Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Orhan Gökdemir

Orhan Gökdemir

Kürt kartı ve ittifaklar savaşı

Türkiye’nin de yardımıyla Suriye’nin İsrail kontrolüne geçmesinden sonra Türkler bir parça gözden düştü. Bu karmaşada yeni adaylar arzı endam ediyor ortalıkta. ABD ve AB bu role aday “sivil toplum kuruluşları” ile dolu.

Yayın Tarihi: 12.09.2025 , 18:59 Güncelleme Tarihi: 13.09.2025 , 11:23

Almanya’da çok manidar bir tarihte, 7 Eylül’de, düzenlenen “Kürt-Yahudi Kongresi”, sonuç bildirgesinde, Türkiye ve İran ile mücadele çağrısı yaptı. Alman devletinden, Kürtlerin ve Yahudilerin haklarını koruması için, bu iki ülkeye bağlı teşkilatlanmaları cezalandırmasını istedi. Malum, İsrail İran’la fiili bir savaş halinde, Türkiye ile Suriye’de örtük bir mücadele yürütüyor. Zaman zaman Türkiye’nin yerleşmeye çalıştığı alanları bombalıyor, geri çekiliyor. Ancak bu karşılaşmalar henüz sıcak bir çatışmaya dönüşmemiş durumda. Özetle, Kongre’den çıkan tek somut sonuç “Almanya Kürt Toplumu”nun İsrail’e verdiği açık destek. 

Haliyle bu sonuç Kürt-Yahudi Kongresi’nin “Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla başlayan açılım sürecine bayrak açması” olarak yorumlandı. Zira Türkiye’nin açılım sürecinin de İsrail’in bölgedeki ve PKK üzerindeki etkisi nedeniyle başlatıldığı biliniyor. İmralı tutanaklarına göre Öcalan’ın çağrısının odağında İsrail’in bölgedeki ve PKK üzerindeki etkisini kırma sözü duruyor. 

Buna karşı PKK çevresi Kongre konusunda sessiz. Kongreyi selamlayanlar arasında PAKURT kurucusu İbrahim Baran, Almanya Kürt Toplumu “lideri” Ali Ertan Toprak, Lozan Kürt Enstitüsü Kurucusu ve Rudaw yazarı Necat Zenyar gibi isimler var. Bu üç isim de Kürt milliyetçisi ve PKK’ya muhalif çizgileriyle tanınıyor. Haliyle her üçü de hem İsrail’e hem de Barzani’ye yakın isimler. Yani Kongre’nin arkasında İsrail ve Almanya yanında “Barzanistan” desteği de var. Bütün bunlar Öcalan ve Türkiye karşısında yeni bir cephe kurulduğuna işaret ediyor. 

***

Böyle bir sonuç doğuran Kongrenin AKP-MHP iktidarında kaygı doğurması kaçınılmazdı haliyle. PKK kökenli ve şimdi iktidar yandaşı yazar Kurtuluş Tayiz Kongrenin ardından Almanya Kürt Toplumu adlı derneğin ani yükselişine dikkat çekti. Ona göre Almanya’da PKK'nın dışında böyle güçlü bir “Kürt sivil toplum örgütü”nün varlığı son derece şaşırtıcıydı. Çünkü PKK kendi dışındaki hiçbir Kürt grubuna hayat hakkı tanımamasıyla biliniyordu. “Demek ki, PKK'nın bile dokunamadığı, karşı çıkamadığı bir örgütten bahsediyoruz” diye sürdürüyor akıl yürütmesini. Ona göre bu dokunulmazlığın nedeni İsrail koruması. 

Tayiz, bir de derneğin özellikle “Terörsüz Türkiye” sürecinden sonra hareketlendiğine dikkat çekiyor ve “Bu yolla birileri Türkiye'yi ‘Kürt kartıyla’ korkutup Suriye ve Ortadoğu'da hizaya çekmek istiyor” diyor. 

İktidarın en militan yayınlarından Takvim gazetesine göre de Kongre’de “Terörsüz Türkiye” sürecinin hedef alındığı kesin. Ankara'nın “Türk, Kürt ve Arap birliğine” dikkat çeken tezine antitez olarak "Kürt-Yahudi ittifakı" geliştiriliyor. İsrail'in Suriye'de Dürzilere ve YPG'ye “devlet” vadettiği bir dönemde Almanya’nın ev sahipliğinde sinsi ve karanlık bir organizasyon yapılıyor. Yani Kürt kartı kullanmak isteyen sadece Türkiye değil, Almanya ve İsrail de artık devrede. 

