Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Rıfat Okçabol

Rıfat Okçabol

AKP iktidarında yükseköğretim

"Üniversite" denemeyecek duruma düşürülen günümüzün yükseköğretim kurumlarından toplumsal sorunlara çözüm üretilmesini beklemek, düş kırıklığından başka bir şey değildir.

Yayın Tarihi: 20.11.2025 , 23:53 Güncelleme Tarihi: 21.11.2025 , 00:08

AKP iktidar olmadan ve iktidarının ilk yıllarında- Avrupa Birliği ile iyi ilişkiler kurmaya çalıştığında- demokratik söylemleriyle bizim “Yetmez ama evet” diyen liberallerin gözünü boyayabilmişti. AKP “YÖK’ü değiştireceğiz” söylemiyle seçimlere girdi ve iktidar olunca da, acil eylem planında “YÖK’ü yeniden yapılandıracağını” ilan etti. AKP’nin ilk eğitim bakanı Erkan Mumcu da ve ondan sonraki Hüseyin Çelik de, birer yükseköğretim kanun taslağı hazırladı. Bu taslaklar, "yetmez ama evet"çileri bile memnun etmeyince, gündemden düştü.

Yasa taslakları gündemden düşse de, AKP yükseköğretimde de piyasacı ve gerici girişimlerini sürdürdü. Ancak YÖK başkanı ve üyeleri AKP öncesi iktidarlar tarafından atanmıştı ve rektörler de üniversitedeki akademisyenler tarafından seçilmiş kişilerdi. Bu nedenle AKP’nin ilk yıllarında YÖK başkanlığı yapan Prof. Dr. Kemal Gürüz ve Prof. Dr. Erdoğan Teziç ile rektörler, piyasacılık konusunda olmasa da laiklik konusunda AKP ile pek anlaşamadılar. Hatta rektörler, AKP liderini neredeyse üniversitelerine bile sokmadı. Ancak Avrupa Birliği’ni dünyanın ekonomik gücü haline getirmek amacıyla Avrupa yükseköğretim sisteminde piyasacı dönüşümleri sağlamak üzere başlatılmış olan Bologna Süreci’ne katılma konusunda, YÖK ile iktidar arasında bir sürtüşme olmadı. Üniversiteye giriş sınavını kazanamayan öğrenciler için beş üniversitede başlatılan paralı ve bir Amerikan üniversitesinden de diploma alınasını sağlayan SUNY programı konusunda da sürtüşme olmadı, paralı yaz okulu uygulamasında da.

YÖK’ün 2005’te, yazdığı kitapta intihal yaptığı gerekçesiyle Başbakanlık Müsteşarı Prof. Dr. Ömer Dinçer’e ‘üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası’ verip profesörlük unvanını geri alması, anlaşmazlığı daha da derinleştirdi. Bu arada Ergenekon davası gibi düzmece bir davayla Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın ile üniversitenin genel sekreter yardımcısı Enver Arpalı,’ tarihî eser kaçakçılığı’ ve ‘çete kurmak’ suçuyla tutuklandı. Haksızlığa dayanamayan Enver Arpalı intihar etti, dava da beraatla sonuçlandı. 

AKP’nin yükseköğretimde türbana serbestlik getirme çabaları ile üniversiteye girişte uygulanan ‘ek katsayı’ konusundaki girişimleri, Anayasa Mahkemesi (AYM) ya da Danıştay tarafından engellendi .

YÖK yeterli koşullar oluşmadığı gerekçesiyle karşı çıksa da, AKP 2006 ve 2007’de çıkardığı yasalarla önce 15 ve sonra 17 kamu üniversitesi açtı. AYM, AKP’nin yeni üniversiteler için rektör belirlenmesiyle ilgili olarak çıkardığı ilk yasayı 4 Mayıs 2006’da ve ikinci yasayı da 7 Şubat 2007’de iptal etti .  

İktidar, YÖK’le anlaşmazlık içindeyken, gericilere nasıl davranacağını gösterip YÖK’ün kurucu başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’ya 2007 yılında ‘TBMM Ödülü’nü verdi. Doğramacı’dan sonra YÖK başkanı olan tarikatçı Prof. Dr. Mehmet Sağlam’ı da önce “Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu” (!) başkanlığına getirip 2007 seçimlerinde de milletvekili yaptı.

AKP’li Abdullah Gül’ün Ağustos 2007’de cumhurbaşkanı olması ve gerici Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ı Aralık 2007’de YÖK başkanlığına getirmesiyle YÖK’ün yapısı değişmeye başladı. Önce hükümetin ve A. Gül’ün atadığı üyelerle AKP YÖK’te çoğunluğu ele geçirdi. Sonra rektör atamalarında, üniversitedeki oylamada en çok oy alanlar değil de 6 aday içinden yandaş olanların rektör yapılmasına başlandı.  

