Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Kemal Erdemol

O Pankart

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Zaman zaman, bazı yazılarımda "ırkçılık bir Avrupa kavramıdır" derken, bunu asla herhangi bir önyargıdan yola çıkarak dile getirmedim. Irkçılık hiç bir ulusun genlerinde var değildir çünkü. İngilizler, Almanlar, Fransızlar "ırkçı"dır demek, söyleyeni de ırkçı yapar ki, aman uzak olsun. Irkçılığın bir Avrupa kavramı olması, sosyolojik nedenlerle ilintilidir. İşin içine başka gerekçeler girse de temel neden sosyolojiktir. Önyargı, yabancıya tahammülsüzlük vardır ama bilinen anlamıyla ırkçılığa geri bıraktırılmış Asya ya da Latin Amerika toplumlarında rastlanmaz pek.

Irkçılık, sanayi devriminden sonra, daha çok karşılaşılan bir kavram. Emek üretim sürecinde yer almış olan bireylerin, bu sürecin dışında kalmasını istedikleri bireylere karşı dıştalayıcı tavır takınmalarının nedenleri arasında ilk sırayı, üretimdeki yerlerini kaybedecekleri korkusu alır. Dışarıdan gelmiş bir başka emekçinin işini elinden alacağı endişesini duyan "yerli" emekçi, bu "dıştalamayı", milliyetçi/dini farklılıklar üzerinden de yapar. Çünkü, milliyetçilik de, kurucularının tüm tersi söylemlerine rağmen din de, kolayca başkalarını ötekileştirme aracıdırlar. Buna, büyük göç dalgalarının getirdiği kültürel çatışmaları da eklediğimizde, dıştalamanın "ırkçı" temalarla yapılması artık kaçınılmazdır. Marks'ın, emek kardeşliğine vurgu yapan muazzam enternasyonalist anlayışının emekçiler arasında hızla taraftar bulması, tüm emek üreticilerinin, başka milli/dini kimliklere sahip de olsalar, aslında tek bir "sınıf'ı oluşturdukları gerçeğini kavrattı dünyamıza. Bugün, şu çok yakındığımız aşşağılık ırkçılık, sadece altkültüre ait bir hastalık olarak varlığını sürdürmekte. İşçi sınıfı içerisinde, ne mutlu ki, yaşama şansı bulamamaktadır.

Türkiye, emekçilerin sesinin kesildiği şu dönemlerde altkültür mensuplarının cirit attığı, lümpen milliyetçilerin at koşturdukları bir ülkedir. Dolayısıyla, ırkçı seslerin çıkmasında, üzülecek çok şey vardır ama şaşırılacak hiç bir şey yoktur. Milliyetçiliğin, üzerinde durulması çok zor, kaygan bir yapı olduğunu, bu yapıdan hemen ırkçılığa kaymanın çok kolay olduğunu söylemek gereksiz. Bu ırkçılığın 'öğretilmiş" ya da kendiliğinden oluşmuş bir ırkçılık olup olmamasının, ulaşılan sonuçlar açısından bir önemi yok. Öfke patlamaları, hele bir de "haklılık" temeli üzerinde yükseldiğinde, ırkçılık fırlayiverir böyle. Eskişehir'de, derneklerinin kapısına "Buraya Yahudiler ve Ermeniler giremez. Köpeklere giriş serbesttir" cümlelerinin yazıldığı dövizler asanların, bu aşşağılık ırkçılıkları da , Siyonist İsrail"in Gazze vahşeti dolayısıyla, sözümona bir "haklılık" üzerinde yükseliyor. "Eğer haklıysam herşeyi yapar, herşeyi söylerim" gibi, haklılığı kolayca harcayan bu hastalıklı ruh haline sahip olanlara, "haklı olmak yetmez, haklı kalmak da lazım" demenin elbette bir anlamı yok. Bu pankartı asanlar, karşı olduklarıyla aynı zeminde tepişen tuhaf insanlar. Karşı olduklarıyla bu kadar hızlı buluşmak, evrenin en hızlı çarpışmasıdır ki, bu çarpışmadan bir hilkat garibesi doğar. Doğan, kendisine yapılana karşılık verirken, "insanlık düşmanı" kabul ettiklerinin argümanını aynen, bu kez başkalarına karşı kullanan "hilkat garibeleri"dir.

Şu dernek kapısına asılan pankartta yer alan o aşşağılık cümlelerin benzerleri, siyahlar icin Irkçı Amerikalının, özellikle 30'lu yıllarda, içkisini zıkkımlandığı birahanelerin camına yazılırdı. Beyinsiz İngiliz ırkcısı da, İrlandalı için bu tür yazılar asmıştır işyerine. Bizim dernek yöneticilerinin yolu İngiltere'ye düşmüş olsa, mensubu olduğu altkültürün tüm zavallılığını taşıyan ırkçı bir İngilizin, "Pis Türkler giremez" sözleriyle karşılaşabilirler. Yasalar suç saydığı için bu açıkça yapılamaz, ama o kadar çok sık duyarlarki o zaman milliyetinden, dininden, renginden, hatalarından, yanlışlarından ötürü bir milletin mensubunun "bir yere sokulmamasının" ne demek olduğunu anlayiverirler.

Irkçılık bir Avrupa kavramıdır. Türkiye'de, 70'li yıllarda MHP'nin, Sovyetler Birliği'ndeki Türki topluluklara dikkat çekmek için, "Afrika'daki yamyamlar bile hür, Türkler neden esir?" sloganlı pankartı dışında, hiç bir resmi partinin bu kadar açık ırkçılık yaptığına tanık olmuş değilim. Ama İngiltere'de daha dün, yani 60'lı yıllarda, Muhafazakar Parti'nin seçim sloganı olarak, siyah nefretini hatırlatan, "Siyah bir komşun olsun istiyorsan İşçi Partisi'ne oy ver' sloganını kullandığını bilirim. Okuduk çünkü. Partilerinin, başka ırklar konusundaki niyetini bu kadar açık ifade etmesi, sanayi devrimi sonrası Avrupa toplumunun, emek üretim süreci dışında bırakmak istediği yabancıya karşı aldığı tavrın doğal sonucuydu. Şimdi, Batı'da artık suç sayılan ırkçı çıkışlar, ifadeler, değerlendirmeler, emek üretim sürecinde, kapitalistin, hangi ırktan, hangi dinden olduğuna bakmadan ucuz iş gücüne ihtiyaç duymasıyla artık sadece alt kültür mensuplarının tavrı oldu. Hayatın hemen her alanında ayrımcılık elbette sürüyor Batı'da ama en azından yasalar bunun, ırkçı söylemlerle açık seçik ortaya konmasına engel oluyor.

Eskisehirli dernek yöneticisi o 'hilkat garibeleri', bizim "toplumsal yanlışlığımız"dırlar. Haklı kalmayı becerememeleri ciddi bir hastalıktır elbette.

Ama pek zeki de değiller. İnsan kapısına astığı pankartta "Yahudiler, Ermeniler giremez. Köpeklere giriş serbesttir" yazar mı?

Akıllı olsalar böyle yazmazlardı. Sadece köpekler girebilir demek, "bu kapıdan sadece akrabalarımız girebilir" demektir.

Sevsinler zekanızı...

Mustafa Kemal Erdemol 'ın Son Yazıları