Orhan Gökdemir
Terör neden gereklidir?
Yayın Tarihi: 22.08.2025 , 17:39 Güncelleme Tarihi: 23.08.2025 , 00:02
“Terreur”, korku ve yıldırmaya dayalı hükümet şekli" demek. Latince “terrere” “titremek, korkmak” fiilinden geliyor. Esası, bir siyasal amaca ulaşmak için toplumu korkutmaya, yıldırmaya yönelik eylemler bütünüdür. Her durumda ve mutlaka içinde şiddet var.
Bugünkü anlamı ayrı, ilerici amaçla kullanıldığı bir dönemi biliyoruz. Büyük Fransız Devrimi ile ortaya çıktı, “terör dönemi” diye adlandırıldı. Devrimin ardından iktidarı ele geçiren Jakobenlerin devrim karşıtlarına karşı yürüttüğü sert mücadeleyi işaretliyordu. Jakobenlerin ilk işi, 21 Ocak 1793'te, Kral XVI. Louis’yi giyotine göndermek oldu. Sonra bu devrimci terör dalgası genişledi. Çünkü soylular ve Kilise babaları Avrupa’daki monarşilerin yardımıyla Fransa’da eski rejimi yeniden ayağa kaldırmak için harekete geçmişti. Giyotinli Jakoben terörü cumhuriyetin yıkılmasına ve monarşiye geriye dönülmesine imkân vermemiştir. Demek ki devrimin sürmesini teröre borçluyuz.
Burada bir tekrara ihtiyaç var; o devrim günlerinden beri bir “terör döneminin” içindeyiz. Yalnız, terör arada nitelik değiştirdi, Jakobenizmden Faşizme evrildi. Burjuvazi, ilkinde, eski rejimin egemen sınıflarına karşı bir terör rejimi kurmuştu, kapıyı dönüşlerine kapatmak istiyordu; “Jakoben Terörü”dür. İkincisi, üzerine gelen yeni düzene kapıyı kapatmak için ortaya çıktı, “Faşizm” diyoruz. İlki kapıyı geçmişe, ikincisi geleceğe kapatmak içindi. Jakobenizm ve Faşizm birbirinden çok ayrı görünmesine karşın aynı sınıfın terör rejimleridir. Ancak ilki devrime ikincisi karşıdevrime tekabül eder. Demek ki terör de sonuçta tarihsel ve sınıfsaldır. İlerici olabildiği gibi gerici de olabilir.
Yayılması veya uygulanması için bir devlete ve bir sınıfa ihtiyaç hep var. “Devlet terörü” böyle ortaya çıkıyor. Fransız Devrimi’nde halkın el koyduğu devlet kısa süre sonra burjuvazinin eline geçti, doğrudan yoksullara karşı sallanan bir sopaya dönüştü. Halkın kontrolünden çıkan devlet eninde sonunda bir terör aparatıdır. Varlık nedeni halkın soyulması, yoksul bırakılması için korku salmaktan ve yıldırmaktan ibarettir. Bu durumda sermayenin hizmetindeki bir devleti terörsüz düşünemeyiz. Sermaye düzeni bir terör rejimidir. Ayakta kalması terörü her gün yeniden üretmesine bağlıdır.
***
Tabii terörün de bir ekonomi politiği var. Mutlak bir soygun-yağma düzeni ve yaratılmış derin eşitsizlik bu yeni nesil terörün altyapısıdır. Kleptokrasi, hırsızlar iktidarı, terörün temel dayanağıdır. Kleptokraside devlet ve iktidar artık teorik bir sorun olmaktan çıkar. Çıplak bir haldedirler ve her yerde izlerini görmek mümkündür.
İzlerini takip ediyoruz, somutluyoruz. 2024'te en fazla Gelir Vergisi ödeyen 100 kişi açıklandı birkaç gün önce. Listede sadece 21 kişinin ismi görünüyordu. Geriye kalan 79 kişi isimlerini saklayarak ya nasıl bu kadar çok kazandıklarının ya da bu kadar çok kazanırken nasıl bu kadar az vergi verdiklerinin bilinmesini istemişlerdi. Biliyoruz, her zenginlik artık “şiddetli” bir el koymaya dayanmaktadır. İçinde özelleştirmeler ile yağmalanan kamu varlıkları var, teşvikler, vergi indirimleri, geri ödemesiz krediler, halkın zararına müteahhitlik anlaşmaları var. Artık büyük sermayeyi devletsiz düşünemiyoruz.
