Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Orhan Gökdemir

Orhan Gökdemir

Şeriata, faşizme, karanlığa geçit yok!

İnsan boyun eğmez, yolunu açar, yayılır, hayat bulur, ışığa çıkar. Hafızası silinebilir, biriktirdikleri yağmalanabilir ama insan mutlaka geri döner; sınıf olup ayağa kalkar, devrim olur ışığa açılır.

Yayın Tarihi: 30.01.2026 , 20:55 Güncelleme Tarihi: 31.01.2026 , 00:02

Afganistan’da şeriat ilerliyor. Ülkeyi ölü ele geçiren Taliban, cesedi Orta Çağ’ın karanlıklarına doğru yuvarlamaya devam ediyor. 

Kendilerince yeni bir ceza kanunu yaptılar. Sermayenin sopası olan hukuku biraz daha eğip büktüler. Toplumu kastlara ayırıyorlar, köleliği geri getiriyorlar. Din adamları sınıfı, ulema, yargıdan muaf. Şiddet en yaygın cezalandırma biçimi. Alt sınıftan olanları şiddetle cezalandırmak hem devletin hem de üst kastlardan “şeçkin” yurttaşların hakkı. Kanun toplumu dört sınıfa ayırıyor: Din alimleri en üstte, arkasından seçkinler, sonra orta sınıf ve alt sınıf geliyor. Üst sınıftan olanlar suç işlerse “tavsiye” ve “uyarı” yeterli. Aynı suçu alt sınıftan olanlar işlerse hapis ya da dayak var. 

Kanunda çocuklara yönelik fiziksel şiddet de bir ceza olarak yeniden tanımlanıyor. Kemik kırılmadıkça, deri yırtılmadıkça çocuk dövmek “suç” sayılmıyor. Örnek, namaz kılmayan çocuğun karşılaşacağı cezalar bunlar. Anlaşılacağı gibi Sünni-Hanefi olmamak da ağır suçlardan.

Kanunda “gulam”larla ilgili düzenlemeler de var. Böylece kölelik de kuvveden fiile çıkarılmış oluyor. Fiile çıkarılan şey ne? Şeriat diye tabir edilen düzenek. Afganistan’ın yuvarlandığı çukurda zifiri bir şeriat filizleniyor.  

***

Evet şeriatta “gulam” da var. Tekrarlayalım; “kulampara” bu sözcükten geliyor. Tuhaf bir kültürel sentezin ürünü. “Gulâm” Arapça “oğlan” demek, “pâre” Farsça “sevici”... Birleşip Osmanlı diline yerleşmiş. Askeri tarihte yeri var, “bıyığı terlememiş oğlan” demek. Tımar sahiplerinin harp esnasında birlikte götürdükleri askerleri tarif ediyor. Henüz “seks kölesi” olmamakla birlikte belli ki bir tür köleden söz ediyoruz. Mehmet Zeki Pakalın, “Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü”nde, şöyle açıklıyor; “Mahbup, dost, muglim, lûtî yerine kullanılır bir tabirdir. Halk ağzında kulampara suretinde kullanılır.” Demek ki kelimeyi bir tür Arap-Fars-Osmanlı sentezi sayabiliriz. “Oğlan sevici” yetişkinler için kullanılıyor. İslam aleminde yaygındır ama en çok Afganistan’da kurumsallaşmıştır. 

Afganistan-Pakistan hattında bir kültürel öğe uzun zamandır. Bu adı taşıyan şahsiyetler bile var. Pakistanlı siyasetçi Gulâm İshak Han örnektir. Kenan Evren’in yakın dostu olan Ziya-ül Hak ölünce yerine vekâleten devlet başkanı oldu. 1988’de yeniden seçildi. “Gulam”lığı herhalde icraatlarından dolayı yapılan bir yakıştırma değildir.

Sadede geleyim; erkek veya kız çocuk istismarı şeriatta yaygındır ve meşru kabul edilir. Tabii bu işler daha çok cemaat-tarikat benzeri yapılar içinde döner. Taliban ülkeyi koca bir cemaate dönüştürdüğü için ulusal bir ölçeğe ulaşmıştır. Taliban kanununda ne varsa hepsi, gulamlık da, şeriata dahildir. 

