Orhan Gökdemir
Dostluk yazısı
Yayın Tarihi: 12.12.2025 , 22:49 Güncelleme Tarihi: 13.12.2025 , 00:02
Geçen ay Enver Aysever’in yazdığı “Makul Şüpheli” oyunundaydım. Oyun dediysem, bir türlü normal akışına kavuşamayan yarım kalmış bir oyun bu. Her aşamasında bir el devreye giriyor, oyuna müdahale ediyor çünkü. Bunu da Enver’i gözaltına alıp bırakarak icra ediyorlardı.
Dünkü tutuklamayla biten son gözaltı bir anlamda oyunu da bütünüyle durdurmuş oldu. İktidarın “Pirus zaferleri” bunlar, onun üzerindeki yıkıcı etkisi düşmanınkinden daha belirgin. Nereye gideceklerini, ne yapacaklarını bilemez haldedirler. Ellerindeki yargı sopasını bir oraya bir buraya sallıyorlar panik içinde. Kendi taraflarından devirdikleri bizim tarafta devirdiklerinden çoktur.
Ancak tabii daha yıkıcı bir silahları var. Basını kirlettiler, gazetecileri körelttiler, yazarları birer boş tenekeye çevirdiler. Abdülhamit öven mi istersin, normalleşme için iktidar kapısı arşınlayan mı, halkı soyup soğana çeviren Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e övgü yağdıran mı? İş vererek, yol açarak, yanlarına alarak, televizyonlarına çıkararak dostlarımıza verdikleri zarar sopa sallayarak verdikleri zarardan büyük. Pek çok dostumuzu yanımızdan ayırıp kötü yollara düşürdüler böyle böyle. Acıyarak bakıyoruz çoğuna. Evet öfke değil bu, acıma. Düşene öfke duyamayız!
***
Dostlukları önemsiyoruz. İçinde mutlaka dayanışma, sadakat ve güven var çünkü. O kadar ki birlikte okul basmaya gitmişliğimiz bile var! Enver “Dostlar Kitabını” beş yıl önce yazmıştı. Sanırım kitapta adı geçen o dostlarla bir mekânda toplandık, kutlama yaptık. Çoğuyla tanışıyoruz. Belki aralarında bir iki o gün tanıştıklarım da vardı. Hayat bu, kendi patikasında ilerliyor mecburen.
Enver’le tanışıklığımız bir TV kanalında rastlantı eseri. İşten kaynaklanan dayanışma ihtiyacı ile başladı, sonra kesintisiz bir dostluğa dönüştü. Diyor ki Enver, "Birlikte yürüme cesaretidir dostluk, bir başına kalacağını sanırsın oysa ikisindir!" Evet ama zor zamanlarda başka bir gerçekle karşı karşıya kalırsın. Arkana dönmüş bakmışsın ki o dostların bazıları yolları ayırmış, karşı tarafa geçmiş, sana nanik yapıyor.
Enver’de de bir parça pişmanlık sezmiştim, sonradan, o kitabı yazdığı için. Çok eksilmişti listedekiler. Dostları çıkarsa, geride kalan rahatlıkla “Kaybedilmiş Dostlar Kitabı” olabilir sanırım. Ama buralara bakıp umut eksiltemeyiz. Dostluklar hep gelişecek bir habitat bulur kendine, boy atar; güvenle, dayanışmayla, umudu büyüterek ilerler.
***
E dostuz ama bu birbirimize benzediğimiz anlamına gelmiyor. Yaş farkı var aramızda, farklı dönemlerin kültürlerinin etkisi var üzerimizde. Solla bağımızın kaynakları da farklı. Karadenizli olan benim ama çok konuşan, konuşmayı şehvetle seven o. Hızlı düşünüyor, daha da hızlı açığa vuruyor. Laz’ın Akdeniz görmüşü bir tür!
Kızdırdıkları benden çok haliyle. Ona laf yetiştiremeyen bana şikâyet ediyor bazen. TV kanalı patronları, genel müdürleri falan da var aralarında. Dışarıdan bakınca ne görüyorlarsa artık. Zaten dostluk dediğimiz öyle bir şey de değil. Biz sözümüzün, fikrimizin sahibiyiz her zaman. Hatalı olsa bile, evet hatalı olsa bile! Zaten gizli saklı da değil uluorta söyleniyor hepsi. Ya ekranlarda söze ya kâğıtta yazıya dökülmüş haldedir. İçinde hata payı yok mu? Var. Hem de çok var. Yazarken ve yaşarken hata yapmamak mümkün mü? Hepsi bizimdir.
