Mustafa Kemal Erdemol
Davos'ta Olan
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Erdoğan'ın Davos çıkışından hemen sonra Arap Birliği Örgütü'den yapılan açıklamayı duydunuz mu? Birlik'in, kendini emperyal güçlere teslim etmiş yöneticilerinin, muhtemelen Erdoğan'ı kastederek yaptıkları, "Arap olmayanların, Arapların işlerine karışmalarından rahatsızlık duymaktayız" ifadesi, teslimiyetçi zihniyetin bir yansıması değil midir sizce de? Erdoğan'ın ya da hükümetinin bu açıklamaya vereceği yanıt nedir bilemem, ayrıca beni ilgilendirmez de, ama Filistin dramına bir çok insan gibi kayıtsız kalamayan, dolayısıyla bu açıklamayı üzerine alan, "Arap da olmayan" biri olarak, eğer şansım olsaydı Arap Birliği'nin kerametleri kendilerinden menkul gafil "yöneticilerine", İsrail-Filistin sorununun bir Arap ya da Musevi sorunu değil, insanlık sorunu olduğunu söylemek isterdim.
Arap Birliği'nin "esir" yöneticileri, içişlerine karışmalarından memnun olmadıkları "Arap olmayan" çevrelerden, Ortadoğu'nun müslüman coğrafyasında çiğnenmedik tek bir kara parçası bırakmayan ABD'yi ya da bölgedeki kaosun yaratıcısı Batılı emperyal güçleri anlamıyorlar belli ki. Erdoğan'ı hedefleyelim derken, Gazze trajedisi yüzünden İsrail'le diplomatik ilişkilerini kesen Bolivya Devlet Başkanı Eva Morales'i de, aynı gerekçeyle İsrail Büyükelçisi'ni ülkesine yollayan Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chavez'i de karşılarına almış bulunuyorlar.
Teslimiyet böyle bir şey işte.
Birlik yöneticilerinin ABD'ye, Batı'ya kafa tutamadıklarını anımsatıp, belirteyim: İçişlerine karışılmasına değil, kimin karışacağına karar verecek kadar (!) "özgür"lükleri vardır bu tür Birlik'lerin.
Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'ta, Şimon Peres'e yaptığı çıkış, dünyanın gözü önünde, tüm vicdanları sızlatarak "devlet terörü" uygulayan bir devletin sorumlusuna karşı yapıldığı için hiç de yadırgatıcı değildir, benim açımdan. Kişisel olarak, Peres'e, kimin tarafından yapıldığının önemi yok, bu tür bir çıkış yapılmasının, -Erdoğan'a yerel seçimlerde yararı olmasının dışında, hiç bir işe yaramasa da - moral açıdan önemli olduğu kanısındayım.
Böyle düşünmeme rağmen Erdoğan'ın da büsbütün bir "kahraman" gibi gösterilmesine itirazlarım var elbette. Peres'e yapılanın diplomatik nezaket kurallarına uymadığı saptaması, Erdoğan'ı eleştirmede zorluk yaratsa da, bu itirazı yapmak durumundayım. İnsanlık kurallarının aşıldığı bir katliam karşısında, diplomatik nezaketi aramanın yersizliğinin ortada olduğunu da vurgulamam lazım.
Recep Tayyip Erdoğan'ın, Peres'e parlaması benim açımdan olumlanacak bir tutum değildir. Çünkü, Erdoğan'ın birisine kızması için haklı olması gerekmediğini biliyorum. "Ananı da al git" dediği çiftçi ile Peres karşısında, "bir hitabet sanatı olduğunu" iddia ettiği öfkesini dile getirmesi mahalle değerleriyle ilgilidir çünkü. Peres karşısında haklı olması ise, kendisinin değil, saldırı kurbanı Filistinlinin haklı oluşuyla bağlantılıdır. Örneğin, Davos'da, o tartışmada, Peres'in karşısında, her ne kadar zamanın başbakanına Anayasa kitapçığı firlatmış da olsa nezaketiyle bilinen Ahmet Necdet Sezer ya da sakinliğiyle tanınan Abdüllatif Şener bulunsaydı, bu iki "sakin" şahsiyetin Erdoğan türü parlaması daha anlamlı olabilirdi. Çünkü, haklılıklarını öfkelerinin gizleyeceği insanlar değil bunlar. Ama Erdoğan öyle değil. Onda bağırıp, çağırmak haklılığı silip götüren bir davranış biçimi. Davos'ta Erdoğan'a hak veriyor olmanın, adıgeçenin tüm öfkeli hallerini onaylama tehlikesi doğurduğuna inanıyorum.
Eğer haklıysa, haklılığına uygun davranışlar sergilemedi Davos'ta Erdoğan. Cumhurbaşkanına "siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz" dediği bir devletle, bu suçlamayı yaptıktan sonra ilişkiyi sürdürüyor olmak, "adam öldürmeyi iyi bilen" devletin suç ortağına dönüştürdü kendisini de Türkiye'yi de. "Türkiye'nin menfaatleri" türü büyüleyici mazeretlerin üstünü örtemeyeceği bir skandal barındıyor bu tutum. Bu suçlamadan sonra diplomatik bir ilişki nasıl sürdürülebilir? Tek bir yolu var: Kamuoyunun haberi olmadan İsrail'den özür dilemek ya da yeni tavizler vermek.
Bunu yakında göreceğiz. Fazla uzun sürmez.
Erdoğan'ın bir kahraman gibi görülmesi de, toplumun bir kahramana ihtiyaç duyacak hale getirilmiş olmasıyla ilgilidir maalesef. Yıllar önce Muavenet adlı askeri gemisi ABD'lilerle "yanlışlıkla" batırılan, Kuzey Irak'ta askerlerinin başına çuval geçirilen, eski bir başbakanı, Kaddafi tarafından "fırça" yiyen bir ülkenin vatandaşı, kendi "mağduriyeti" için değil, bir başka talihsiz halk için de olsa sesini çıkarmış Başbakan'ı kahraman gibi görebilir elbette. Herkesin sindiği bir ortamda, yüksek sesle öksürenin bile kahraman sayıldığı bir ülkedir çünkü Türkiye.
Polat Alemdar'dan sonra "gerçek" kahraman olarak Erdoğan'ı görmesi normaldir tabii.