***

İktidarın bu kaygılarının kuruntudan ibaret olmadığını gösteren işaretler de var. Kürt-Yahudi İttifakının sözcüsü rolünü üstlenen Ali Ertan Toprak, “Bazı çevreler Yahudilerle görüşmeyi Kürtlere haram kılmaya çalışıyor. Berlin Konferansı Alman Yahudileri ile Alman Kürtlerinin ortak çalışmasıdır. Biz iki sivil toplum örgütü olarak yıllardır zaten ortak çalışıyor ve birbirimizi destekliyoruz” diyor. Ona göre Kürtler, yüz yıl sonra gelen bu tarihi fırsatı değerlendirmek zorunda. Peki fırsat ne? Bağımsız büyük Kürdistan’ın kurulması. Bunun için de Kürtlerin çıkarı İsrail'le birlikte hareket etmekten geçiyor. 

Toprak, “Terörsüz Türkiye süreci”ne de Öcalan'ın PKK'yı feshetmesine de karşı. Ona göre Türkiye'deki barış sürecinin hedefi Kürtlerle İsrail'in bir araya gelmesini engellemek. Toprak, “İmkânım olsa Abdullah Öcalan'a şunu söylemek isterim. 30 yıldır kimin zindanında yatıyorsun? İsrail'in Öcalan'a ve Kürt halkına bir düşmanlığı yok. Türkiye'de bir Kürt olmaktansa İsrail'de bir Arap olmayı tercih ederim” diyor.

***

Tabii bütün bu söylemlerin arkasında Kürtlerle Yahudilerin akrabalığına değin bir efsane var. Bu efsanenin kaynağı “Yahudi Kürtler” veya daha doğrusu "Kürdistanlı" veya "Kürtleşmiş” Yahudiler. Yahudi misyonerler Babil'deki uzun sürgün döneminde Mezopotamya’da dinlerini yaymaya çalışmış ve bazı Kürt toplulukları bu vesileyle Yahudiliği benimsemiş olmalılar. Tabi sayıların ne kadar olduğunu ve geriye ne kaldığını bilmiyoruz. Kürtleşmiş Yahudiler İsrail kurulana kadar bölgedeki etnik topluluklarla bir arada yaşadılar, kaynaştılar. İsrail kurulunca oraya göçüp yerleştiler. Bir kısmı Siyonist hareket içinde aktif rol aldı. Örneğin Iraklı Kürt Yahudi Moşe Barzani Siyonist silahlı örgüt Lehi veya daha yaygın bilinen adıyla “Stern Çetesi”nin etkili bir üyesiydi. Kendisine “Lohamei Herut Israel Lehi”, İsrail Özgürlüğü Savaşçıları, adını veren Siyonist terör örgütü 1940-1948 yılları arasında, İngiliz yönetimindeki Filistin'de bir Yahudi devleti kurulması için aktif olarak kampanya yürüttü. Abraham Stern tarafından kurulan Stern Çetesi'nin üye sayısı birkaç yüz kişiyi geçmiyordu. Küçük gruplar halinde faaliyet gösteriyor ve hükümet yetkililerine suikastlar düzenliyorlardı. Kurbanları arasında İngiliz Orta Doğu Bakanı Lord Moyne ve Birleşmiş Milletler Filistin arabulucusu Kont Bernadotte da vardı.

İsrail’in ve MOSSAD’ın Kürtlere yönelik ilgisi o tarihten beri sürüyor. İsrailli askeri danışmanlar Kürt isyanlarına silah ve cephane taşıdı, eğitti, danışmanlık verdi. Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri de o tarihlere dayanıyor. Bütün bunlar şimdi bir potada eritilip bir Kürt-İsrail dostluğu inşa edilmeye çalışılıyor. Almanya’daki Kongre’nin gizli gerekçesidir. 

