Rıfat Okçabol
Abdülhamid ümmetin başı mıydı?
Yayın Tarihi: 09.04.2026 , 22:45 Güncelleme Tarihi: 10.04.2026 , 08:02
İçişleri Bakanı, “Geçmişte Abdülhamid Han neyse bugün de Cumhurbaşkanımız aynı şey. Hiç değişiklik yok. …O gün Abdülhamid Han’dı İslam ümmetinin başı, bugün de Cumhurbaşkanımız” demiş (Gazeteler, 4 Nisan 2026)!
Nereden bakarsanız bakın, bu söylem, güzelleme gibi gelse de insanı düşündürüyor. Abdülhamid Han’ın, hanlığa getirilişini, han olarak yaptıklarını ve hanlıktan uzaklaştırılışını anımsayalım, onun ümmetin başı olup olmadığına siz karar verin.
Abdülhamid, Osmanlı padişahı II. Mahmut’un torunu, Abdülmecit’in (1839-1861) 9 oğlundan ikincisi ve Abdülaziz’in de (1861-1876) yeğenidir. Abdülhamid gençliğinde iyi bir eğitim görmüş, birkaç dil öğrenmiş, binicilik, yüzme, atıcılık, güreş, tiyatro ve operaya ilgi duymuş, piyano çalmıştır; resim ve marangozluk da yapmıştır. Veliaht V. Murat’ın gölgesinde kalsa da amcasıyla birlikte Avrupa gezisine çıkmış ve herhangi bir kamusal görevde bulunmamıştır.
Abdülhamid, bir sivil darbeyle hanlığa getirilmiştir: Serasker Hüseyin Paşa ile Mithat Paşa’nın da aralarında olduğu reform yanlısı sivil ve asker yetkililer, Abdülaziz Han’ı tahttan indirince, veliahtlık uygulaması gereği Abdülmecit Han’ın büyük oğlu V. Murat padişah yapılmıştır. Akli dengesinin bozulduğu gerekçesiyle V. Murat’ın yerine de Kanun-ı Esasiyi (Anayasayı) kabul edip Osmanlı Meclisini açacağına söz veren Murat’ın kardeşi Abdülhamid, hanlığa getirilmiştir. Bu arada, Yavuz Sultan’dan sonra padişah olanlar aynı zamanda halife olduklarından, Abdülhamid de halife olmuş ve halifelerin ümmetin lideri olduğunu sananlar da onun ümmetin lideri olduğunu kabullenmişlerdir.
Abdülhamid sözünü tutmuşsa da, ilk fırsatta, Osmanlı-Rus savaşını bahane ederek, Mithat Paşa’yı sürgüne gönderip öldürtmüş, anayasayı rafa kaldırmış, Osmanlı Meclisini kapatmış ve ülkeyi 33 yıl bir diktatör olarak yönetmiştir.
Abdülhamid karşı hareketleri izlemek üzere 1880’de Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nı kurmuştur. Haziran 1881’de özel amaçla kurduğu Yıldız Mahkemesi de muhaliflere sürgün ve hatta idam cezaları vermiştir.
1880’den sonra, Yahudiler Filistin’de arazi almaya başlamıştır.
Osmanlı aldığı dış borçları ödeyemez hale geldiğinde, Osmanlı gelirlerini denetleyip dış borçların ödenmesi için 20 Kasım 1881’de, yabancıların denetiminde olacak Düyun-ı Umumiye İdaresi kurulmuştur.
1881’de Tesalya Yunanistan’a ve Tunus Fransızlara, 1882’de Mısır İngilizlere, 1897’de de yapılan savaşı Osmanlı kazanmış olsa da, Girit Yunanistan’a geçmiştir. 93 Harbi (1877-1878) sonrasında, Bulgaristan, Karadağ, Romanya ve Sırbistan bağımsızlığını kazanmış, Moldovya (Besarabya) Rusya’ya, Bosna-Hersek Avusturya’ya ve Kıbrıs İngiltere’ye bırakılmıştır.
1882’de Darülfünun kapatılmış, 1890’da yeniden açılmıştır.
1883’te Von der Goltz’un liderliğindeki Alman subaylarıyla işbirliği başlatılmıştır.
Osmanlı, 1884, 1886,1895-1897 ve 1904-1906 yıllarında iç isyanlarla uğraşmak zorunda kalmıştır.
Ermeni sorunu Abdülhamid zamanında başlayınca, 1891’de doğuda Hamidiye Alayları kurulmuştur.
1895’te Abdülhamid’e karşı muhalefete başlayan Jön Türkler, ardından da can derdiyle Avrupa’ya kaçmaya başlamışlardır.
1900’da Hicaz demiryolu inşaatı başlatılmıştır. Bu süreçte inşaatı yapacak Almanlara, Zeus Tapınağı gibi bazı arkeolojik eserleri yurt dışına çıkarma izni verilmiştir!
Osmanlı, 1905’te Limni ve Midilli adasını terk etmek zorunda kalmıştır.
Rumeli’deki askerlerin bir bölümünün 3 Temmuz 1908’deki isyanını bastıramayan Abdülhamid, 23 Temmuz 1908’de meşrutiyeti ilan etmek zorunda kalmış ve Osmanlı Meclisini yeniden açmıştır.
