Mustafa Kemal Erdemol
Suzman İçin
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Gazze trajedisinin tüm hızıyla sürdüğü zamanlara rastladığından dikkatlerden kaçtığı için kaybın ne kadar önemli olduğu fark edilemedi sanırım. Yaşamı boyunca hep onurlu kalmış, tüm mücadelesini dıştalanmışların haklarını alma üzerine oturtmuş büyük bir şahsiyettir kaybettiğimiz. Uzun ömürlü olmanın, insanlık için atan bir kalble anlamlı olduğunu ona bakarak anlamak mümkündü. Bir ömür bu kadar mı soylu olabilirdi? Bir kalp, başka insanlar için de bu kadar mı sevgiyle atardı?
Gençlik yıllarımda, Güney Afrika'daki beyaz ırkçı rejime karşı verilen mücadeleyle çok ilgiliydim. Sadece siyah oldukları için beyazların yönetiminde her türlü aşağılanmaya, baskıya uğramış siyahların mücadelesine kayıtsız kalmam ya da kalmak mümkün müydü? Mandela'nın serbest bırakılması için Trafalgar meydanında düzenlenen gösterilerde bir hayli polis copu yemişliğim vardır. Güney Afrika'daki siyahların özgürlük mücadelesi için katıldığım çok sayıda etkinlikte mutlaka adı geçerdi. O kadar bildik, tanıdık bir addı ki, sanki tüm ömrüm boyunca onunla yaşamış gibiydim.
Helen Suzman'dan söz ediyorum. Bu yılın başında, Güney Afrika'daki evinde 91 yaşında öldü. Uzun bir ömürdü onunki. Bu kadar acı da, onur da ancak bu kadar uzun bir ömürle yaşanabilirdi sanki. Onu, diğer mücadelecilerden ayıran ya da daha dikkat çekici kılan, "beyaz" olmasıydı. Irkçı beyaz rejime karşı, safını siyahlardan yana almanın ne tür riskler taşıdığını anlamak bizler için kolay olmayabilir. Hem kendi sınıfına, -zengin bir aileye mensuptu- hem de ırkına ihanet etmekle suçlandığını, bunun onun yaşamını ne kadar zorlaştıran bir dıştalamayı beraberinde getirdiğini düşünün bir an. "Yaptığın eylemlerle Güney Afrika'nın imajını zedeliyorsun" diyen dönemin ırkçı Cumhurbaşkanı W.P. Botha'ya "bu ülkenin imajını sizin siyahlar üzerindeki ırkçı baskılarınız zedeliyor" deme cesaretini göstermişti. Ne var bunu söylemekte diyenler çıkabilir. Siyahların mücadelesine destek veren çok sayıda beyazın hayatlarına kastedildiği bir dönemde edilmiş bir laf olduğunu bilmekte yarar var.
Otuz altı yıl boyunca görev yaptığı G. Afrika parlamentosunda almadığı tehdit, uğramadığı hakaret kalmayan bu yürekli savaşçı, sadece siyahlara ayrılmış bölgelere korkusuzca destek ziyaretleri yapmasıyla da biliniyordu. Mandela ile arkadaşlarının tutulduğu hapishaneyi, 1967 gibi, siyahlar lehine tek bir yaprağın kımıldamadığı bir yılda gidip ziyaret etmesi de herhalde cesaret kabul edilmelidir. Onun yaptığı cesarettir ama Mandela'nın bu ziyarete ilişkin sözleri de bir hakkın teslim edilmesidir. Mandela, bu davranışın kendileri üzerindeki etkisini, "Bu yürekli hanımefendinin hücrelerimize kadar gelmesi muhteşem bir görüntü. Hücremizi onurlandıran tek ve ilk kadındır o" sözleriyle açıklamıştır.
Zengin bir ailenin kızı olarak, siyahlardan uzak semtlerde yaşıyorken, ülkesindeki ırkçılık ayıbının farkında olmayabilirdi. Güney Afrika Irk İlişkileri Enstitüsü'nde çalışırken, eline geçen bir araştırma tüm bakışını değiştirdi Suzman'ın. İnsan sevgisiyle çarpan bir kalbin, akademik namusla buluşması her zaman iyi sonuçlar verir. Örneği Suzman'dır bunun.
Parlamentoda muhalefeti tek başına yürüttüğünü söylerler. Irk ayrımına son verilmesi için parlamentoda çınlayan tek ses onunkiydi. Uzaktan duyan siyahların, bu sesi, bülbül sesiyle karıştırmış olmaları mümkündür. Irkçı, faşizan onlarca parlamenterin böğürtüsü arasında o sesin böyle sanılmasından daha doğal ne olabilirdi?
Güney Afrika Parlamentosu'nda önemli bir işlev görmüş olan İlerici Federal Parti'yi kurduğunu da söylemeliyim. Bu parti aracılığıyla dönemin hükümetlerine sert bir muhalefet yapmıştır. Söz konusu parti, tüm Güney Afrikalıların haklarını savunan, sivil hakların geliştirilmesini hedefleyen bir parti olarak ülkenin tarihinde saygın bir yere sahiptir. Suzman adı bu saygınlığın garantisiydi.
Irkçı beyaz rejimin devrilip gitmesinden sonra, Suzman'ın mücadelesi ülkede gittikçe artan işsizliği azaltmaya yönelik oldu. Muhalif kimliğini, AIDS vakalarında utandıran bir vurdumduymazlık sergileyen Zimbabwe rejimine de yöneltti. Adıgeçen ülkenin diktatörü Mugabe'nin, Suzman'ı "devlet düşmanı" ilan etmesi, bu soylu kadın için alışılmadık bir suçlama değildi. Irkçılıkla, yolsuzlukla, faili meçhul cinayetlerle kirlenmiş her devletin "düşmanı"ydı zaten. İsrail devletinin "düşmanı" olduğu da bilinmez değildi.
Bu soylu, bu onurlu kadın, eğer yolu düşseydi, Eskişehir'de, kapısına "Ermeniler ve Yahudiler giremez" diye yazılan derneğe sokulmayacaktı büyük bir ihtimalle.
Çünkü bu yürekli mücadeleci, sınıfına da, ırkına da, ezilmişlerin yanında yer almak için meydan okumuş, ırkçılığın her çeşidine karşı çıkmış bir Musevi'ydi.
Güney Afrika'daki devlet ırkçılığını çökertmeyi başaranlardan biri olarak, Eskişehir'deki lümpen ırkçılık onun için "çerez" sayılırdı. Suzman gibi soylu insanlar, Eskişehir'deki o derneğe girdiklerinde, ırkçılara kaçmak düşer.
Tüm ömrü boyunca ırkçı kovalamış Helen Suzman'a saygılarımı sunuyorum.