Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Rıfat Okçabol

Rıfat Okçabol

Asıl suçlu kim?

ABD’de, 1964’te Vietnam’a asker çıkarılmasından sonra yoğun tepkiler olmuşsa da, günümüzde yaşanan Gazze-Maduro-İran olayları karşısında 1960’lardaki tepkilerin yüzde birinin bile yaşanmadığı görülüyor.

Yayın Tarihi: 13.03.2026 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 13.03.2026 , 01:01

Bilindiği gibi 2017-2021 yılları arasında ABD Başkanı olan Donald John Trump, o yıllarda kendini beğenmiş biri olarak değerlendirilmişti. İkinci kez başkanlık seçimini kazanan Trump’ın, kendini beğenmişliğinin ve şımarıklığının tavan yaptığı ve bir devlet başkanı olarak değil, mafya lideri gibi davrandığı görülüyor. İsrail’in Gazze’de yaşattığı vahşete, olayın başından beri destek veriyor. Bir gün, NATO üyesi olan Kanada’yı, ertesi gün yine NATO üyesi olan Danimarka’ya bağlı Grönland’ı istiyor. Bir başka gün İsrail Başbakanı Netanyahu’yu, ertesi gün Türkiye Cumhurbaşkanı’nı övüyor. Sonra aklına esiyor, “Gazze’yi boşaltıp tatil bölgesi yapacağız” diyor; Venezuella’nın Başkanı Maduro'yu kaçırıyor ve İran’a saldırıyor!  

Bilindiği gibi NATO, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü olsa da, Arnavutluk ve Türkiye dışında Hıristiyan olan ABD ve 30 küsur Avrupa devletinden oluşuyor. Ayrıca ABD’nin Avrupa dışında askeri alanda stratejik işbirliği yaptığı "NATO üyesi olmayan önemli müttefik"leri (MNNA) denen ülkeler de bulunuyor. Bu ülkeler arasında başta İsrail ve Japonya olmak üzere, pek çok Arap ülkesi, Avusturalya, Brezilya ve Peru gibi 22 ülke yer alıyor. Görüldüğü gibi NATO ve MNNA, dünyayı sömüren devletlerle onların sömürdüğü, bir başka deyişle onların taşeronluğunu yapan devletlerden oluşuyor.

Trump’ın şımarıklıkları karşısında, İspanya gibi bir-iki ülke dışında, NATO ülkeleri ile MNNA ülkeleri sessiz kalınca, Trump’ın şımarıklıkları ve hukuk dışı davranışları tavan yapıyor.

Trump’ın söylemleriyle dile getirdikleri yanında İsrail’i destekleyerek, Maduro'yu kaçırarak ve İran’a saldırarak binlerce insanın ölümüne neden olmasına karşın, bir şekilde ABD’ye bağımlı olsalar da, NATO ve MNNA üyelerinin sessizliği insanı şaşırtıyor. Ancak ABD halkının sessizliği insanı daha da çok şaşırtıyor. 

Çünkü ABD 250 yıl önce, “Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır, yaradanları tarafından bağışlanmış bazı haklara sahiptirler. Yaşama, özgürlük ve mutluluğa erişme hakları bunlar arasındadır” açıklamasını yapan bir ülke. Çünkü ABD resmi olarak, tarihte demokratik düzene geçen ilk ülkelerden biri. Az değil 250 yıllık demokratik alışkanlığı olması gereken bir ülke! Çünkü I. Dünya Savaşı’nın son aylarında Ocak 1918’de ABD Başkanı Woodrow Wilson, ABD kongresinde, savaş sonrasında nasıl bir dünya olması gerektiği üzerine "Wilson İlkeleri" denen açıklamalar yapmıştı. Bu ilkeler, “diplomatik etkinlik her zaman içtenlikle ve kamuoyunun gözü önünde yürütülmelidir; savaşta ve barışta karasuları dışındaki bütün denizlerde mutlak seyrüsefer serbestliği sağlanmalıdır; bütün topraklardan yabancı askerler çekilmelidir; halkların uluslararasındaki yeri korunmalı ve güvence altına alınmalıdır” gibi ifadeleri içeriyor. Çünkü ABD, dünya barışını sağlamak amacıyla önce Milletler Cemiyeti’nin ardından da Birleşmiş Milletlerin (BM) oluşturulmasında öncülük eden ülkelerden biri oluyor.

Ancak ABD’nin yıllardır ve de günümüzde neden olduğu darbelere, savaşlara, adam kaçırmalara ve insanlara yaşattıkları vahşetlere bakınca, ABD’de yaşayanların yurt dışında neler olduğuna pek aldırmadığı görülüyor. ABD’de, 1964’te Vietnam’a asker çıkarılmasından sonra yoğun tepkiler olmuşsa da, günümüzde yaşanan Gazze-Maduro-İran olayları karşısında 1960’lardaki tepkilerin yüzde birinin bile yaşanmadığı görülüyor.

Bu arada bilindiği gibi ABD, en yoğun beyin göçü alan ülkelerden biri olduğu gibi, lisansüstü öğrenim görmek isteyenlerin de öncelik verdiği bir ülkedir. Ancak ABD’de yaşayanlar, yıllardır kendi seçtikleri demokrat ya da cumhuriyetçi başkanlar tarafından kandırılmakta1 ve üstelik kandırıldıklarını öğrendikten sonra da kandıran başkana ikinci kez oy verebilmektedirler. Bu durum, ABD’de yaşayanların, öğrenim düzeylerinin yüksek olmasına karşın, “tüm insanların eşit olduğuna; tüm insanların yaşama, özgürlük ve mutluluğa erişme hakkı bulunduğuna” inanmadığını ya da bu değerlere boş verdiğini gösteriyor.

ABD’de yaşayanların bu tutumu, onların rahatlarının bozulmaması için diğer ülkelere yaşatılan vahşetleri görmezden geldikleri anlamına geliyor. Sömüren bir ülke olan ABD’de yaşayanların bu tutumu, bir bakıma sömüren ülkelere yönelik olan "beyin göçü"nün ne anlama geldiğini de açıklıyor.

[email protected]

  • 1

    Örneğin ABD, Afganistan’a ve Suriye’ye demokrasi getirmek için kanlı müdahalelerde bulunmuştur. Yüz binlerce göç, ölüm ve yararlanma sonunda, bu ülkeler koyu birer şeriat ülkesine dönüşmüştür

Rıfat Okçabol 'ın Son Yazıları