Mustafa Kemal Erdemol
Önderimiz Nez
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
ABD'de başlayıp globalleşme eğilimi gösteren, ulaştığı kimi Batı ülkelerinde şirketler batırıp, binlerce işsiz yaratan malum kriz, ortamdaki rahatlığa bakınca sanki Türkiye'ye hiç gelmeyecekmiş gibi görünüyor. Morali yüksek tutmak gerek elbette ama bu sessizliğe, bu "bize bir şey olmaz" inancına bağlı olduğu çok belli vurdumduymazlığa bakınca insanın "bu ne rahatlık?" diyesi geliyor. Toplumsal anlamda doğrudan doğruya sorumluluk almaları beklenmeyen kesimler neyse de, işlerini kaybetmeleri an meselesi olan işçiler için sendikaların ne tür çalışmalar içinde olduğunu da merak ediyor insan. Korkarım, savunanı da, karşı çıkanı da, Başbakan'ın, krizin bize dokunmayacağını "hamdolsun" sözüğüyle garantilemesinden bir hayli etkilenmişe benziyor. Manzara ortada çünkü.
Sabaha karşı saat 04.00'de duyurulan 12 Eylül darbesinin ertesi günü, sokağa çıkma yasağının biraz yumuşatılmasını fırsat bilenlerin doldurduğu fırınların önü ana baba günüydü adeta. Bir kargaşa anında evine kapanmayı, selamet açısından tek önlem olarak anlayan herkes, en temel gıda maddesi olarak ekmeği bildiğinden uzun kuyruklar oluşturmuştu fırınlar önünde. Savaş, kaos, kargaşa ne denirse densin toplumsal alt üst oluşlarda insanın aklına boğaz derdi düşüyor haliyle. Her türlü lüksten vaz geçilmiş oluşun en somut örneği de, her niyete yenebilecek ekmeğe (ya da una) koşmak oluyordu doğal olarak. Bu, hiç değilse ekmeği bulabilen toplumlar için geçerli elbette. Ekmeğin bile lüks olduğu dönemler olmuştur bildiğiniz gibi. Gandi, İngilizlere karşı yürüttüğü bağımsızlık mücadelesinde bir tas pirinç bile bulamayan yoksullarla birlikte vermişti kavgasını.
Yani hiç bir şey yapamazsa, ekmek stok ederdi insanlar. Her toplumda buna benzer tepkiler verenler olmaz mı? Sıradan insanlar değil, soylu olanlar da yapardı bunu. Örneğin, İngilizlerin James adlı kralları, kendince anlamlı bulduğu her şeyi, işe yarasın yaramasın, toplardı derler. Bir "bulamama halinde" yanında olsun duygusuyla yaparmıs bunu.
Kendi yağıyla kavrulmaktan da söz edilebilir bu durumlarda. Kriz kapıda. Herkes, yöneticiler bir şeyler yapıncaya değin, kendince önlemler alsın diye beklenir. Seferberlik halinde ilk akla gelen önlemin erzak stoklamak oluşu, olası krizin uzun olacağı beklentisiyle ilgili. Şimdi şu dünyayı saran, sarsan finans krizinin, yoksulluklarının üzerine yeni yoksulluklar bindireceği kesimler, emekçiler, kendilerinin sorumlu olmadıkları bir mali felaketin sonuçlarından daha az etkilenmek için herhalde kendilerince tasarrufa gidiyorlardır. Sendikasının kendisi için bir şeyler yapacağına inanan işçi, bu inancını elbette koruyarak, masraf gerektiren küçük alışkanlıklarından belki vaz geçiyordur. Öğrenci, en gerekli ders kitaplarına harcayacağı parayı daha bir sıkı tutup, örneğin kimi hobi dergilerinden bir süre uzak olmayı herhalde planlıyordur.
Bunu yapmak zorunda oldukları onlara öğretilmiştir çünkü. Egemenler, yaratılmasından birinci derecede sorumlu oldukları her türlü mali krizi, emekçiye, yoksula bu tür önlemler alarak sözümona geriletme kurnazlığını, otoritelerinin gücünü sınamak için de sergilerler böyle. Sanki küçük alışkanlıkları için harcayacağı iki üç kuruşla krizi önleyecekmiş gibi işçinin fedakarlığa çağrılması, üstelik bunun, camilerde Diyanet yönetmeliğiyle vaazlarla yapılması bir Türkiye gerçeğidir. Krizi yaratanlara kredi, krizin kurbanlarına vaaz veren adiyane bir sistemdir şu kapitalizm.
İşçi, emekçi, ekmeği stoklamak yerine, başkalarının keyfince elinde tuttuğu, hakkı olan o ekmeği almaya koşmalıdır. Emek önderleri bunu anlattılar, bunun üzerine teori kurdular. Alınterinin hakkını almak üzerine kurulu mücadelelerle doludur insanlık tarihi.
Ama Türkiye'de, "hamdolsun"un susturduğu yığınlar var. Sendikalar sessiz, sivil toplum kuruluşları uzun vadeli değil, "gündemci" aktiviteler peşinde. Kitleler, "ekmek stokladık mı bize bir şey olmaz" rahatlığında.
İşte bu yüzden, ekonomik kriz karşısında kendince aldığı önlemi, sendikalardan, stk'lardan önce millete duyuran şarkıcı Nez'e önder muamelesi gösteresi geliyor insanın. Bu genç şarkıcının yaptığı fedakarlığın büyüklüğüne bakınca, sosyal direnişin yeni bir biçim aldığını görebiliyoruz. Nez'in önlemleri, "hamdolsun" garantili Recep Tayyip Erdoğan'ın krize karşı önlemlerinden daha ciddi bana sorarsanız. "Kriz var. Artık sahne kostümlerimi kendim hazırlıyorum" diyor. Az şey mi bu?
Bir işçinin "kriz var, artık kendi iktidarımı kendim kuracağım" demediği bir ülkede Nez'in yol göstericiliği örnek alınmalıdır.
Nez, CHP'ye de başkan olmalıdır. Sahne kostümlerini kendi dikebildiğine göre, çarşaf da dikebilir.