Rio 2016 IV- Büyük Şampiyonlar

21/08/2016 Pazar
Rio 2016 IV- Büyük Şampiyonlar

Madalya dağılımının, ülkelerin egemenlik alanlarına işaret ettiğinden bahsetmeye çalışmıştım. Bu egemenlik alanlarının oluşmasında en büyük pay elbette ki, istikrarı sağlayan büyük şampiyonlar. Rio 2016, yeni şampiyonlar çıkardı çıkarmasına ama, yerleşmiş şampiyonların başarılarını perçinlediği bir organizasyon olarak tarihte yerini alacağa benziyor.

Usain Bolt'la başlamak gerekir herhalde. Üç olimpiyatta 100, 200 ve 4x100 metrelerde altın madalyaların tamamını kazanarak, yaklaşılması neredeyse imkansız bir mertebeye ulaşan Jamaikalı, ABD'den gelen burs tekliflerine sırt çevirip, ülkesinin maddi olarak daha sınırlı ancak iyi örgütlenmiş sporcu yetiştirme sistemini tercih etmeseydi, tarihe bu apoletlerle geçebilir miydi, bilemeyiz. Bununla birlikte, Bolt'un doğal yeteneğinin ve diğer üst düzey sprinterlere karşı dahi, 100 metreyi rakiplerinden birkaç adım daha az atarak katedebilmesinde görüldüğü üzere, avantaj sağlayan fiziğinin de bu başarıda belirleyici olduğunu gözardı etmemek gerekir.

Bolt en yukarılara yerleşecekse, pistte ve sahada, sprintte ve orta mesafede, atmalarda ve de atlamalarda bu üçlemeyi yapan Ashton Eaton'ın tahtı da hemen yanına konulacaktır. Gerçi ABD'li dekatletin, uzun süreli hükümranlıkların daha önce de kurulduğuna tanık olunan çoklu yarışmaların, nisbeten daha az rakipli ortamında bunu Bolt kadar zorlanmadan yaptığı söylenebilir. Ancak her biri birbirinden farklı çalışma metotları gerektiren bu yarışlarda hele Eaton'un yaptığı gibi, sadece bir iki branşta orta ya da arka sıralarda kalıp, genel klasmanda ise rakiplerine fark atarak 3 Olimpiyat altını almak da, her babayiğidin harcı değildir. Ayrıca, sporcular arasında yapılan, "hangisi daha büyük?" tartışmalarının tatsızlığına kapılmaya da gerek yok.

Yine pistten bir şampiyon, Mo Farah, bu satırlar yazıldıktan sonra koşulacak 5000 metre finalini de kazanırsa, iki Olimpiyat üst üste, hem de aradaki Dünya Şampiyonluklarını da kaptırmadan 5 ve 10 km dublesini başarmış olacak. Her mesafeyi kendi bütünlüğü içinde değerlendirmek daha doğru olsa da, bu uzun mesafe dublesini gerçekleştirmenin, 100-200 metrede aynı başarıyı elde etmekten çok daha zor olduğunu söylemenin bir sakıncası bulunmuyor. Aynı dubleyi kadınlarda gerçekleştirmeye çok yaklaşan Etiyopyalı Ayana, 5,000 metrenin son kilometresi içerisinde Kenyalı rakiplerinin ataklarına karşılık veremediğinde, bacaklarında birkaç gün önce dünya rekorunu kırarak kazandığı 10,000 metrenin yorgunluğu vardı. Ayana'nın bu yarıştaki üçüncülüğü, birkaç gün arayla verilen bu iki dayanıklılık sınavından en yüksek notu almayı başarmanın ne denli büyük bir iş olduğunu gösteriyor. 33 yaşındaki Britanyalı atlet çalışmalarını, Nike firmasının sponsorluğunu ve eski maratoncu Salazar'ın koçluğunu üstlendiği Oregon Projesi altında sürdürmeye başladıktan sonra, kariyeri de yükselişe geçmişti. Kısa bir süre önce, bu proje kulüp hakkında yürütülen doping soruşturması sırasında Farah da uzun uzun ifade vermek durumunda kaldı. Sonuç olarak Farah'a doğrudan bir suçlama yöneltilmedi ve herhangi bir ceza da almadı. Yine de daha önceki yarış sezonlarının aksine, Rio'da Farah'ı izleyenlerin bazılarının aklında bir soru işareti oluştu. Bisikletteki Armstrong vakası, sprint yıldızlarının aldıkları cezalar sonrasında daha çok insanın zihninde belirir hale gelen, birçok büyük şampiyonun katlanmak zorunda kaldığı o "acaba mı?" sorusu.

Bu seviyelere ulaşan şampiyonların internetten ulaşılabilecek kısa ya da birkaç yüz sayfalık kitaplara basılan uzun biyografilerinde birçok ortak nokta bulunur. Konsantrasyonun, izolasyona vardığı koşullarda çalışmak bunların başında gelir. Çin'in atlama havuzu egemenliğini sağlayan sporcularından Wu Minxia, Rio'da 3 Metre Senkronize dalında bir altın daha kazanarak, atlama sporunun bütün branşlarında en çok altın madalya kazanan kadın oldu. 2012 Londra'da da şampiyon olduğunda babası, Wu'nun çalışma sürecinde büyükannesini kaybettiği ve bu kaybı, konsantrasyonunun bozulmaması için kızlarından sakladıklarını açıklamıştı. Bu, "çocukken arkadaşları oyun oynarken o antrenman yapardı" benzeri cümlelerle duymaya alıştığımız, üst düzey sporcuların yetişme yıllarında maruz kaldıkları mahrumiyetin ötesine geçen bir hal.

Üstünlüklerini perçinleyen başka sporcular da oldu Rio'da - Greko-Romen 120 kiloda üst üste üçüncü Olimpiyattan da altınla dönüp, Güreş efsanesi Karelin'in başarısını tekrarlayan Kübalı Mijain Lopez, Meksika'nın tarihte topladığından daha fazla olimpiyat madalyasına sahip olan Michael Phelps vd. - ve her büyük başarı sahibinin öyküsü irdelendikçe, benzer temalar göze çarpıyor. Fiziksel yatkınlık ve doğuştan gelen yeteneğin belirli ve bütünlüklü bir sistem çerçevesinde işlenmesi, öykülerin olumlu yanlarını oluştururken, çocukların ve gençlerin katı antrenman ve yaşam koşullarına zorlanmasındaki anlamsızlık ve haksızlık, ödenmesi gereken bedel olarak algılanıyor. Bütün bu çabaların, ülkelerin madalya rekabetinden kazançlı çıkarak, uluslararası kamuoyunda prestijlerini arttırma çabalarına eklemlenmesi ise bir kabullenilmişlikle karşılanıyor ki, hemen tüm spor dallarını etkisi altına alan doping ve yolsuzluklar gibi sorunlar da, büyük ölçüde bu uluslararası rekabetin basıncından kaynaklanıyor.