***

Ülke bu karanlığa bir günde yuvarlanmadı. Geçmişinde uzun bir mücadele tarihi var. Orta Çağ’a takılıp kalmış bu kırsal yapıda bile ilerlemek için dövüşenler, direnenler vardı. Türkiye ve İran’ın siyasi krizlerle sarsıldığı ve gericilik çukuruna doğru yuvarlandığı 1978 yılında Afganistan’da bir devrim gerçekleşti. Afganistan Demokratik Halk Partisi Sevr Devrimi ile iktidarı ele geçirdi. Tarihin akışının birkaç yüzyıl önce durduğu bu ülkede devrimci bir iktidarın birkaç ay bile ayakta kalamayacağı sanılıyordu. Buna rağmen Sevr Devrimi’nin yarattığı Afganistan Demokratik Cumhuriyeti tutunmayı başardı. 

Devrim kentlerde coşkuyla karşılandı ama kırsalda zor bir mücadele onu bekliyordu. Devrimci hükümet toprak reformu yaptı, kadınlara eşit haklar tanıdı, büyük bir okuma yazma seferberliği başlattı. Atılan her ilerici adımın bir karşılığı vardı. Büyüt toprak sahipleri reformdan dolayı tepkiliydi. Kadınlara eşit haklar verilmesi gericilerde rahatsızlık yaratmıştı. Devrim kaçkınları komşu Pakistan’a yerleşmiş, Batının desteklediği bir karşı devrimi örgütlemeye başlamıştı. 

Bugünkü karanlık ABD’nin başını çektiği Batılı emperyalistlerin desteklediği, Pakistan ve İran’ın yataklık yaptığı, Suudi Arabistan’ın ideolojik ve ekonomik destek sağladığı o dinci karşı devrimin sonucudur. Pakistan’daki medreselerde cihatçılara ideolojik ve askeri eğitim verdiler. ABD bu cihatçıların eline gelişmiş silahlar tutuşturdu ve Afganistan devriminin üzerine yolladı. Haliyle uluslararası bir komplo ile devrilmek istenen devrimci hükümet SSCB’den yardım istemek zorunda kaldı. 1979’da Afganistan’a giren Kızıl Ordu birlikleri büyük şehirler ve ana yollar üzerinde hakimiyet sağladı ama cihatçıları kırsaldan söküp atmak mümkün olmayacaktı. 

Afganistan Demokratik Cumhuriyeti SSCB 1989’da ülkeden çekildikten sonra direnmeye devam etti. Kabil’i, 1992’de düşene kadar, sokak sokak savaşarak savundu. Büyük bir kahramanlık örneğidir.

Sonra iç savaş başladı. Kabilecilikle karışık ilkel bir milliyetçilik filizlendi; savaş ağaları, dinci gericilik ve uyuşturucu tacirleri ülkeyi ağır bir yıkıma sürükledi. Bu kaos içinde en örgütlü ve en motive güç Taliban’dı. ABD desteğiyle diğerlerini bertaraf ederek adım adım ilerledi. Kısa Afganistan şeriatı tarihidir.

***

Şeriatta karanlığa kılıf aramaya gerek yoktur. Orada isteyen istediğini arar bulur. Köleliğe bile yer vardır. “Sünnet”ten başlayalım: Muhammed'in İslam'ı tebliğ etmeye başladığı VII. yüzyılda Hicaz bölgesinde kölelik vardı. Öyle iş olsun diye değil, iktisadi yapının dayanaklarından biri olduğu için. Köle emeği kabile düzeninin taşıyıcı parçalarından biriydi çünkü. Haliyle yeni din, köleliği kaldırmayı aklından bile geçirmedi. Sadece yeni duruma göre düzenledi. Zamanın zembereği köleci toplumdan feodalizme doğru ilerliyordu. Köleliği bu yeni duruma uyarlamak gerekiyordu. Sonra yeni din kabilelerin birleşmesine vesile oldu, devlet ortaya çıktı. Devlet de yeni dini bir fetih ideolojisine -cihat-dönüştürdü. Savaş köleliğin "meşru" kaynağı haline geldi ve kölecilik ilerledi. Savaş sonunda esir edilen erkek ve kadınlar ganimetti, kölelere ve cariyelere dönüştürüldüler. Sünnettir. 

