Mustafa Kemal Erdemol
İlkesiz Açılım
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
12 Eylül öncesinde, kuşağımızın tüm öğrenci gençleri gibi, biz de lisemizde boykotlar gerçekleştirirdik. Toplumsal olaylara duyarlı genç ruhumuzun yönlendirmesiyle, her hangi bir haksızlığa itirazımızı, sivil itaatsizliğin bu en güçlü eylemlerinden olan boykotla da dile getirirdik. Eyleme katılan ancak sonrasında okul yönetimince sorguya çekileceğinden endişe edenler, bu tür durumda ne yapacaklarını sorarlardı bize. Kimden duymuştuk, nerden aklımıza gelmişti bilemem, onlara, "size eyleme neden katıldınız diye sorarlarsa, 'kitle psikolojisinden ötürü' deyin" derdik. Sihirli bir cümle olmadığını biliyorduk bunun ama, "kişisel ruh hali"nin mahkemede bile -her zaman değilse de- ceza indirimi sağladığından haberdardık. Yasaların kabul ettiği bir gerekçeyi, okul idaresi mi tanımayacaktı? Eyleme katılan öğrenci, çoğunluğa uymak zorunda kaldığını belirterek, kendisi dışında bir irade yüzünden eylemde yer aldığını anlatmış olacak, böylece herhangi bir ceza almayacaktı. O nedenle boykota gönüllü katılanlar bile, katılma gerekçelerini işte bu "kitle psikolojisi"ne bağlarlardı.
Bunun sosyolojide çok sonraları "mahalle baskısı" tanımıyla karşımıza çıkacağını nereden bilecektik? Bizim, soruşturmalardan, cezalandırmalardan kurtulmak için kendimizce ifadelendirdiğimiz bu ruh halinin, koca bir toplumu sardığını da zamanla öğrenecektik.
Bizim "kitle psikolojisi"ne bağladığımız, bu, çoğunluğa uyarak eyleme katılma durumunda, kabul, eylemi düzenleyenlerden kaynaklanan bir zorlama da belki vardı ancak, eyleme gönüllü katılanların da aklında asla bir "faydacılık" yoktu. Bir çıkar beklentisiyle katılıyor değillerdi eylemlere. Öğrencilerden bazıları, gerçekten korktukları için yer alıyorlardı belki ama o eylemlerde yer alanların çoğunluğu, toplumsal duyarlılıklarından ötürü aramızdaydılar.
"Mahalle baskısı"nın tek bir mahalleyle sınırlı olmadığını, tüm yurt coğrafyasını sardığını her halde fark ediyoruzdur. Bu sadece başkasına yaşam biçimi dayatmak isteyenlerin baskısı değil. Mahalle baskısına aldırmayarak direnebilenler de var, biliyorsunuz. İşte o direnenlere karşı, kimi odakların, onları sözümona rahatlatarak yanlarına çekmeye yol açacak "açılımlar"ından geçilmiyor ortalık. Benzetemediğine benzemek demektir bu. Geçici olarak benzemek daha doğru bir ifade. Sonra her şey aslına rücu eder. Bilinen kuraldır bu.
Mahalle baskısını, çok ince ayarlarla sürdüren odaklardan biri olan Saadet Partisi'nin yerel seçimlerde "mini etekli" (başı açık değil, dikkat buyrun) kadınları üye yapması, CHP'nin çarşaf açılımı rezaleti, MHP'nin Ermeni aday oyunu, tüm bunlar bizim, masumane "kitle psikolojisi" ifademizle açıklanabilecek şeyler değiller. Bunlar düpedüz "faydacılık"la açıklanacak tutumlardır.
