Mustafa Kemal Erdemol
Elde Halk Kalmadı
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Artık can sıkıyor bu tür söylemler.
Laf ola beri gele türü kelamlardır ama kimler tarafından, nelere, nasıl malzeme olabileceğini hiç düşünmeden bu lafları edenler, dünyanın sadece kendileri gibi düşünenlerden ibaret olmadığını ne zaman kavrayacaklar?
Ciddi, can sıkıcı, bağnazca kesin sonuçlar barındıran lafların, nasıl kolayca yeni "öteki"leştirmelere kapı açacağını bilmenin zamanı korkarım geçiyor.
Yaptığı müziği de, -söylene söylene iyice eskitilmiş bir laftır ama ben de yazayım bari- duruşunu da beğendiğim bir sanatçıdır Volkan Konak. Elbette sanatının sınırları dışına da çıkarak memleket sorunlarına ilişkin görüşlerini, değerlendirmelerini yapacaktır, yapmalıdır da. Ama, bunu yaparken, dile getirdiği tanımlamaların kalp kırıcı, çok dıştalayıcı, kendisini, hiç istemediği halde beyaz Türk yapacak hallere soktuğunu fark etmeli, bilmelidir. Öyle anlaşılıyor ki, bilmiyor. Biliyor da bu tutumu sürdürüyorsa çok vahim bir iş yapıyor.
Amacı bambaşka olsa da Atatürk karşıtlarına yönelik sarf ettiği şu laflar,yenilir yutulur cinsten değil: "Onlar Ankara ziyaretlerinde Anıtkabir'i ziyaret etmiyorlarmış. Aman etmeyin. Onlar çorap kokulu adamlar. Onlar topuklarının arkasına basarak girmesinler zaten Anıtkabire. Onlar girerse Anıtkabir'i dezenfekte etmek gerekir."
Atatürk'ü sevenlerin ilk bakışta çok hoşuna gidecek cümleler bunlar ama Antalya Kemer'deki bir konser sırasında , gaza gelip edilmiş de olsalar, vahim, yakışıksız ifadeler benim açımdan. İnsanlarımızın çoğunun yıkanmayla başının hoş olmadığını, dolayısıyla sadece çoraplarının değil, tüm giysilerinin koktuğunu biliyor olmak, sadece Volkan Konak'a ait önemli bir keşif değil. Kaldı ki, bir toplum değerlendirmesi yapılırken söylenmesinde yarar olan özellikler olduğu da söylenemez bunların. Bidon Kafalı, Göbeğini Kaşıyan Adam, Çorapları Kokanlar.. Bunların hiç birisi, haklı gibi görünen yanları olsa da, bir toplum değerlendirmesinde toptancı bir bakışı ifade ettiklerinden olumlu gelmezler bana.
Tükürmek eylemi, bunu uluorta yapanlar için, özellikle seçilmiş bir eylem değil. Taşımacılığın gelişiminin bir sonucu olarak asfaltlaşmayla, giderek kent içinde de yine araç kullanımına uygun toprak zeminden kurtulunmaya başlanmasıyla birlikte giderek daha az yapılan, yapıldığı zamanda haklı olarak yapanın ayıplandığı bir eylem bugün tükürme. Tozdan, topraktan boğazında birikinti olanların tükürmekten başka çareleri yoktu eskiden. Çin'de de,şimdi azalmakla beraber, ulu orta tükürme o kadar yaygın dı ki, asfaltlaşmayla beraber ancak üstesinden gelinmiştir. Mao'nun da çalışma odasında sürekli bir tükürük hokkası bulunurdu, son yıllarında bile. Kovboy filmlerinde de mutlaka türükük hokkaları görülür,hatırlayın. Holywood uydurması değildir bu, o zamanların Amerikasında tükürmek, sanayileşmemiş bir toplumda normaldi. Yani tükürdüğü için bireyleri eleştirmeden önce, mevcut koşullardan haberdar olmak gerekir tükürme örneğini verişim bundan.
