Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Kemal Erdemol

Ayna

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

İlgili ya da ilgisiz olduğunu düşünmeden, kendisi ilginç bulduğu için başkalarına da mail yoluyla ileti yollamayı alışkanlık haline getirenlerden yaka silkmeyenimiz herhalde yoktur. Bıkkınlık derecesinde karşılaşıyorum ben bunlarla, hem de her gün. Ama, kırılacakları korkusuyla kimseye "artık yollamayın" diyemeyişimin yararını da görüyorum zaman zaman. Arkadaşlarımdan biri, şu aşağıdaki fıkrayı yollamış bana. Bir kent adı da veriliyor fıkrada ama, ben onu çıkardım.

Önce fıkrayı okuyalım: Tarihte ilk kez bir ilimize ayna gitmiştir. Adamın biri aynayı görüp eline aldığında daha önce hiç kendi yüzünü görmediği için ölen kardeşine benzetir aynadaki görüntüsünü. 'Ey gidi kardeşim. Seni bir daha görmek nasipte varmış' diyerek eve götürdüğü aynaya sarılıp uyur. Karısı, uykudaki eşinin elindeki aynaya alıp baktığında, 'Allah belanızı vireee. Bu karı da kim? Bir halta da benzese bari' diyerek feryat figan evden çıkarak kadı efendiye gider. Kızgın eşin ' adam beni bu çirkin karıyla aldattı'diyerek uzattığı aynaya bakan kadı da, kendi yüzünü daha hiç görmemiştir. Ağzından şu cümleler çıkar: "Yav bu karıdan çok gavata benziyor.'

Aslında, çok da önemli bir buluş saklı değil bu fıkrada. Binlercesi var böyle. Çok da parlak bir zeka gerekmiyor bu tür fıkraları türetmek için. Ama bu fıkraya, içinde belli bir zihniyeti yansıtan uslüp kabalıkları da olsa (ki ben mümkün olduğu kadar yumuşatarak aktardım burada) gerçekten çok güldüm. Kendisinden haberdar olmayan birinin, haberdar olma fırsatını yakaladığı ilk anda neyle karşılaştığını bilememe durumunu, başkalarına yönlendirmeyi alışkanlık haline getirdiği kimi nitelendirmelerin, nasıl acımasızca kendisine döndüğünü bu fıkra kadar iyi yansıtanını duymadım bugüne değin, doğrusunu isterseniz. Aynaya bakar bakmaz, başkalarına karşı belli ki, rahatlıkla kullandığı sıfat için herhangi bir ahlaki yükümlülük de taşımayan birinin, fıkradaki Kadı örneği, aynadaki görüntüsünü "gavat"a benzetmesine nasıl gülünmez?

Başkalarını tanımlamak için kullandığımız sıfatların, bizi de tanımlayan yanları var aslında. Birinin yüzüne bakar bakmaz, "gavat" olduğunu anlama yeteneği herkeste yoktur. Gavatlığın ne olduğunu iyi bilmek gerekir. Kavramdan haberdar olunmasa, başkası için bu kadar rahatlıkla kullanılmaz. Kendisinin öyle olmadığından emin olsa bile, "gavat" benzeri tanımlamaların hayatın başka alanlarında kendisi için de kullanılabileceğini akıl edemez çoğu insan. Çarpıcı bir örnek var aklımda. Türkiye'de yıllar önce, insan hakları konusunda Türkiye'yi eleştiren Avrupalı iki kadın parlamentere, dönemin milletvekillerinden biri, çok özür dileyerek yazıyorum, (deyim daha farklıydı tahmin edersiniz ki) "fahişe" diye hakaret etmişti. Dile getirenin, hedeflediklerinin değil, doğrudan doğruya kendisinin düzeyini ortaya koyan bu hakarete en muhteşem yanıtı bir karikatüristimiz vermişti. Karikatürde yer alan cümle - yine değiştirerek yazıyorum- şuydu: "Kadın satıcısının iyisi, fahişeyi gözünden anlar."

Hakarete uğrayan parlamenter kadınları "fahişe" gibi görmeye onay veren bir ton da saklıdır ama densiz bir milletvekiline, hangi kadının "fahişe" olduğunu anlayacak bilgiyi nereden edindiğini hatırlatması açısından muhteşem bir yanıttı o karikatür.

Bazen tek bir söz bile, kendini bilmeze tutulan ayna işlevi görebilir aslında. Büyük Neyzen Tevfik'e, iki kişinin karşılıklı olarak aynı anda geçemeyecekleri dar bir geçitte karşılaştığı, hiç de sevmediği biri, "ben bir serseriye yol vermem" diyerek sözümona hakaret eder. Her kelimesinin ardında büyük yaşanmışlıklar bulunan Neyzen'in, hiç istifini bozmadan, kenara çekilip karşısındakine yol verirken, ağzından çıkan cümle şudur: "Ben veririm".

İnsanlığın saf, temiz, dürüst çocuklarının aynası dilleridir. Hak edene karşı tutmayagörsünler. Geçitte kendisine yol verilen zatı, serseri olarak gösterebilen güç, yani Neyzen Tevfik'in aynası da o muhteşem dilidir. Sersemler, kendi dilleriyle tuzağa böyle düşerler işte. Pervasız, patavatsız, kabalaşma konusunda inanılmaz cesurdurlar, ama sersemdirler.

Büyük bir filozofa, "kulaklarınız ne kadar büyükmüş üstad" diyerek hakaret ettiğini sanan bir densiz yanıtını almakta gecikmez: "Kulaklarım bir insan için büyük ama senin gibi bir eşek için bir hayli küçüktür".

Kendini bilmemekten daha büyük, daha ciddi bir insani kusur olabilir mi? İnsanın her zaman, en azından ara sıra, unuttuğu yüzünü hatırlayabilmesi için ayna taşıması şart. Çünkü, öyle bir gün gelir ki, kendisine tutulan aynada gördüğü yüzünü başkası sanarak, kendisini "gavat" sıfatıyla değerlendirir. İnsanın kendisine layık gördüğü sıfata da kimse, herhalde, "yanlış" diye itiraz edemez.

Başkasının yüzünde, küfür edebilecek anlamlar arayanların, kendi yüzlerinden haberdar olmaları gerekir. Başkasının tutacağı aynada, kendimize ait hiç ummadığımız sıfatlarımız görünebilir çünkü. Sık sık yüzümüze bakarak kendimize çeki düzen verebiliriz hiç değilse.

Aynanın insanın karşısına nerede, ne zaman çıkacağı belli mi olur?

Mustafa Kemal Erdemol 'ın Son Yazıları