***

Hatırlatalım, Öcalan, açılım çağrısında PKK'nın Suriye kolu YPG'yi İsrail etkisinde olmakla suçlamış, “Şu an İsrail'in tek derdi beni ortadan kaldırmak. YPG İsrail'in Haşdi Şabi'sidir” demişti. İsrail’in Gazze ve Suriye saldırısı veya İran’ı fethe çıkması vesilesiyle ortaya atılmış bir teori değildi bu. Öcalan, İmralı tutanaklarında, “İsrail el altından 30 yıldır bize devlet vaadinde bulunuyor” diyordu örneğin. Suriye’den çıkarılmasında, kaçışında, yakalanmasında hep İsrail’in parmağı vardı iddiasına göre. “Kürtlerin Ortadoğu’daki stratejik durumunu kim kendine bağlarsa Ortadoğu’da üstünlüğü o ele geçirir. Bunu benden önce tespit etmişler” diye gerekçelendiriyor bunu. 

Olmayınca Süleymaniye’den Afrin’e kadar olan bölgeyi “Gazzeleştirme” planını yürürlüğe koymuşlardı. Bu amaçla PKK’ya uzun menzilli füzeler bile vermişlerdi. Ama tabii Öcalan plana engel olmuştu. Öcalan görüşmedeki MİT görevlilerine hitaben, “Kandil İran’ın, SDG İsrail’in etkisindedir. Şu an işbirlikçi bir Kürt kesimi var. Bugün sizinle yarın İsrail ile işbirlikçilik yapar” diyerek bağlıyordu sözlerini. Demek ki masanın her iki tarafı da SDG’de potansiyel bir Barzani KDP’si görmekteydiler. SDG’ye müdahale masanın da sürecin de varlık sebebidir. 

Tabii başka bir sorun daha var: Kürt-Yahudi İttifakı özlemi Barzanicilerle sınırlı değil. DEM’in ve PKK’nin içinde de pek çok taraftarı var. Karttaki İsrail elinin güçlendiğinin işaretleri bunlar.

***

Bu adımlara cevap “İktidarın Süreçten Sorumlu Ortağı” Devlet Bahçeli’den geldi. Bahçeli, görevden alınan DEM Partili Belediye Başkanı Ahmet Türk ve “kent uzlaşı”ndan tutuklu CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in görevlerine iade edilmesi gerektiğini söyledi. “Eğer belediyede bir yolsuzluk ya da yasadışı davranışlar var ise bu ayrı bir konudur. Geçmişte PKK ilgili bazı düşüncelerini kamuoyu ile paylaşması ayrı bir konudur. Eğer Türkiye barış sürecine girdiyse Ahmet Özer'in tahliye edilmesi gerekiyor” diyen Bahçeli bu önerisini "Barışın tek kanadı Öcalan tarafından gerçekleştirilmiştir. Barışı uçurabilmek için ikinci kanadının da olması gerekiyor" diye gerekçelendirdi. Bahçeli’nin açıklamaları aynı zamanda PKK propagandasının ve örgütle bağlantının suç olmaktan çıkarılmasına yönelik yasal düzenlemelerin bir habercisi. Bahçeli de açıkça söyledi zaten, “Komisyonda mutabakata varılmış olan hususlar Meclis'e aktarılırsa Meclis'te bu konular tartışılır ve yasalaşacak konular yasalaşır. Netice itibarıyla terörsüz Türkiye başarılı şekilde sonuçlandırılır” dedi.

Daha eğlencelisi Bahçeli’nin, PKK ve bağlı bileşenleri Öcalan'a tabi olmaya, ona saygı duymaya ve onun talimatları doğrultusunda hareket etmeye davet etmesi. Özetle, Kürt-Yahudi İttifakı karşısında tek şansları “PKK ve bileşenlerinin” Öcalan’a tabii olmasından ibaret. 

***

Tabii bütün bunlar olurken İsrail ile Türkiye arasındaki ilişki de bütün samimiyetiyle devam ediyor. AKP biraz mahcup, gizli saklı yürütüyor sevişmesini. Yalçın Hoca “Türkiye ile İsrail arasında metres ilişkisi var” diyordu öteden beri. Görünen o ki İsrail metres değiştirmeye hevesli. Türkiye’nin de yardımıyla Suriye’nin İsrail kontrolüne geçmesinden sonra Türkler bir parça gözden düştü. Bu karmaşada yeni adaylar arzı endam ediyor ortalıkta. ABD ve AB bu role aday “sivil toplum kuruluşları” ile dolu. Ellerini sallasalar ellisi; emperyalistlere ve Siyonistlere metres mi yok?

Orhan Gökdemir 'ın Son Yazıları