Mustafa Kemal Erdemol
Sıra Kendisinde
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
"Dinleriyle milliyetleri içiçe olan tek topluluktur" derler Museviler için. Buna benzer çok topluluk vardır benim bildiğim ama, Musevilerin yüzyıllar boyunca yok olmayışlarını, bu din-milliyet bağını çok sıkı korumalarıyla açıklayanlar, özellikle bu talihsiz halkın böyle bir topluluk olduğunu düşünürler.
Museviliğin, Musevilere indirilmiş özel bir din olduğu, kendileri öyle inanırlar çünkü, doğrudur. Bundan ötürü de İsrailoğullarının milliyetiyle dinlerinin aynı olmasında şaşılacak bir durum yoktur. M.Ö. Sion dağının eteklerindeki yurtlarından kovuldukları andan, devlet kurdukları 1948 yılına kadar Museviler, daha sonra Hristiyanlık kaynaklı tahammül edilmesi zor baskılara, aşağılanmalara uğradılar. Çok eskinin Roma İmparatorluğu kentlerinde, Musevilerin yaşadıkları, kapıları da belli saatlerde açılıp kapanan mahalleler vardı, Getto adı bu kentlerden gelir. Çok az bir alanda kendilerine hayat hakkı tanınmış olan Museviler, bu mahallelere o belirlenen saatlerde girip çıkmak zorundaydılar.
Para alışverişindeki becerileri yüzünden, kuşkusuz ırkçı bir önyargıyla, çokça eleştirilen Musevilerin, iş yeri açmalarının ya da bir başka kurumda çalışmalarının yasaklandığını, sadece, nasıl ediniyorsa edindikleri parayı, başka kişilere borç vererek, oradan gelen faizle geçinmeye çalıştıklarını akıldan çıkarmamalıyız. Para konusundaki bu becerileri, kendilerine başka iş yapma şanslarının verilmeyişiyle ilgilidir. Bugünden bakınca, anlamsız gibi geliyor ama daha sonra uğradıkları zulümleri de anımsayarak belirtelim ki, sadece para alışverişine mahkum edilmiş olmaları bile büyük bir acımasızlıktır. Hiç bir ulus, hiç bir halk böyle bir trajedi yaşamamalı.
Zamanla, mülk edinme hakkı kazandıkları andan itibaren de, sermaye birikimleri her dönemde gittikçe yükselen bir topluluk olarak görüyoruz Musevileri. Ticari dünyada, paraya olan hakimiyetlerini, market üzerindeki hakimiyete dönüştürmüş olmaları Marks'a bile başyapıtı Kapital'de tüccarı tanımlarken ilham kaynağı olmuştur. Tüccar yerine Yahudi der sıklıkla Marks.
Tarihte, adını sanını bilmediğimiz nice kavimler, nice milletler yok olup gittiler. Bunların arasında tarih sahnesine Musevilerden sonra girip de yok olanlar da vardır. Cengiz Han'ın torunu Hülagu'nun bile yok ettiği dillerin, milletlerin sayısının hiç de az olmadığını söylerler. Ama Museviler hep var oldular. Hiç bir baskı, hiç bir zulüm onları yeryüzünden silemedi. Girdikleri her topluma, inançlarını koruyarak, uyum sağlamalarıyla mümkün olabildi bu bir anlamda.
İnsanlık olarak, bu çok zulüm görmüş millete hem tek tanrılı din anlayışını, hem de hümanizm anlayışını borçluyuz. Tarihte hem mazlum, hem de bir hayli yararlı olmuş bir topluluk olarak Musevilerin bu yanlarını bugün, çocuk ölümlerinin her geçen gün arttığı Gazze saldırısıyla yan yana düşünmek mümkün mü peki? Tarihte ne yaptıysan yaptın ya da ne tür acıya uğradıysan uğradın, şimdi bu olan nedir diye sorulmasında haklılık yok mudur hiç? Kaldı ki, öldürülen Filistinlilerin Musevi'nin geçmişteki trajedisinde bir dahilleri de yoktur.
Peki nedir bu? Geç bir milliyetçilik olarak ortaya çıkan Siyonizm'i vaadedilmiş topraklara geri dönüş ideolojisi olarak benimseyenler, o topraklar üzerinde olan herkesi sürgün etmeyi tanrısal bir hak gibi gördüler kendilerinde. İşin içine ilahi kavramlar girmiş,hiç bir dünyevi kaygı, ahlak, vicdan işe yaramamış, topraksız bir millet olarak, inandığı tanrısının da yardımıyla o toprakların ele geçirilmesi Siyonist için yaşamsal önem kazandırmıştır. Bunu yaparken, bölgedeki dengeyi kendi yararına dönüştürmeyi gaye edinmiş emperyalizm, Siyonizm'in en büyük müttefiki oluvermiştir.
Tek allahlılığı Hristiyana da Müslümana da öğreten Musevi, sadece kendisinin bir dini olduğuna inandığı gibi, sadece kendisinin bir allahı olduğunu da düşünüyor adeta. Aynı tanrıya yönelmiş hiç bir dua, onun tanrısına ulaşmıyor sanki. Bush Irak'ı bombalarken "Tanrı benimle' dediğinde, bombaladıklarının da o tanrının kulları olduğunu düşünmediğine göre, o da sadece kendi tanrısından söz ediyordu demek ki. Siyonist'den farkı yok onun da. Bütün güç sahiplerinin inandıkları tanrıları gittikçe kendilerine benziyor, farkında mısınız? Hiç bir gelişmeyi, olguyu din cephesinden ele almam ama, aynı allahın çocukları olan milletlerin, nasıl olur da, inandıkları ortak allahı sadece kendilerinin sayabildiklerine şaşarım, o yüzden yazıyorum böyle.
İsrail, tarihten gelen mazlumluğunu, Hitler eliyle yaşadığı soykırım acılarını, insanlığın hafızasından siliyor. İnsanlığın her şeyi kaydeden hafızasına, bedenleri parçalanmış Filistinli bebeklerin görüntüleri yerleşiyor artık. Siyonizm'in saldırganlığından, vahşetinden, geçmişte çok acı yaşamış Musevi de zarar görüyor. Daha önce ona yapılan zulüm bugün, maalesef "hak ettiği" bir zulümmüş gibi kabul ediliyor. Tabii ki yanlıştır bu, tabii ki o zulümleri bugünün Siyonist vahşetinin yaptıklarına bakarak olumlamak doğru değildir. Ama kimi vicdanlar rahatlamanın yolunu, bugunün zaliminin, geçmişteki zulmü hak ettiğini düşünmekte buluyor. İsrail, daha önce Musevilere yönelen vicdan kaynaklı duyarlılığı kendi elleriyle yok etti demektir bu.
Böyle giderse yok edeceği en son şey nedir biliyor musunuz?
Kendisi