Dinde devrim bulamazsınız, yoktur. Yalnızca İslamiyet değil, diğer “İbrahimi” dinler de açıkça kölecidir. Dinin devrimi işte bu kadardır. Devrimsiz dinin fiili halidir şeriat. Afganistan’da kuvveden fiile çıkmış, ete kemiğe bürünmüştür. 

Tabii arkaik köleliği Taliban icat etmedi. Ondan önce Suriye'de, şimdi iktidar olan IŞİD-HTŞ çetesi ve artıkları uygulamaya koydu. Köle pazarları kurdular ve savaş esiri kadınları alıp sattılar.

ABD ve AB koca bir ülkeyi elbirliğiyle Orta Çağ’a ışınladı. Dünyanın geri kalanı da onların marifetiyle oraya doğru yuvarlanıyor şimdi. Demek ki karşı karşıya olduğumuz şey salt bir inanç manzumesi değildir. Bu insanlığın dişiyle tırnağıyla kazıyarak tarihin çöplüğüne kaldırdığı bir ilkelliğin emperyalizmin elinde yeniden ete kemiğe bürünmesidir. Orta Çağ sanıldığı gibi geçmişe ait bir anlatı değildir, işte tam olarak budur...

***

Tarihte bir yansıması var; içinden geçtiğimiz dönem Orta Çağa benzetilince Orta Çağın sanıldığı kadar kötü, sanıldığı kadar karanlık olmadığı keşfedilmişti. Karanlıktı ancak sanıldığı kadar zifiri değildi. İçinde her şeye rağmen nefes alıp veren topluluklar vardı, düşünce vardı, insan vardı. 

Vardı ama azdı. Azdı ama her durumda büyük bir imkânı içinde barındırıyordu. Orta Çağ o azlıkla alt edildi, çöpe atıldı. Bu karanlıkta bile ayağa kalkmanın mümkün olduğunu, insanın direnebileceğini, aklını yeniden kullanabileceğini biliyoruz. İnsan boyun eğmez, yolunu açar, yayılır, hayat bulur, ışığa çıkar. Hafızası silinebilir, biriktirdikleri yağmalanabilir ama insan mutlaka geri döner; sınıf olup ayağa kalkar, devrim olur ışığa açılır.

Burjuvazi devrimci bir sınıf olarak o mücadelede yer tutmuştu. Sonra iktidar oldu, ışığa sırtını döndü. Şimdi ayakta kalabilmek için Orta Çağın diriltilmesine ihtiyacı var. Afganistan’da, Suriye’de, Suudi Arabistan’da onun izleri var. Sınırları siliyor, insanı karanlığa itiyor, aklın hükmünü geçersiz ilan ediyor. 

Bir yandan emperyalist saldırganlıkla, bir yandan cahilliği rehber edinmiş yobaz şiddeti ile yüzleşiyoruz biz de. Yarım yamalak kurguladıkları sefil dogmalarını topluma dayatmaya, hayatı o dogmalara göre biçimlendirmeye çalışıyorlar. Afganistan’da ve İran’da, Suriye’de ve Türkiye’de şeriat ilerliyor. Ülkeleri ölü ele geçirip cesetlerini Orta Çağ’ın karanlıklarına doğru yuvarlama planın bir yansıması bu. 

Sloganlar ise işte böylesine karmaşık sorunları sadeleştirip haykırmak için var. Hayat ne kadar karmaşık olursa olsun söylenecek olan sadedir; Şeriata, faşizme, karanlığa geçit yok!

Orhan Gökdemir 'ın Son Yazıları