Sevgililiklerde de dostluklar da hata payı hep var. Bunların, eğer esasa değin değilse, esası değiştirmiyorsa bir önemi yok. Yolu da yürüyüşü de değiştirmeyi gerektirmez. Önemsememeli, geri adım atmayı, yanlış yaptım demeyi taviz saymamalıdır. Uzun dostlukların sırrıdır.
***
Alıştık, biliyoruz, sözün de yazının da bir bedeli var. Bedeli göğüsleyemeyenin yürüyecek yolu yoktur zaten. Bugün yaygın kekeme yazarlık, kekeme yorumculuk bedel ödememe çabasının ürünü.
Enver her zaman dobradır, esirgemez, dilinin ucuna geleni fırlatır hesapsız. Dünkü hikâyenin kaynağı da onlardan biri. Sağcılığı ağır sözlerle eleştiriyor. Haklı, sağcılık hem utanç vesilesi hem de tarihsel olarak büyük suç. İçinde ne var sermaye yardakçılığından ve antikomünizmden başka? Ta Fransız Devrimi’nde bu haliyle ortaya çıkmış. Eski rejimi devirmek ve eşitlik getirmek isteyenler meclisin solunda otururdu, solculardır. Kralcılar, eski rejim yanlıları, burjuvalar, hükümet yardakçıları ise sağda. Tabii daha fenaları vardı, ovada veya bataklıktaki, meclisin en aşağısında oturanlar, orta yolcular. Devrin “yetmez ama evetçileridir” bunlar da. Bizim taraftan bakıldığında sağda ve bataklıkta saygı duyulabilecek, hoş görülebilecek bir şey yoktur. Onlar bize komünist derken ne hissediyorlarsa biz de onlara sağcı derken aynı şeyi hissediyoruz. Duygularımız karşılıklıdır.
***
Halkı kin düşmanlığa tahrik etmişmiş. Sanırsın halk tahrik olmak için aportta bekliyor. Üstelik halkın yarısına her gün hakaretler yağdıran, saldıran, soyan bu iktidardan tahrik olmamışken. Bir keresinde ağababaları bize “Bunlar komünist sol zihniyet. Statükocu zihniyet. Geçmişe bakın yazılı bir eserleri var mı…" bile demişti. O kadar boş bir laf ki, bizim eserlerimiz çıkarsan bir kuş uçmaz kervan geçmez Bedevi çölü kalır geride. Komünizme değil sadece düşmanlıkları, Zerdüştlük, ateistlik, laiklik, cumhuriyetçilik, Ermenilik, hatta zaman zaman Türklük ve Kürtlük en aşağı haller dillerinde. Tuhaf, belirsiz bir “din kardeşiyiz” lakırdısı üzerinden birleşiyorlar. Çok din ama az ahlak. Hatta, görüyorsunuz, çok din ama hiç ahlak düzeni bu.
Sağcılık halkımızın değerleri arasında değildir. O zalimlerin değeridir. Halkı “kışkırtmak” istiyoruz evet ama zalime, yağmaya karşı ayağa kalkması, ahlakla kuşanması için, kendisini ezdirmemesi için. Çünkü biliyoruz halk ayağa kalkınca halktır. Diz çökmüşüne, ahlaktan arınmışına halk diyemiyoruz, utanıyoruz. Bütün bunlar daha fazla utanmayalım diyedir. Suçumuzu biliyoruz, onların diz çöktürdüğü, boyun eğdirdiği halkı ayağa kaldırmaya teşebbüs suçudur bu.
Bu ülkenin cezaevleri de bizim. İlk günün gecesinde müşahedede elinde sigara paketiyle bekler halkımız. Gardiyanlar halkımızdandır. Koğuştakiler yoldaşlarımız, dostlarımızdır. Halk biziz yani.
***
Bir Pirus zaferi daha kazandılar. Kan revan içinde her yanları. Enver ise içeride daha bir hırslanır, daha bir öfkelenir, yeni yazılar, yeni romanlar, yeni dostluklar biriktirir, kuşanır gelir. Devam ederiz bıraktığımız yerden. Daha kitaplar var yazılacak, rakılar var içilecek, devrimler var yapılacak.
Dostlar kitabını büyüteceğiz, yolu yok başka!