Kadına bakışı çok belli olan, onları açmayı değil, kapatmayı ilke edinmiş bir siyasi parti olarak Saadet Partisi de, kadını kapatmayı değil açmayı hedeflediğine seçmenine inandırmış CHP de, ister kültürel, ister ırkçı olsun, ideolojisini Türk milliyetçiliği üzerine oturtmuş MHP de, kendilerinden beklenmeyen bu açılımları yaparak şunu söylüyorlar aslında: "Biz ilkesiziz. Biz, oy için her şeyi yaparız. Bizim için ilkeler, prensipler, parti tüzükleri, din, milliyet, laiklik tüm bu kavramlar vazgeçilmez değildir."
Sadece bunu söylemekle kalmıyor, seçmene de aslında şunu söylemiş oluyorlar: "Seçmen olarak sen pek akıllı değilsin. Benim seni kandırmam çok kolay. Kadın düşmanı olduğumu bildiğin halde, mini etek açılımıma, örtünmeye karşı olduğumu bildiğin halde çarşaf açılımıma, her şeye Türklük açısından baktığımı bildiğin halde Ermeni aday açılımıma kolayca kanarsın."
Budur.
Tüm bu odaklar karşısındakilerinin kendilerine farklı bir "yaşam tarzı" dayatacağından korkuyorlar ama kimse bunların şu tuhaflığını fark etmiyor. Saadet Partisi, örtünmeyenlerin sayısının çok olduğuna, CHP kapalıların sayısının çok olduğuna, MHP Ermenilerin sayısının çok olduğuna inanıyor olmalılar ki, "çoğunluk"a uymak zorunda hissediyorlar kendilerini. Neydi Kitle Psikolojisi? Çoğunluğa ayak uydurmak. Bunların yaptıkları da budur.
Daha da garip olanı, tüm bu siyasi partilerin kendilerini, "çoğunluğa uyum sağlamak zorunda hisseden azınlık" sanmaları. Oysa hepsinin belli bir tabanı var. Saadet Partisi kadına bakışını değiştirmeden mini etekli üye kabul ediyorsa bundan kuşkulanacaksınız. CHP ile MHP'den de. Bunlar birbirlerinin tabanına seslenmeyi akıl etmekle beraber, o tabanın da benimseyeceği ilke düzeltmelerine gitmezler. MHP'nin Ermeni aday açılımı, bu partinin "Her Şey Türk İçin, Türk'e göre, Türk Tarafından" ilkesinden vaz geçmeden bir anlam taşımaz. Mini etekliyi, çarşaflıyı, Ermeniyi dekor olarak kullanmak bizim memlekette politika yapmak sanılır.
"Saadet Partisi sadece kapalıların partisi olarak mı kalsın" derseniz, "evet" derim. Öyle kalsın. Çünkü öyle olduğunu beyan eden kendisiydi. CHP de çarşaflılara kapalı mı kalsın, "evet" kapalı kalsın, böyle olduğunu CHP söylemedi mi yıllarca? Politikayı yıllarca böyle yürüttüler. MHP'nin, azınlıklar için herhangi bir projesinin, planının olduğunu duydunuz mu? Hangi yüzle Ermeni aday çıkarabiliyor?
Hiç birinin emekçi diye bir dertleri var mıdır peki? Saadet Partisi de, CHP de, MHP de emekçi eksenli (yapıları buna uygun değil, ayrı mesele) politikalar izlemiş olsalardı, birbirlerinin seçmenine sarkmak için bu kadar ilkesiz davranmalarına gerek kalmazdı. Emekçi dediğinizin tek bir kıyafeti vardır çünkü. Klasik olacak ama söyleyeyim: Emekçi tulumu.
Bizim gencecik öğrenci arkadaşlarımız soruşturmadan, cezadan kaçmak için idarecilere, polislere "kitle psikoloji" gerekçesini sürerken, ara sıra inandırabiliyorlardı da muhataplarını.
Bu partiler, kendi tabanlarına ne diyorlar peki bu "açılım"ları için merak ediyorum.
"Kitle psikolojisi" demiş olmasınlar sakın.
Bunlar daha lise çağında kalmışlar.
Çok yazık.