daha fazla sorumluluk taşıyor. Halk egemenliğine dayalı cumhuriyetler, fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür-özgür- yurttaşlar sayesinde varlığını sürdürebiliyor. Çünkü özgür yurttaş,
- onuruna, aklına ve vicdanı ile Lozan ve Montrö antlaşmalarına ve Cumhuriyet’e sahip çıkabiliyor;
- haklarını bilip korumasını, sorumluluklarını bilip yerine getirmesini ve oy verirken de kime niçin oy vereceğine özgür iradesiyle karar verebiliyor.
Anayasa’ya göre,
“Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır, egemenliğin kullanılması hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz” (m. 6). Bu nedenle özgür yurttaş, ağaların, şeyhlerin şıhların peşinden gitmiyor. Padişahlığa özenmedikleri gibi yaşayan birilerini ümmetin lideri olarak görmek de istemiyor.
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit” (m. 10) olduğundan özgür birey, bu tür farklılıklara saygı duyuyor; toplumsal cinsiyet eşitliğini benimsiyor. Bu tür farklılıklar üzerinden ayrım yapmıyor.
“Herkes, haberleşme hürriyetine sahip” (m. 22) olduğundan özgür yurttaş, yalan yanlış haber yapan ve iktidarın hoşlanmadığı haberleri sansürleyen yandaş medyaya prim vermiyor. Doğru haber yapan yazılı ve görsel medyaya ise sahip çıkıyor.
“Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip” (m. 24) olduğundan özgür yurttaşların olduğu bir ülkede, herhangi bir inanç, kimseye dayatılmıyor, bu tür farklılıklara da saygı duyulup bu farklılıklardan rahatsız olunmuyor.
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip” (m. 26) olduğundan farklı düşünenlere de düşüncelerine açıklama biçimine de saygı duyuluyor. Beğenilmeyen düşüncelere gerektiğinde sözle, yazıyla… karşı çıkılıyor. Cezai bir durum söz konusu olduğunda kişisel müdahale yerine, tarafsız yargı makamları olaya el koyuyor.
“Herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip” (m. 34) olduğundan bu tür gösteri yapanlara dokunulmuyor. Barışçıl gösterilere karşı yapılan yasa dışı müdahaleler kınanıyor.
“Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılır ve bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” (m. 42). Dolayısıyla özgür yurttaşlar, bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yeri açmaya kalkışmıyor; çocuğunu gerici eğitim yapılan yerlere göndermemeye çalışıyor.
Halk egemenliğine dayalı laik bir Cumhuriyet olan devletin bir temel görevi, cumhuriyetin devamını güvence altına almak için, çocuk ve gençleri eğiterek, onları özgür, üretken ve sorumluluk sahibi olacak yetişkin yaşamına -yurttaşlığa- hazırlamaktır. İktidarlar bu görevlerinden uzaklaştıklarında, halk egemenliğini rafa kaldırdıklarında ya da “dininin ve kininin davacısı olacak gençler” yetiştirmeye kalkıştıklarında özgür yurttaşın,
- seçimlerde bu tür iktidarlara oy vermemesi
- iktidar değişene kadar çocuklarının özgür bir birey olarak yetişmelerine özen göstermesi ve de
- avukat, hekim, polis, öğretmen, savcı, subay, yargıç, … gibi hangi görevi yürütüyorsa yürütsün mesleğine yabancılaşmaması ve “laik ve demokratik bir devletin yurttaşı gibi” yaşamaya çalışması
bekleniyor.
Mesleğine yabancılaşanların, kendilerine de, insanlığa da yabancılaşacağını unutmamak gerekiyor.