Y. Z. Özcan’ın YÖK’ü, 2009 yazında, “üç saatlik” Öğrenci Seçme Sınavı’nı kaldırıp yerine, iki hafta üst üste yapılacak Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) gibi iki sınav getirdi. Aynı yıl, ilahiyat ön lisans diplomalarından “Sadece Diyanet ve din hizmetleri için geçerlidir” şerhi kaldırıldı. 27 ilahiyat fakültesinde ikinci öğretim programları açıldı ve ilahiyat fakültesi kontenjanları, 2008’de %200, 2009’da da %115 artırıldı.

29 Mart 2011’de, KPSS’de eğitim bilimleri testinde yüzlerce kişinin 120’de 120 doğru yanıt vermesi üzerine, ÖSYM başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan görevinden istifa edince yerine Fetöcü Prof. Dr. Ali Demir getirildi. A. Demir zamanında pek çok sınav yolsuzluğu ortaya çıkmışsa da, ne o istifa etti ne de görevinden alındı. A. Demir’e dokunmasalar da, bu yıllarda öğrenci ve akademisyenlerle ilgili disiplin kuralları giderek sertleştirilmeye başlandı. Örneğin yaptığı bir araştırma sonunda Dilovası bölgesinde yaşayan çocukların gaytalarında ve annelerin sütlerinde ağır metaller bulunduğunu açıklayan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Ocak 2011’de mahkemeye verilip cezalandırılmaya kalkışıldı. AKP liderini üniversiteye davet etmeyen rektörler yerine gelen A. Gül’ün atadığı rektörler, AKP’lilere onursal doktora unvanı verme yarışına girdi. 

Cumhurbaşkanı A. Gül, Aralık 2011’de Fetöcü Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya’yı YÖK başkanlığına getirdi. G. Çetinsaya’nın hazırladığı bilimsellikten uzak olduğu kadar piyasacı olan yükseköğretim yasa taslakları, nedense iktidar tarafından da kabul görmedi. Ancak bu taslaklara tepki gösterenlere çeşitli cezalar verildi. G. Çetinsaya 6 Kasım 2013’te bir ‘Akademik Özgürlükler Bildirgesi 'ni yayımladıysa da, kendisi bu bildirgeye uygun davranmadı. G. Çetinsaya’nın rektörleri, Aralık 2012’de ODTÜ’de ve 2013 Haziran’ında da Gezi eylemleri sırasında gençlere karşı orantısız güç kullananları kınayacağına ODTÜ yönetimini ve gençleri kınadılar. Nisan 2014’te de 43 rektör, idama mahkum edilen radikal dinci Müslüman Kardeşlerin lideri Mursi’ye verilen idam cezasının durdurulması için, Mısır müftüsüne, “Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun” ifadesiyle başlayan bir mektup gönderdi. Bu yıllarda üniversitelerin medreseleşmesi de hızlandı. Üniversitelerde, ‘Said-i Nursi'nin Milliyet Fikri ve Kürt Meselesine Dair Görüşleri; Geleceğin İnşasında İmam-Hatip Okulları; Bilim, türler arası evrimi neden kabul etmiyor?’ gibi konularda sempozyumların düzenlenmesine başlandı. Bu arada üniversitelerde gerici eylem ve söylemler de arttı. Örneğin bir ilahiyatçı başı açık kızlara, “Sizin yüzünüzden melekler derse gelmiyor” derken, bir üniversite, “Şeytanla mücadele edecek insan eğitimi üzerine çalışmaları bulunan” bir yardımcı doçent almak için ilan verdi.

Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğunda, görevden alınmayı gerektirecek bir suçlama olmadan ve görev süresinin dolmasına bir yıl kadar zaman olan G. Çetinsaya’yı görevden aldı. Daha da garibi, Anayasal ve özerk bir kurumun başı olan Çetinsaya, hukuksal hakkını arama cesaretini bile göstermedi. Cemaatçi olarak bilinen Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç, Kasım 2014’te YÖK başkanlığına getirildi. ‘15 Temmuz ve Türk Yükseköğretimi ; İslam Üniversiteleri Rektörler ; Yükseköğretim Kurulu: 2019-2023 Stratejik Planı ; Yükseköğretimde Uluslararasılaşma Strateji Belgesi ’ gibi nitelik olarak YÖK düzeyindeki bir kuruma yakışmayan pek çok kitap yayımladı. 