Bu tür devlet-girişimci ortaklığı sihirbazlık numaralarından birini CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz açıkladı birkaç gün önce. AKP iktidarı, 2014-2018 tarihleri arasında, Irak-Türkiye Boru Hattı’ndan taşıdığı ham petrol için Irak Bölgesel Kürt Yönetiminden 2 milyar 320 milyon dolar taşıma ücreti almıştı. Ancak o tarihlerde bu petrol taşımacılığı işi uluslararası anlaşmalara aykırıydı. Haliyle gizli saklı yapılmıştı. Yasadışı yollardan elde edilen bu para önce “vergi cenneti” Jersey Adası'nda kurulan “Turkish Energy Company” adlı şirkete transfer edildi. Bir süre sonra adadaki paranın 904 milyon doları BOTAŞ kasasına döndü. Geriye kalan 1 milyar 416 milyon dolar Jersey Adası'nda buharlaştı. Güncel kurla 58 Milyar liralık bir kayıptır.
Bu arada Uluslararası Tahkim Mahkemesi söz konusu ticaretle ilgili Türkiye’nin uluslararası anlaşmalara aykırı olarak, fazladan 1 milyar 324 milyon dolar ham petrol taşıma ücreti aldığını tespit etti. Türkiye’nin bu tutardaki cezayı Irak Merkezi Hükümeti’ne ödemesi gerekiyordu. Çalınan 1,5 milyar dolar için yoksul halkın vergilerinden 1 milyar 324 milyar dolar daha havaya savrulacaktı.
Biliyoruz, Türkiye de büyük zenginler için bir vergi cennetidir. Kamu kaynaklarını yağmalayarak zenginleşiyorlar ve ancak göstermeye utandıkları miktarlarda vergiler ödüyorlar. Artık devlete yaslanmadan, kamu kaynaklarını yağmalamadan zengin olmak mümkün değildir. Bu kadar açık bir yağma ancak açık bir şiddet yardımıyla sürdürülebilir. Doğru veya yanlış bunların sorgulanmadığı, soruşturulmadığı, yargılama konusu yapılamadığı bir düzen açık terör düzenidir.
***
O düzenin bir başka sonucu var. Onlar zenginleşirken ülkenin geri kalanı hızla yoksullaşıyor. Ülkenin en büyük para birimi ile, yaklaşık dört dolara karşılık geliyor, ancak bir iki çiklet alabiliyorsunuz. İşçiler, emekliler, öğrenciler sürünüyor. Gizli açlık dolaşıyor ülkenin sokaklarında. Açlığa derin bir barınma sorunu eşlik ediyor. Gelir dağılımı eşitsizliğinde Avrupa’da ilk sıradayız. Son on yılda 30 milyon dolar ve üzerinde serveti olan ultra zengin sayısı yüzde 10 artışla 1,932’ye ulaştı. Bu küresel çapta bir rekor. Öyle ki milyarder sayısındaki artışta ABD bile yüzde 8 ile Türkiye’nin gerisinde kalmıştır.
Özetle bir sınıf diğer sınıfı acımasız ve ölçüsüz bir biçimde soyuyor. Aşırı bir zenginleşmeye aşırı bir yoksullaşma eşlik ediyor. Krize karşılık uygulamaya koydukları Mehmet Şimşek programı üzerine tüy dikti. Patronlar semiriyor, zenginlik el değiştiriyor, tarım çöküyor, kırsal alan insansızlaştırılıyor, toprak büyük holdinglerin kontrolüne geçiyor. Dağ taş uluslararası tekellerin işgali altında. Su kaynaklarına el koyup kuruttular. Bir avuç elektrik dağıtım şirketinin patronu daha çok kazansın diye ülkenin son kalan ormanlarını küle çevirdiler. Burjuva devlet, sermaye diktatörlüğü ve ülkenin elbirliği ile yağmalanması bu kadar görünür haldedir artık.