6 Nisan 1909’da İstanbul’da yaşanan gösteriler, bazı alaylı askerlerle1 medrese öğrencilerinin katılımıyla 13 Nisan 1909’da gerici ayaklanmaya (31 Mart Vakası'na) dönüşmüştür. Selanik’ten gelen Hareket Ordusu bu ayaklanmayı 24 Nisan’da bastırmış ve 27 Nisan’da açılan Osmanlı Meclisi, bu olayda sorumlu gördüğü Abdülhamid’i tahttan indirip Selanik’e sürgüne göndermiştir.
Abdülhamid zamanında, veterinerlik ve ziraat gibi, toplumsal gelişmeye katkıda bulunacak pek çok yeni okul açılmıştır. Bu arada Protestanlar da boş durmamış Protestan Okulu sayısını 284’ten 298’e çıkarmıştır. Sadrazamlarından Said Paşa, 1879’da padişaha gönderdiği 8-14 yaşlarındaki çocuklar için eğitimin zorunlu olmasını önermişse de, bu yönde bir gelişme olmamıştır. 1897 nüfus sayımına göre, 14.212.000 Müslüman ve 4.838.000 Müslüman olmayan nüfusa karşın, rüştiyeye giden Müslüman çocuk sayısı 41.716 ve Müslüman olmayan çocuk sayısı ise 82.916’dır.2 Alkan’a göre, Abdülhamid zamanında okullarda dini öğretimin özü, “Tanrı’ya, peygambere ve padişaha itaattir ve padişaha dua edilmesinin öğretilmesidir. Çünkü kişi varlığını padişahına, yani II. Abdülhamid’e borçludur.”3
Abdülhamid’in 13-16 eşi, 21 cariyesi, 8 oğlu ve 12 kızı olmuştur. Borsada oynayarak servetine servet katmış, sahip olduğu gayrimenkul sayısı iki bini geçmiştir.
Abdülhamid, bırakın İslam ümmetinin lideri olmayı, Osmanlı aydınlarının, Jön Türklerin, Harbiyelilerin ve Namık Kemal gibi yurtsever edebiyatçıların bile lideri olamamıştır. Abdülhamid’in, ABD’nin 1902’de Filipin’i işgali sonrasında Filipinli Müslümanlara ABD’ye karşı gelmemelerini öneren bir mektup ile 3000 kadar Kuran gönderdiği iddia edilse de, halife sıfatı, tarihsel süreçte hiçbir halifeyi ümmetin lideri haline getirmemiştir. Abdülhamid’in İslam birliğini sağlama (Panislamizm) siyaseti de bir işe yaramamış, Bosna-Hersek, Mısır ve Tunus gibi Müslüman ülkelerle, önemli ölçüde Müslüman nüfusu olan adalar ve şehirler de kaybedilmiştir. Günümüzde Gazze’de, Lübnan’da ve İran’da Müslümanlara yaşatılanlarda Filistin’de arazi alınmasına izin verilmesinin izleri vardır. Onun zamanında mektepli askerlerin yanında alaylı askerin varlığı ve donanmanın Haliç’te çürütülmesi, Balkan Harbi felaketiyle ve çok kolay savunulabilecek Selanik ile Kavala’nın kaybedilmesiyle sonuçlanmıştır. Almanlarla askeri işbirliğinin başlatılması, Osmanlının I. Dünya Savaşı'nda kaybetmesine ve yıkılmasına yol açmıştır.
Abdülhamid'den sonra padişah ve halife olan kardeşlerinin de, Osmanlıya bir hayrı olmamıştır. Abdülhamid’in kardeşi Mehmet Reşat Han, Alman Von der Goltz’u Başkumandan vekilliğine getirmiş, Osmanlının I. Dünya Savaşı’na girmesini engellememiş, Sarıkamış harekatında 100 bine yakın Osmanlı askerinin donarak ölmesi bu han zamanında olmuştur. Onun zamanında, İslam ümmetinin önemli bir parçası olan Araplar ve Filistinliler, ümmetin lideri olan halifenin ordusunu arkadan vurmuşlardır. Reşat’tan sonra sultan olan Abdülhamid’in diğer kardeşi Vahdettin, Sevr Antlaşması'nı imzalayarak Anadolu’nun işgalini onaylamış, İngilizlerle işbirliği yapmış, Kurtuluş Savaşını başlatan komutanların idam fermanını imzalamış, Kurtuluş Savaşı kazanılınca da, yurt dışına kaçmıştır.
Sahi, Abdülhamid’in ümmetin lideri olup olmamasından bağımsız olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı’nın Abdülhamid Han’ı ve Cumhurbaşkanı’nı ümmetin lideri olarak görmesi, ne anlama geliyor?
- 1
Abdülhamid zamanında sayıları artan, Harbiye’de yetişmemiş askerlere alaylı denmektedir.
- 2
Ş. Yamaner, Atatürkçü düşüncede ulusal eğitim, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 1999, s.70.
- 3
M. Ö. Alkan, II. Abdülhamid Döneminde Eğitim ve İdeoloji, M. Bulut; M. E. Koca; N. Salık ve M. Nar (edts.) Sultan II. Abdülhamid dönemi (309-367), Eğitim-Bir-Sen yayını, 2019, s. 332.