1 Nisan 2015’te Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi açıldı. 2015’in son aylarında Güneydoğu’daki bazı ilçelerde yaşanan olaylar üzerine bazı akademisyenlerin imzaladığı bir  ‘Barış Bildirisi’ yayımlandı. Cumhurbaşkanı bu bildiriyi yayınlayanlara karşı ağır sözler söylerken, bazı üniversiteler imzacı akademisyenleri üniversiteden uzaklaştırdı ve tüm imzacılar hakkında ‘teröre destek’ suçlamasıyla dava açıldı. Bu davadan hapis cezası alan akademisyenler konuyu AYM’ye götürdü. AYM, 30 Temmuz 2019 tarihinde, “Herhangi bir düşünce açıklamasının algı yaratılmaya çalışıldığından bahisle terör örgütünün propagandası olarak kabul edilmesi hukuksal bir değerlendirme olarak kabul edilemez” ve benzeri gerekçelerle hapis cezası veren mahkemelerin “hak ihlali” yaptıklarına karar verince, bu davalar beraatla sona erdi. Ancak üniversitelerin atmış olduğu imzacı akademisyenlerin büyük çoğunluğu hâlâ üniversitelerine geri dönemedi.  

15 Temmuz 2016 tarihli Fetöcü darbe girişimi sonrasında OHAL ilan edildi. 667 sayılı OHAL KHK’si ile YÖK’e ve üniversite yönetimlerine soruşturma yapmaksızın işten atma yetkisi verildi. OHAL KHK’leriyle harp okulları ve askeri yüksekokullar ile 15 Vakıf Üniversitesi kapatıldı 6 bin kadar akademisyen ile 1.500 kadar idari personel üniversitelerden atıldı.

29 Ekim 2016’da bir OHAL KHK’si ile üniversitelerin seçimle altı rektör adayı belirleme sürecine son verildi. Cumhurbaşkanı’na, YÖK’ün göstereceği adaylardan birini rektör olarak atama yetkisi verildi. Cumhurbaşkanı isteyince, 2017 sonbaharında YGS ve LYS’yi kaldırıp Temel Yeterlilik Testi, Alan Yeterlilik Testi ve Yabacı Dil Testi’nden oluşan Yükseköğretim Kurumları Sınavı  (YKS) getirildi. Yine Cumhurbaşkanı isteyince, yasa değişikliği ile ‘yardımcı doçent’ unvanı kaldırılıp yerine ‘doktor öğretim görevlisi/üyesi’ unvanı getirildi.

Mayıs 2018’de üniversite çalışanlarının görüşü alınmadan bazı devlet üniversiteleri ikiye/üçe bölündü. 2547 sayılı yükseköğretim yasasında yeni üniversite açılmasıyla ilgili olan “kalkınma plan ve programlarının ilke ve hedefleri doğrultusunda” ve “Yükseköğretim Kurulunun görüşü veya önerisi üzerine” ifadesi Temmuz 2018’de “Cumhurbaşkanınca yapılan yükseköğretim planlaması çerçevesinde” şeklinde değiştirildi.

Kurucuları arasında dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da bulunduğu İstanbul Şehir Üniversitesi, AKP liderinin de katılımıyla 5 Ekim 2010’da törenle açıldı. Bu üniversite, A. Davutoğlu başbakanlıktan ve AKP’den ayrıldıktan sonra Cumhurbaşkanlığı kararıyla 25 Haziran 2020’de kapatıldı.

Cumhurbaşkanı, 2021 başlarında AKP milletvekili adayı olmuş bir kişiyi Boğaziçi Üniversitesine (BÜ) rektör olarak atayınca, BÜ’lü akademisyenler ve öğrenciler tepki gösterdi. Akademisyenlerin tepkilerinin devam etmesine karşın, BÜ de diğer üniversiteler gibi AKP’lileşti. 

Y. Saraç’ın yerine Temmuz 2021’de YÖK başkanlığına getirilen Prof. Dr. Erol Özvar da, Y. Saraç gibi Cumhurbaşkanının her isteğini ‘emir’ olarak uygulamaya başladı.

AKP iktidarında, yaklaşık olarak devlet üniversite sayısı 52’den 129’a ve vakıf üniversitesi sayısı ise 21’den 75’e, profesör sayısı 25 binden 39 bine ve yükseköğretimde okuyan öğrenci sayısı da 1,8 milyondan 6,8 milyona çıkmıştır. AKP iktidarında, yaklaşık olarak öğrenci sayısı 4 kat artarken profesör sayısı 1,5 kat artmıştır. 6,8 milyon öğrencinin büyük çoğunluğu ise, ön lisans, açıköğretim ya da uzaktan eğitim öğrencisidir. En hızlı artış ilahiyat fakültesi ve ilahiyat öğrencisinde olmuştur. Yükseköğretimde, nicel artışlara karşın önemli ölçülerde nitelik kaybı yaşanmıştır ve üniversiteler, AKP’li rektörlerin çiftliğine dönüşmüştür.

"Üniversite" denemeyecek duruma düşürülen günümüzün yükseköğretim kurumlarından toplumsal sorunlara çözüm üretilmesini beklemek, düş kırıklığından başka bir şey değildir.

[email protected]

Rıfat Okçabol 'ın Son Yazıları