Rio 2016 III- Egemenlikler

14/08/2016 Pazar
Rio 2016 III- Egemenlikler

Rio'daki yarışları ve karşılaşmaları izlerken, spor branşlarının çeşitli egemenlik alanlarına bölündüğü rahatlıkla görülebiliyor. Okçulukta Güney Kore, atlamada Çin, Atletizm sprintlerde Jamaika, orta mesafelerde Kenya, mesafe biraz daha uzadıkça Etiyopya ve daha niceleri. Özellikle bireysel branşlarda belirli bir ülkenin bariz üstünlük kurması neredeyse doğal bir kural haline gelmiş durumda. Takım sporlarında ise altın madalya ya da birincilik kürsüsü üzerinde benzer bir hakimiyet kurulması daha nadir görülüyor ve görüldüğü zaman da, Basketbol-ABD örneği istisna olmak üzere, dönemsel nitelik taşıyor. Aslında bu dönemsel niteliğin bireysel branşlarda oluşan birçok egemenlik açısından da geçerli olduğunu söyleyebiliriz.

Egemenlik kurmadan ya da yardımcı eylem kullanımıyla Türkçeleşen tabirle, bir branşın ya da alt disiplinin domine etmeden, o alanda en iddialı ülke olmanın ötesinde, en azından belirli bir dönem boyunca birincilik kürsüsünü kaptırmamak ve her zaman başlıca favori olmak kastedilir. Kadınlar voleybol üzerinden açmaya çalışalım. Son yıllarda bu branşta çıkışa geçen takım ABD olmakla birlikte, ABD'nin tam anlamıyla bir egemenlik oluşturduğu söylenemez; sonuçta son Oyunlarda Brezilya altın madalyayı kazanmıştır ve Rio'da da, son şampiyon ve ev sahibi olma sıfatlarıyla bu ülke hiç değilse önemli bir favori olarak görülmektedir. Öte yandan, Küba'nın aynı branşı 1990'lı yıllarda, bütün altın madalyalar ve dünya şampiyonluklarını kazanarak domine ettiği rahatlıkla söylenebilir.

Bir ülkenin belirli bir branşta egemenlik kurmasında, ülke insanlarının tarihsel, kültürel ve çevresel nedenlerle branşa yatkın olmasının payı vardır. Bununla birlikte ülkelerin spor organizasyonlarını, madalya kazanmaya odaklanarak şekillendirmeleri, bu egemenliklerin kurulmasını doğrudan etkiliyor. Güney Kore'nin okçuluktaki egemenliğinde, okların savaş sahnelerinden çekilmesinden sonra da, bu silahı önemli bir savunma yöntemi olarak korumaya devam etmelerinin etkisi olduğundan bahseden yorumlara rastlanılabiliyor. Ancak bu oldukça soyut ve gerçek etkisi tartışmalı bağlantıdansa, ülkede okul çağından itibaren çocukların bu branşa yönlendirilmesinin ve hem devlet, hem de şirketlerin alınan başarılı sonuçlardan sonra yatırımlarını arttırmalarının, ülkenin okçuluktaki istikrarlı başarısını sağladığını kabul etmek gerekir.

Sporcuların fiziksel özelliklerinin de, ülkelerin madalyaları toplamasında etkisinin olduğu muhakkaktır. Siyahi atletlerin "fast twitch" diye tabir edilen kaslara, oransal olarak beyazlardan daha fazla sahip oldukları biliniyor. Patlayıcı özellikli olarak da tanımlanan bu kaslar da, kısa mesafe yarışlarında kayda değer bir avantaj sağlıyor. Dolayısıyla Jamaika'nın sprint yarışlarında son yıllarda kurduğu egemenlikte, bu fiziksel özelliği taşıyan sporculara sahip olmaları başlangıç noktasını oluşturuyor. Ancak bu olgu, özellikle 100 ve 200 metre yarışlarında egemenliğin ABD'den Karayip ülkesine geçmesini açıklamaya yetmiyor ve iş yine, spor organizasyonuna kalıyor. Önceki dönemlerde yetenekli sporcularını ABD'deki Kolej sistemine kaptıran ülke, bu sistemin bir benzerini lise çağında oluşturmaya yönelerek, yetenekleri evde tutmayı amaçlamış ve bunu başarmış. Öyle ki, Jamaika'da lise seviyesinde düzenlenen ve binlerce Jamaikalının seyrettiği yarışlar, günümüzde atletizm dünyasının yakından takip ettiği etkinlikler arasında yer alıyor.

Yukarıda belirtilenlerin yanısıra, bir branşta egemenlik kurmanın, buzkıran gemisi işlevini görecek bir yıldız atletin ülke gençlerine örnek oluşturması gibi kültürel ya da Kenya'nın yüksek rakım ikliminin sağladığı sıkı antrenman koşullarıyla ünlü Rift Vadisi gibi bir coğrafi özellikten yararlanmak gibi başka dayanakları da olabilir. Ancak temeli oluşturan kendiliğinden ya da doğal karakterli hangi olgu olursa olsun, bu olguların üzerine bir sistem inşa etmeden bir branşta egemenlik kurmak mümkün olmuyor. Bunu söylerken, bir ülkenin spor politikasını madalyalar vasıtasıyla şan, şöhret edinme üzerine kurmasının doğru olmadığını da vurgulamak gerekiyor. Daha doğrusu, belirli bir branşta egemenlik kurup tüm branşlar madalya sıralamasında bir iki basamak yükselmeyi değil, insanların tercihlerini ve çeşitliliği hedefleyen sistemleri yönelmek olacaktır. Sonuçta herkes ok atmaya ya da 100 metreyi birkaç salise daha hızlı koşmaya meraklı olmak zorunda değil.