Çorap kokusunun, günümüz Türkiyesinde haklı görülecek yanı elbette yoktur. Atatürk karşıtlarının hepsinde ortak kabul edilen tutumlar, görüşler var olabilir ama hepsinin ortak özelliği sadece çoraplarının kokmasıdır dediğiniz zaman, vardiyada anası ağalayan, dolayısıyla çorabı da kokan işçiyi de karşınıza almış olursunuz. Atatürkçüler bunu önemsemiyor olabilirler, ama sosyalistler bu söylemlere karşı çıkmalıdırlar. Atatürk'ü sevmeyi ya da bir ideolojiye taraf olmayı hijyenle bağlantılı görme tutumu elbette sağlıklı değildir.
Daha önce de yazdım, toplumsal ayaklanmalar tarihinde, yoksullardan,işçilerden, ezilenlerden Baldırı Çıplaklar diye söz edilirdi. Çorabı kokanlar dendiğinde bundan herkes Volkan konak'ın anladığını anlamaz. Bir sınıfsal imleme yapıldığını düşünürler. İşçiler,toprak emekçileri, ezilenler çorapları gerçekten kokmasa bile, Çorapları Kokanlar'dan kendilerinin tanımlandığını anlarlar. Toplumdaki kategorilendirmede kendilerine yakıştırılan benzeri tanımlardan biri kabul ederler. Dıştalayıcı, ötekileştirici bir tanım yani.
"Atatürk sadece bizimdir" demek istiyor Konak belli ki. Ama bunu söylemenin daha incelikli yolları her halde vardır. Toplumun büyük bir kesimiyle arasındaki düşünce ya da yaşama farkını anlatmak isterken, böyle toptancı bir değerlendirme yapmak, bu yollardan biri değildir. Konak'ın inandığı Atatürk değerlerini yaşamasına çorap kokusunun engel olacağını bilen biri, o değerlerle sadece bu yüzden buluşamıyorsa ya da Konak tarafından buluşturulmuyorsa, Atatürkçüler biraz daha düşünmek zorundalar bu tutumu.
Konak bu konuda tek örnek değil. İslami kesimde de ondan aşağı kalmayan birileri var. Örneğin Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete'deki köşesinde köylülere neredeyse İslamı layık görmez. İslam köylü dinine dönüştü diye yakınıp durur yıllardır.
Bir düşüncenin taraftarı olmak yetmiyor bunlara. O düşüncenin elitistlerini oluşturma çabasındalar. Bunlar gerçek anlamda iktidara gelmiş "toplum mühendisleri" olsalar kesip biçecekler toplumu. Bidon Kafalı olmayan, Göbeğini Kaşımayan, Çorabı Kokmayan bir toplumun, emirle, kışla nizamnamesiyle, zabıta disipliniyle yaratılacağına inanmak, "sıradan insan faşizmi"ne kapı açar. Volkan ya da Eygi gibi düşünenlerin, tek tek iktidar olduklarını düşünün. Neler yaparlardı kimbilir? Bahçeli'nin genel başkanlığının ilk yıllarında, "teşkilat mensuplarına" beyaz çorap giyme yasağı getirmesini hatırlıyorsunuzdur mutlaka. Güldük ama ne kadar vahim olduğunu hiç düşünmedik bunun.
Hiç de öyle halk dalkavukluğu yapmak gibi bir yanım yoktur. Sadece sosyalist vicdanım bu söylemlere katlanamıyor, itirazım bu yüzdendir. Volkan Konak ya da Eygi'ler gibi düşünsem, memlekette istediğim türden halk yok deyip, sosyalistlikten vaz geçmem gerekecek. Konak da Eygi de sanki bunu yapmışlar gibi. İlki Atatürkçülüğünü, ikincisi Müslümanlığını o kadar şahsileştirmişler ki halka layık görmüyorlar savunduklarını. Vahimdir.
Türkülerinde halay çekip,kendisine alkış tutanlar arasında Çorapları Kokanlar olmadığına nasıl bu kadar emin olabiliyor Volkan Konak? Tek tek saydı mı dinleyicilerini?
Saydıysa, üzülürüm işte o zaman.
Parmakla sayılacak kadar az dinleyicisi var demektir bu.
Gerçekten üzülürüm.