Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Kemal Erdemol

Muhteşem Yüzyıl

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:18 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:18

Günümüzün, şu Osmanlı’ya hayranlıklarını histeri boyutlarına vardıran tuzukuruları, Osmanlı döneminin küçük esnafının, yoksulunun neler çektiklerinden haberdar olsalardı, acaba yine böyle hayranlık duyarlar mıydı, pek bir kuşkuluyum. Çünkü, okumasalar bile, kulaklarına fısıldanan malum “tarih”in yazıcısı, bir methiye düzme sanatı sandığı o “tarihi” yazarken ezilmişin sesini değil, zaferler getiren ceng davulun sesini izlemiştir. Davulun bastırdığı emekçi çığlığını, yoksul inlemesini o tarih kitaplarından yola çıktığı için görmesi, duyması mümkün değildir günümüz Osmanlı hayranının.

Yoksulun, küçük emekçi mantığına sahip bireyin, teselli bulacağı çok şey vardır. Özellikle tarihte. Geçmişin görkeminden, kendisine de gurur payı çıkarması anlaşılır bir şey elbette. Böyle yaparak, mutlu olduğunu sanan çok insan var. Geride kalanla övünmek, günümüzün gerçeğinden kaçışta iyi bir yöntem ayrıca. O yüzden, toz kondurmadıkları Osmanlı siyasal sisteminde beli bükülmüş emekçinin, imanlı yoksulun ne düşündüğünü aklına bile getirmez günümüz yoksulu. “Şanlı tarihimizden” sadece “küffar”a cengi anladığı için de, tüm Osmanlı’nın böyle olduğunu düşünüp mutlu olduğundan, mutluluğunun kaynağı padişahına da herhalde toz kondurmaz. O padişah ki evlat, kardeş katletmiştir, mutlaka haklıdır. “Ebed müdded devlet” ne de olsa.

Bugünün Osmanlı hayranının karşısına, üç oğlunu çeşitli savaşlarda kaybettiği için, dördüncü oğlunun da aralarında bulunduğu köyün delikanlılarını askere almaya gelen komutana, “git söyle padişahına, benim belime güvenip ona buna savaş açmasın” diyen o Osmanlı yoksulunu çıkaracaksın, ondan duysun Osmanlı’yı bir de.

Görkemli tarihinden gurur duyanlar arasında, okumuş, yazmış aklı başında zatlar da var, ona ne diyeceğiz peki” diyenler, düşünsünler biraz derim ben. O zatlar için de acıyı anlatmak yerine, “gurur” gerekçelerini öne çıkarmak daha kolay. Padişahın en kıytırık özelliklerini biliyor olduğu için, onlara teşne yığınların hayranlığını bile toplarlar “bilgileri”yle bu tür tarihçiler. Böyle tarih yazıcılığı keyiflidir.

Osmanlı’da, onu övmek için de yermek için de binlerce neden bulunabilir. Böyle bir yarışa girmenin anlamı ne? Toplum üzerindeki egemenliği, her devlet gibi pek bir baskıcı olan Osmanlı’nın, bireyine neler yaşattığından habersiz, hayranlık çığlıkları atmak pek bir ayıp yahu?

Bir eli yağda, bir eli balda yaşamış adamlar bu padişahlar. Aralarında savaş sanatını da devlet idaresini de iyi bilenler var. Tersi olduğu gibi. Namazında niyazında olabilirler ama çoğunun safa düşkünü olduğu bilinmedik değil. İnsan yahu bunlar.

Emekçisinin ensesinde boza pişiren Osmanlı ekonomik/siyasal sisteminin serseme çevirdiği dönemin yoksulu, vergilerle o kadar boğulmuştur ki, üretimdeki emeğine katkısı olmadığını, ama emeğinin getirisine el koyduğunu düşündüğü için Osmanlı’yı bakın nasıl tarif etmiş: “Şalvarı şaltak Osmanlı/ Eyeri kaltak Osmanlı/Ekende yok biçende yok/Yiyen de ortak Osmanlı”.

Nasıl bir çığlık bu anlayabiliyor musunuz? Bu dizeyi, Muhteşem Yüzyıl dizisinin senaristleri yazmadı. Dönemin yoksuludur bu lafları eden. Osmanlı’nın ne olduğunu o mu bilecek, yoksa “ecdadımıza sövülürse, fiziki yollara da başvururuz” diyen BBP’li Alperenler mi?

Beni pek ilgilendirmez ama, Osmanlı dolayısıyla Türklüklerinden pek bir memnun olanlar, Osmanlı’daki Türk nefretini nasıl görmezler diye merak etmekteyim yine de. Fatih’le başladığı söylenen bir Türk nefreti vardır Osmanlı’da ey MHP’li. Yeniçeri Ocağı niye bozuldu diye rapor hazırlayan dönemin müfettişi, bir sürü neden arasında “Ocak’a Türklerin alınışını” da sayar. Bursa valisiyken, bir toplulukta, zorlayarak kim olduğunu sorduğu biri, utana sıkıla “Türk’üm” deyince, “ben de Türk’üm” cevabını verir Ahmet Vefik Paşa. Karşısındaki o zat, bunun üzerine, “Türk’ten vali ya da sadrazam olur mu paşam?” diye sorar şaşkınlıkla.

Bunu da Muhteşem Yüzyıl dizisinin senaristleri yazmış değil. Tarihi gerçeklerden biridir bu. O günün Osmanlı egemeni, pek de memnun değilmiş Türklüğünden. Bugünün, çoğunlukla Türkçü olan Osmanlı hayranını gülünç yapan da budur zaten.

Kanuni’yi bilinen şöhretine ters gösteriyor diye mi bozuluyor kimileri şu Muhteşem Yüzyıl dizisine?

Üçüncü Sultan Ahmed’i anlatan bir dizi yapılsa demek ki iyice zıvanadan çıkacaklar bunlar. Tarihe gerçekten sadık kalırsa, bu padişahı anlatan senarist, herhalde Üçüncü Ahmed’in kadın el işlerine çok meraklı olduğunu da yazacaktı.

Padişahlığında bile, kadınlar arasında oturup onlarla beraber gergef işlerdi Üçüncü Sultan Ahmed. Hepsi kılıç mı tutuyordu sanıyorsunuz siz?

Şükredin siz Muhteşem Yüzyıl’a şükredin. Orada olanı senarist yazdı, Üçüncü Ahmed’i ise tarih.

Mustafa Kemal Erdemol 'ın Son Yazıları