İşte sonuç ortada; açlık ve yoksulluk adı belli bir sınıfın planlı eylemdir. Bunu terörsüz yapamayacaklarını biliyoruz. Bu kadar polis, bu kadar TOMA, bu kadar silah, bu kadar cezaevi bunun için var. Bu tarikatlar, bu sınırsız cehalet, bu halkı ümmet yapma girişimleri düzelerinin sürmesi için. Açlık, yoksulluk, adaletsizlik, mafyalaşma, seçimsizleştirme, çaresiz bırakma, kuralsız ve ölçüsüzlük açık sınıf terörünün tezahürleri. Cahil, ürkek, boyun eğmiş ve korkmuş olmanızı istiyorlar. Teröre ihtiyaçları var. Başka türlü yönetmeleri mümkün değildir.
Bu derin eşitsizlik kibri ve ezilmişliği tetikler. Şımarık zenginler ve yılgın yoksullar ortaya çıkar. Terörle oluşturulan kronik stres ölüm oranlarına etki eder. Yoksullar, mazlumlar, terör mağdurları umudunu yitirir, daha fazla ölmeye başlar. İliklerimize kadar hissediyoruz, mutsuz ve umutsuz bir ülkeyiz artık. Aşsız, işsiz ve düşsüz bırakıldık çünkü. Kurtulmanın tek çaresi, korkudan ve yılgınlıktan kurtulmak, isyan etmek, örgütlemek.
***
Bize özgü değil, dünyanın yeni hali bu. Çok çaldılar ve çok biriktirdiler. Daha fazlası için dünyayı büyük bir savaşın içine sürüklediler. Sovyetler Birliği ve Nazi Almanya’sı sermaye sınıfının bu iki eylemenin sonucu ortaya çıktı. Gelmekte olandan çok korktular, korkutmak için faşizmi peydahladılar. Savaş sürüyor, faşist terör ihtiyacı yükseliyor. İki büyük savaştan sonra yeryüzünü yeniden büyük yıkımın eşiğine getirip bıraktılar. İhtiyaçları var, büyük bir terör dalgasından başka çareleri yoktur.
***
Terör ne? Korku salma, yıldırma. Her sabaha terörle uyanıyoruz, her günümüz terör içinde. Polisi, mahkemeleri, iletişim başkanlıkları, bakanlıkları, sarayları saltanatları terör yaratmak, korku salmak içindir. Bu kadar derin bir eşitsizlik ve yoksulluk terörsüz yönetilemez çünkü.
İşte düzen, işte sonucu. Yeryüzü bir avuç asalak semirsin diye açlık ve yoksulluk içinde kıvranıyor. Bu yaygın acı karşısında dinin ve düzen siyasetinin söyleyebilecek sözü kalmadı. Eşitlikçi bir toplum kurmak, bu acılara son vermenin biricik yoludur artık.
***
Açlık ve yoksulluk adı belli bir sınıfın planlı eylemdir. Bunu terörsüz yapamayacaklarını biliyoruz. Haliyle “terörsüz Türkiye” yoksulluğun sebebi olan bir sınıfın uydurmasıdır. İnsanlık ailesinin tanık olduğu en acımasız terör onların varlığıdır!
Tekrarlıyoruz, terör de sonuçta tarihsel ve sınıfsaldır. İlerici olabildiği gibi gerici de olabilir. Yayılması veya uygulanması için bir devlete ve bir sınıfa ihtiyaç hep var. Burjuvazi onu devraldı, halka ve yoksullara karşı kullandı; Faşist terördür. Yalnız, onu ilerici amaçlarla kullanma yeteneğine sahip bir başka sınıf daha var. Tarihin kalk borusu çaldığında terörün de ellerinden kayıp gideceğini, nitelik değiştireceğini biliyoruz. Umudumuzu oradan alıyoruz. Umutlandıkça kapitalizmin, piyasa toplumunun sonuna yaklaşıyoruz.